- Kategori
- Futbol
Fenerbahçe:2 - Edu:2

Ne kadar da yaklaşmıştık Moskova’nın fethine… Fenerbahçe ilk yarının ilk on dakikasında yakaladığı müthiş avantajı ikinci yarının ilk on dakikasında kaybetmese belki de çoktan gruba damgasını vurmuştu. Hatırlayacaksınız Fenerbahçe’nin Inter önündeki futbolundan sonra “Fanatizmi bırak Fener’i alkışlamaya bak” başlıklı bir yazı yazmış, bir kısım fanatiklerden de yoğun eleştiriler almıştık. Oysa sarı-lacivertlilere düzdüğümüz övgülerin altında yıldızların mücadelesine dayanan ve özünde “kapasite” kelimesi olan bir görüşümüz vardı. Bugün oynanan karşılaşma gösterdi ki, kadrosunda Avrupa için en azından ses getirecek yıldızları bulunan Fenerbahçe bu mücadele azmi ve açlığını sahaya yansıtmaya devam ederse tüm UEFA organizasyonları dâhilinde sezonun flaş takımı olabilir.
Maçın başlama vuruşuyla birlikte ilk göze çarpan Fenerbahçe’nin dersine iyi çalıştığı yönünde oldu. Belki sarı-lacivertlilerin taktik dizilişte bir farklılığı yoktu ancak topun kaybedildiği anlarda santradan başlayan kademeli takım savunması tek bir gerçeği gösteriyordu: Jo ve Vagner Love. Geniş alan bulduklarında rakip takımları adeta sürklase eden bu ikiliye karşı Fenerbahçe’nin uyguladığı savunmanın etkili olduğunu söyleyebiliriz. Her şeyden önce Fenerbahçe takım halinde topu kaybettiği noktada baskı yapıyor ve CSKA’nın geriden hızlı oynamasının önüne ilk seti çekiyordu. Bunun dışında geri dörtlü ile orta saha da hemen santradan başlayan kademeli bir savunmayı CSKA’nın başına bir çorap gibi örüyordu. Hele bir de dakikalar 9’u gösterirken Alex De Souza’nın CSKA defansına “Cee!” deyişinin ardından bu savunmanın daha can siparane uygulandığına hep birlikte şahit olduk.
Aslında oyunun direksiyonu maç içinde dönem dönem el değiştirdi. İlk golü bulmasının ardından skor üstünlüğünü elinde bulunduran Fenerbahçe, CSKA’nın tehlikeli kontratak silahını en azından teoride susturmuş oldu. İkinci yarıya grogi vaziyette başlayan Edu’nun marifetiyle CSKA 2 gol birden bulunca bu kez geniş alanda oynama fırsatı ve dolayısıyla oyunun direksiyonu rakibin ellerine geçti. Bu dakikadan sonra gerek Türkiye’de gerekse Avrupa’da oynanan pek çok maçtan sonra “kenarda büst gibi duruyor” eleştirileri alan Zico’nun oyuna müdahalesine ve bir nevi zar atışına tanık olduk. Sağ kanada Colin Kazım’ı sol kanada da Roberto Carlos’u yerleştirerek üçlü savunmaya dönen Zico’nun forveti çiftlemesi Fenerbahçe’ye olumlu etki etti. Elbette ki bu müdahale sonrası rakip forvetlerin uzun toplarla Fenerbahçe kalesine inmesi ve farkın artması da olasıydı ancak uzun zamandan sonra Zico’nun oyuna böyle kritik bir müdahalede bulunduğunu görmek de Fenerbahçe adına mutluluk verici.
Teknik Direktör Zico’nun bu hamlesinin üzerinden sekiz dakika geçmişti ki Deivid yaklaşık 30 metreden nefis bir vuruşla ağları buldu. Bu gol de Zico’nun attığı zarın “hep yek” değil “düşeş” geldiğinin göstergesi gibiydi. Deivid’in atığı golde kaleci hatası olduğunu söyleyenler çıkacaktır ancak şu bir gerçek ki uzaktan atılan şutlarda eğer top kaleciye bu denli yakın bir mesafede sekiyorsa gol olma şansı her zaman vardır. Üstelik puana dair umutların tükenmek üzere olduğu böyle bir anda kalabalık savunmaya karşı şut denemek de kilidi açmak adına yapılabilecek muhtelif bir iki hamleden biri.
