- Kategori
- Futbol
Fenerbahçe inişe mi geçti?

Maçlarda bu hareketi o kadar çok görür olduk ki....
Ligdeki son 3-4 maçtır Fenerbahçe, geçen yılın ikinci yarısında yakaladığı istikrarlı futbolun çok uzağında. 3 Temmuzdan beri yaşananlar elbetteki takımın seyircisinden futbolcusuna, teknik adamından yönetimine, bütün unsurlarını olumsuz etkiledi. Bir de bu durumu fırsat bilip özellikle takımın önemli ve sinirleri zayıf futbolcularına son darbeyi vurmaya çalışan Fenerbahçe düşmanı zatların hamleleri, işleri oldukça zorlaştırdı.
Son maçlarda göze çarpan sahada ki bıkkın ve isyankar tavırlar aslında bu yıpranmış psikolojinin eseri. Hele hele Volkan, Emre gibi daha çabuk etkilenen bazı isimler hergün kendini iftira-gerçek gözetmeden birtakım iddalarla ekranlarda görmekten; eminim ki televizyonsuz, gazete ve hatta internetsiz bir hayata geçiş yapmak istiyorlardır. Futbolcular hakkında en küçük bir iddia olmamasına rağmen medyada bu işle ilgili anılmayan, hatta savcılığa çağrılmayan futbolcumuz kalmadı çok şükür. Umarım bunları yapanlarla günün birinde bu camia hesaplaşma fırsatı bulacaktır. Ben tam futbolla ilgili yazacakken bu saçmalıklar aklıma geliyor ve bazı kelimeler adeta kendiliğinden akıp gidiyor. Sanırım bizim de psikolojimizi bozdu bu menfaatçı leş kargaları!!!
Ben gene de maça değineyim . Umarım izlemeyen Fenerbahçeli sayısı fazladır çünkü izleyen tüm taraftarlar umutsuzluğa kapılabilirdi. Niye mi? En tehlikeli ilk yarı pozisyonu ceza sahası dışından Emre'nin direkten dönen şutu, 2. devre ise Stoch'un kaleciyle karşı karşıya kaldığı ve kararsızlıktan kaçırdığı pozisyon var. Gençlerbirliğinin ise pozisyonları daha net. Belki de maçın en iyisi kaleci Volkan olmasa, herhangi bir kalecinin yiyeceği ve aklınızdan "bunu nasıl yersin" diye geçirmeyeceğiniz kadar net iki gol vardı.
Puan kaybedilebilir, mağlup olunabilir de beni düşündüren Fenerli futbolcuların "yenilsekte mazeretimiz var" durumunu sanki bilinçaltına yerleştirmiş oldukları hususu. İnşallah öyle değildir ama; hiç bir şey yapmasa da her maç kendini yerden yere atan Emre'nin sakin ve pasif futbolu, Selçuk'un kale yerine " aman sende kaleye gitse ne olur zaten moralimiz bozuk" tavrıyla kale arkası tribünlere gönderdiği 2 boş şut, Caner'in "siz karışmayın herşeyi ben yaparım kardeşim " tarzı asabi ve bencil futbolu, Özer'in "gene enteresan bir iki hareket yapıp günü kurtarabilir miyim" düşüncesinde ruhsuz mücadelesi vardı sahada. Bir ara Gençlerbirliği de bu işe ayak uydurunca, ekran karşısında -10 derece soğukta futbol oynayan Rusya ikinci liginden maç mı izliyorum diye düşünmekten kendimi alamadım .
Maçı Fenerbahçe adına kötü duruma sokan diğer bir husus ise, oyuna sonradan giren Semih ve özellikle Uğur'un oyuna ısınmak istemeyen! halleri oldu. Hani birde oyundan alınanların diklenmeleri yok mu? "Çok iyi oynuyordum ey tribünler Hoca beni almasaydı kesin kazanırdık " mesajı vermeye uğraşan bu hareketler aslında seyirciye o kadar antipatik geliyor ki bir bilseler !!!!
Stoch onlardan sonra oyuna girse de kaleyi bir kaç kez yoklayabildi. Kaçırdığı pozisyon ise sanırım oyuna hazır olmamasından kaynaklandı. Kenarda niyedir bilinmez çok az ısındırılan bu futbolcunun sakatlanmadan oyunu bitirmesi bana göre şanstı.
Bir parantezde yardımcı ( yan ) hakemlere. Fenerbahçeye olan aşırı ilgileri ! devam ediyor. Yanlışlıkla iptal edilen goller, rakiplere verilen ofsayt goller...... Bu maçta da tutarsız kararları vardı. İnşallah hepsi tesadüftür.
İşin özeti, maçın Fenerbahçe adına sarı kart gören tek futbolcusunun Bienvenu oluşuydu sanırım, o kadar bir oyundu işte.