- Kategori
- Spor
Fenerbahçe'de yeni bir seri; umursamazlık, ciddiyetsizlik, disiplinsizlik...

Fenerbahçe, Galatasaray maçını kazandıktan sonra federasyon tarafından oynanmadan verilen üç puanlık Ankaraspor maçını saymazsak; Kayserispor 1-1, Beşiktaş 3-0, Kasımpaşa 3-1 ve son olarak Eskişehirspor 2-1 maçıyla birlikte iyi bir seri yakaladı. Lig tarihinin en iyi başlangıcını yapan sarı lacivertli takım sonra bu sefer lig tarihinin en kötü devam çizgisine doğru hızla ilerliyor.
Kalesinde 9 gol yemişken sadece üç gol bulabiliyor ve kazandığı da tek puan oluyor.
Bunun çeşitli sebepleri var. Daha sonra detaylandıralım bunları; Fenerbahçe’yi bu noktaya getiren sebeplerin bir kısmı saha dışındayken kuşkusuz önemli aktörleri de içerideydi.
Daum sezon başında bazı oyunculara “prenslik” unvanı verdi. Bu prenslerden en soylusu kuşkusuz aristokrasinin merkezi İngiltere’den gelmişti. Diğeri Brezilyalıydı. İspanyol pasaportu taşıyanla birlikte iyi bir üçlü oluşturmuştu.
Bugün o prenslerden sadece biri sahadaydı. Diğer ikisiyse zaten yapacağını yapmıştı. “Sonkoz”unu oynuyordu. Bir daha oynar mı, göreceğiz.
Bir takımda senkronizasyonun ne kadar önemli olduğunun çok ciddi örneğidir Fenerbahçe. Teknik direktörler sahaya çıkıp defans yapmazlar, orta ya da pas vermezler, gol atmak da onların işi değildir. Tek yetkili olarak bir takımın kendisine teslim edilmesinin temel nedenlerinden bir tanesi de budur. Dengeli, birbiriyle uyumlu oyunculardan oluşan bir takım yaratıp, ligde mücadele etmek.
Daum bunu son dönemde başaramıyor.
Açıkçası tek suçlu Daum da değil. Bir takımın oyuncularının başına üst üste bir takım olaylar geliyorsa; bazı futbolcular bırakın antrenmanları milyonlarca kişinin önünde sahada kavga etmeye kalkıyorlarsa, özellikle yukarıda ismini andığımız futbolcular bunun içinde başrole soyunmuşlarsa yönetimin veya yönetimin bu iş için atadığı sorumlularının da ciddi zafiyetlerinden, başarısızlıklarından söz etmemiz gerekir. Örneğin yedek kulübesinde “Volkan Ballı” diye bir adam varken Fenerbahçe takım oyuncularının bu derece medyalık olduğunu hatırlamıyoruz. Ne demek istediğimi anlatabiliyor muyum?
"Kocaman" harflerle yazmama gerek var mı?
Bu takımdaki tüm dengeler bozulmuş durumda ve sahaya yansıyor.
Santos bu takımın akordunu bozan bir futbolcu. İlk yarı hiçbir varlık gösteremediği gibi kaptırdığı bütün toplar Fenerbahçe defansını da eksik yakalattı. Bu futbolcuya Daum 66 dakika tahammül etti. Ta ki 63. Dakika da golü kalesinde görene kadar. Tahminim o dur ki o gol bir on dakika sonra gelse Santos bir on dakika daha oynayacaktı. 66. Dakikada üç oyuncu değişikliği yapan Daum’un sahadan çıkardığı ilk oyuncu Mehmet Topuz’du. Daum’un prenslerinden söz ettik ya; bir de eziyet ettirdikleri var.
Hafta içi Özer ve Mehmet Topuz’lu bir kadro ile çıkması için bir ricada bulunmuştum. Kuşkusuz koca Daum’un beni duymasını beklemiyordum. Ancak Fenerbahçe’nin sezon başında koşan ve mücadele edecek takım olacağını ilan ederek transfer ettiği oyuncularına bu muamele yapılmasına gönlümüz razı gelmiyordu.
Semih bugün çok kötü top oynadı. Belki de ilk çıkmayı hak eden futbolculardan biriydi. Ancak yıllardır kendisine yapılanlara bakınca kendi kalesine gol atsa yine de sahada kalmayı sonuna kadar hak ettiğini de düşünüyorum. Yukarıda altını çizdik. Takımdaki dengelerle bu kadar oynarsanız olacağı bu olur. Zico da Kezman’dan vazgeçemiyordu ama Semih’i bu kadar görmezden gelmiyordu.
Alex haftalardır sahada geziniyor.
