- Kategori
- Futbol
Fenerbahçe, sadece Bursaspor’u mu yendi?

Molde’nin Kadıköy’den “şen” dönmesi, Bursaspor’u heveslendirmişti!.
Ertuğrul Sağlam’ın, günler öncesinden söyledikleri, “Gideriz Fenerbahçe'yi yeneriz geliriz.”, bu hevesin sonucuydu. Ama Ertuğrul Sağlam, bunu koşullara bağlamıştı. Sadece bunu söyleseydi, dediği “sağlam” değil, “çürük” bir deme olurdu. Buna da, en hafif deyişle, “boş konuşma” denirdi.
Ertuğrul Sağlam için “yenme”nin koşulları neydi?
”Mücadele etmek, futbolun doğrularını yapmak, az hata yapmak.”
Kadıköy’den “şen” dönme hevesi, ayrıca, “siniri, konsantrasyonu bozmadan, hakemlerle uğraşmadan” sağlanabilirdi.
Ertuğrul Sağlam, maç öncesi, hakemler sonuca etki etmez, derken de, aslında olacakları sezmişti. Ancak, hakem/lerin “sonuca etki etmesi”, neredeyse, Fenerbahçe’nin aleyhine olacaktı.
*****
Yine mi hakem?
Barış Şimşek'in bu maça verilmesini anlamlı bulanlar, yanılmadılar.
Barış Şimşek, çaldığı/ çalmadığı düdüklerle tribünlere oynadı. Tribünlere oynamak, tribünlerin hoşuna giden söz ve eylemlerde bulunmak anlamına gelse de, Barış Şimşek, tribünleri “yanlış” yapmaya sürüklemek istedi.
Kimi hakemler, kimi maçlarda yönetmiyor; Şota’nın, Cüneyt Çakır için dediği gibi, “idare” ediyorlar. Bu anlayış da, takımlardan birini kollamak, öbürünü geriye düşürmek anlamında...
Hakemler, can yakmaya, kafasına göre maç yönetmeye daha ilk haftalarda başladığına göre, demek oluyor ki, ilerleyen haftalar, başka “gelişme”lere gebe...
Ne acı, aynı zaman ne garip ki, bizim hakemler Avrupa’da başka, ülkemizde başka...
(Sadece hakemlerimiz mi?
Havaalanlarında, yurtiçinde ve yurtdışında, yurttaşlarımızın “kuyrukta duruşu”na bakmak yeter. Yurtdışında, pasaport kontrolünde, önlerindeki çizgiyi geçmeyen, kontrol yerine tek tek giden, sıralarını sessizce bekleyenler, ülkemizde aynı özeni göstermiyorlar.)
*****
Fenerbahçe, “sessiz” geçen maçın 20. dakikasında Markovic’in çabası, Nani’ni güzel vuruşuyla öne geçti.
İlk ciddi akın ve gol...
Oysa maç, ard arda gelen taç atışlarıyla başlamıştı.
Fenerbahçe, golü bulduktan sonra, geri düşmüş gibi, ikinci golü aramaya başladı. Oysa tersi olmalı, golü yiyen, coşmalıydı.
Fenerbahçe, golden sonra 13 dakika daha etkili ve baskılı oynamasına karşı ikinci golü bulamadı; dinlenmeye geçti!.
İlk yarının sonlarından Bursaspor, canlanmaya başladı.
Maç, ikinci yarıda da taç atışlarıyla sürdü. Bursaspor, toparlanır gibi oldu. Barış Şimşek, verdiği ters kararlarla, göz yummalarla tribünleri gerdiği gibi, futbolcuları da etkiledi. Ertuğrul Sağlam’ın, futbolcularına “hakemlerle uğraşmadan” oynama öğüdüne gerek kalmamıştı; çünkü hakem, kimle uğraşacağını biliyordu!.
Necid’le beraberliği sağlayan Bursaspor, umutlandı.
Ama...
Hasan Ali Kaldırım’ın inatçılığı, direnci, aklını kullanması, “al da at” pasıyla, oyuna girdikten 2 dakika sonra Van Persie, 3 puan getiren golü attı.
Sonlara doğru, 3. gol gelebilirdi, gelmedi. Çünkü Barış Şimsek, Uygar’a yapılana da, penaltı düdüğü çalamadı. Fenerbahçe, 2-1 öndeydi ya; 3. golün kendisine atılacağını düşünmüştür belki de!.
*****
Sona doğru...
Vitor Pereira, maçtan önce, Molde maçında “taktiksel dengeyi kaybetmek”ten söz etmiş, bu maçı kazanmak için, “duygusal toparlanma”nın gereğini işaret etmişti.
Vitor Pereira, önceki maça bakarak, bir sonrakinde değişiklikler yapıyor. Bu değişiklikler, kafasındaki ilk onbiri, daha oluşturamadığını gösteriyor.
Fenerbahçe’de skorlar, sıkıntılı; son anda tersine de dönecek türden.
Fenerbahçe’nin toparlanıp toparlanmadığını, asıl gücünü, sonraki maçta, Beşiktaş karşısında göreceğiz.
Bursaspor’a gelince...
Ertuğrul Sağlam, dediklerinin bir bölümü yerine getirilse de, eli boş döndü. Oysa Molde’nin Kadıköy’den “şen” dönmesi, onu, dolayısıyla futbolcularını çok heveslendirmişti!.
Son söz:
Takımlar toparlanırken hakemler toparlanmalı, kendilerine çekidüzen vermeli...
https://www.facebook.com/turgutcelik
https://twitter.com/#!/turgutcelik