Maçın sonunda Fenerbahçe’nin elde ettiği bu beraberlik, sarı-lacivertlilerin gruptan çıkacaklarına dair yeşerttiğimiz umutlara adeta can suyu gibi geldi. Şimdi Fenerbahçe’nin önünde kendi evinde oynayacağı bir PSV engeli kaldı. Eğer bu maç 3 puanla geçilirse Fenerbahçe’nin gruptan çıkışı rakipler için geri döndürülemez bir noktaya gelir. Ondan sonrası da Fenerbahçe yönetimine kalır. Sebebi de şu; Ocak’taki transfer dönemine ait çalışmaların hararetle yürütülmesi için gruptan çıkışın kesinleşmesi beklenmemeli. İlk etapta bu takıma -Deniz’in yerine- Appiah bir şekilde monte edilmeli. Sorunun nasıl çözüleceği Fenerbahçe yönetiminin konusu ancak maçların zorluk derecesi yükseldikçe orta sahada Appiah’a duyulan ihtiyaç da şiddetlenecektir. İkinci olarak da fizik mücadeleye yatkın, top tutabilen bir santrafor takıma kazandırılmalı. Kim gönderilecek derseniz ibre gittikçe Deivid’den Kezman’a doğru dönmekte. Hatta şöyle söyleyeyim, Fenerbahçe teknik kurmaylarının yerinde olsam bir lig veya kupa maçında tek santrfor olarak Colin Kazım’ı denerdim. Anlayın işte, Kezman o kadar ümitsiz vaka…
Maçın başlama vuruşuyla birlikte ilk göze çarpan Fenerbahçe’nin dersine iyi çalıştığı yönünde oldu. Belki sarı-lacivertlilerin taktik dizilişte bir farklılığı yoktu ancak topun kaybedildiği anlarda santradan başlayan kademeli takım savunması tek bir gerçeği gösteriyordu: Jo ve Vagner Love. Geniş alan bulduklarında rakip takımları adeta sürklase eden bu ikiliye karşı Fenerbahçe’nin uyguladığı savunmanın etkili olduğunu söyleyebiliriz. Her şeyden önce Fenerbahçe takım halinde topu kaybettiği noktada baskı yapıyor ve CSKA’nın geriden hızlı oynamasının önüne ilk seti çekiyordu. Bunun dışında geri dörtlü ile orta saha da hemen santradan başlayan kademeli bir savunmayı CSKA’nın başına bir çorap gibi örüyordu. Hele bir de dakikalar 9’u gösterirken Alex De Souza’nın CSKA defansına “Cee!” deyişinin ardından bu savunmanın daha can siparane uygulandığına hep birlikte şahit olduk.
Aslında oyunun direksiyonu maç içinde dönem dönem el değiştirdi. İlk golü bulmasının ardından skor üstünlüğünü elinde bulunduran Fenerbahçe, CSKA’nın tehlikeli kontratak silahını en azından teoride susturmuş oldu. İkinci yarıya grogi vaziyette başlayan Edu’nun marifetiyle CSKA 2 gol birden bulunca bu kez geniş alanda oynama fırsatı ve dolayısıyla oyunun direksiyonu rakibin ellerine geçti. Bu dakikadan sonra gerek Türkiye’de gerekse Avrupa’da oynanan pek çok maçtan sonra “kenarda büst gibi duruyor” eleştirileri alan Zico’nun oyuna müdahalesine ve bir nevi zar atışına tanık olduk. Sağ kanada Colin Kazım’ı sol kanada da Roberto Carlos’u yerleştirerek üçlü savunmaya dönen Zico’nun forveti çiftlemesi Fenerbahçe’ye olumlu etki etti. Elbette ki bu müdahale sonrası rakip forvetlerin uzun toplarla Fenerbahçe kalesine inmesi ve farkın artması da olasıydı ancak uzun zamandan sonra Zico’nun oyuna böyle kritik bir müdahalede bulunduğunu görmek de Fenerbahçe adına mutluluk verici.
Teknik Direktör Zico’nun bu hamlesinin üzerinden sekiz dakika geçmişti ki Deivid yaklaşık 30 metreden nefis bir vuruşla ağları buldu. Bu gol de Zico’nun attığı zarın “hep yek” değil “düşeş” geldiğinin göstergesi gibiydi. Deivid’in atığı golde kaleci hatası olduğunu söyleyenler çıkacaktır ancak şu bir gerçek ki uzaktan atılan şutlarda eğer top kaleciye bu denli yakın bir mesafede sekiyorsa gol olma şansı her zaman vardır. Üstelik puana dair umutların tükenmek üzere olduğu böyle bir anda kalabalık savunmaya karşı şut denemek de kilidi açmak adına yapılabilecek muhtelif bir iki hamleden biri.
Maçın sonunda Fenerbahçe’nin elde ettiği bu beraberlik, sarı-lacivertlilerin gruptan çıkacaklarına dair yeşerttiğimiz umutlara adeta can suyu gibi geldi. Şimdi Fenerbahçe’nin önünde kendi evinde oynayacağı bir PSV engeli kaldı. Eğer bu maç 3 puanla geçilirse Fenerbahçe’nin gruptan çıkışı rakipler için geri döndürülemez bir noktaya gelir. Ondan sonrası da Fenerbahçe yönetimine kalır. Sebebi de şu; Ocak’taki transfer dönemine ait çalışmaların hararetle yürütülmesi için gruptan çıkışın kesinleşmesi beklenmemeli. İlk etapta bu takıma -Deniz’in yerine- Appiah bir şekilde monte edilmeli. Sorunun nasıl çözüleceği Fenerbahçe yönetiminin konusu ancak maçların zorluk derecesi yükseldikçe orta sahada Appiah’a duyulan ihtiyaç da şiddetlenecektir. İkinci olarak da fizik mücadeleye yatkın, top tutabilen bir santrafor takıma kazandırılmalı. Kim gönderilecek derseniz ibre gittikçe Deivid’den Kezman’a doğru dönmekte. Hatta şöyle söyleyeyim, Fenerbahçe teknik kurmaylarının yerinde olsam bir lig veya kupa maçında tek santrfor olarak Colin Kazım’ı denerdim. Anlayın işte, Kezman o kadar ümitsiz vaka…