Fenerbahçe’nin beyni çalışmadığında her tarafı felç oluyor ya… Düşünün Alex bu maçta sekiz tane korner kullandı. Sekizini de çok kötü ve aynı şekilde kullandı. Son iki korner atışını Alex dışındaki oyuncular attı, biri gol oldu.
Düşünün ki Fenerbahçe’nin kadrosuna Uğur Boral girdi. Daum bu adamı sezon başında silmişti. Çünkü eli güçlüydü. Çok ciddi alternatifleri vardı. O alternatiflerinden biri üç aydır medya aracılığıyla kulübe haber yolluyordu; gittim, gidiyorum, gideceğim…
Daum da Uğur Boral’a “böyle davranmaya devam edersen seni takımdan uzaklaştırırım.” diye tehditler savuruyordu.
Ama 66. Dakikada Fenerbahçe’nin düştüğü zor durumdan kurtarmak için uğur Boral’ı sahaya sürmek zorunda kalıyorsun. Aynen Selçuk gibi.
Bu çok dramatik bir durum… Bilica ile Baroni’yi saymazsak takım çok tanıdık değil mi? Nerede prensler?
Şu bir gerçek ki, Brezilyalılar çok Kasım ayının başından beri Noel havasına girmiş gibiler.
Fenerbahçe Gaziantepspor maçında konsantrasyon sorunu yaşadı ve goller yedi. Takım savunması oyundan düşmüştü. Benzer bir şeyi Beşiktaş maçında yaşadılar. Sanki hatlar arasındaki devrelerin anlık kapanması durumu... Fink vurdu maçı aldı götürdü. Kasımpaşa maçında da inanılmaz boşluklar ve akıl durgunlukları oldu, bir ders de Kasımpaşa'dan alındı. Eskişehirspor'un birinci golü öncesinde Fenerbahçe takımının devrelere kapatması da benzer bir görüntüydü.
Artık biz buna konsantrasyon mu diyeceğiz, umursamazlık mı, ciddiyetsizlik mi, disiplinsizlik mi, boş vermişlik mi?
Eskişehirspor’un hakkını yemeyelim. Aslında Fenerbahçe karşısına kim çıkarsa çıksın artık bu cümleyi kurmak adet haline geldi. Fenerbahçe ya rakibini bize böyle gösteriyor ya da rakipleri Fenerbahçe’ye karşı bir başka top oynuyor. Eskişehirspor’da Youla hariç hemen bütün futbolcular görevlerini yaptılar.
Fenerbahçe bu maça on kişi çıktı.
Hayır, bunu iş olsun diye bir şey ima etmek için söylemiyorum. Hakemler bugün sahaya çıkarken Fenerbahçe’nin on bir futbolcusunun olduğunu görmezden geldi.
Bu bir kural hatasıydı.
Hangi futbolcudan söz ediyorum?
Bilica…
Ne yardımcılar ne de orta hakem bu adamı sahada görmedi. Rakip ceza sahasının içinde sadece forması çekilmedi, hani maç sonunda forma değişimi yapılıyor ya, Eskişehirsporlu futbolcular ısrarla Bilica’nın formasını çıkarmak, kapmak için büyük bir mücadele verdiler. Fenerbahçe’nin golü öncesinde Youla Bilica’ya çok sert bir faul yaptı. Yardımcı hakem olsun, orta hakem olsun pozisyonun içindeydiler. Top dışarı çıktığı için kornere hükmettiler. Ben burada hakemlerin bu pozisyonu devam ettirmelerini yanlış karar vermelerine yoramıyorum; o an baktıkları yerde Bilica’yı görmüyor olmaları gerekir diye düşünüyorum. Yetmiyor, Bilica gidiyor yine o kızgınlıkla rakip ceza sahası içinde olmadık fauller yapıyor, kasti hareketler yapıyor, hakemimiz yine görmüyor.
Fenerbahçe’nin iyi oynamadığına hiç kuşku duymuyorum. Bakın Fenerbahçe bu pozisyonda gol yemese belki bir sonrakinde kalesinde golü görecekti. Ancak hakemler de futbolun içindeki temel aktörler olarak görevlerini yapacaklar, yapamadıklarında da eleştirilecekler.
Yazılacak çok şey var.
Son sözü Sn. Aziz Yıldırım'a ayırmak istiyorum. Keşke konuşmasaydı. Haksız olduğunu düşünmüyorum; ancak böyle konuşmaları ters tepki yaratıyor. Hele Kulüpler Birliği Başkanlığı'ndan ayrılması kararını bir kere daha gözden geçirmeli diyorum.
Fenerbahçe'yi konuşmayı sürdüreceğiz.
Maalesef...
Uzay Gökerman