- Kategori
- Futbol
Top 10: Fenomen teknik adamlar

Şenol Güneş
Kendime göre futbol “en”lerini sıraladığım yeni bir bölüm açayım dedim. İlk sıralamamın konusu; tarzıyla, oyun sistemiyle, karakteriyle ve/veya başarılarıyla bende derin izler bırakan teknik direktör ve menajerler.
10-Abdullah Avcı
Aslında bu ismi pek sevdiğim söylenemez, listeye koyup koymama konusunda da tereddütlerim vardı. Ama Türkiye gibi bir ülkede; beş buçuk sene aralıksız bir takımın başında olmak, o takıma hatırı sayılır bir futbol oynatmak, bir üst lige çıkartmak, Türkiye Kupası’nda final oynatmak ve onu da şaibeli bir biçimde kaybetmek, sürekli büyük takımların belalısı olmak, üst sıraları zorlamak ancak saygı duygusu uyandırıyor bende. Bu 5.5 senede çok az taraftar desteği gördü İBB, son 2 senede Boz Baykuşlar biraz durumu toparlamaya çalıştı. Tabii bu duruma taraftar baskısı yoktu diye karşı görüş gelebilir ama futbolcuları taraftarsızlığa alıştırmak da bir meziyet. İBB’den önce genç milli takımlardaki başarılarını da göz önüne alırsak, Abdullah Avcı bana göre saygın bir teknik adamdır. A milli takımdaki yeni görevinde kendisine başarılar diliyorum.
9-Fabio Capello
Oynattığı anti-futbol birçoklarını rahatsız edebilir. Ama büyük bir kulüpseniz, takımınız uzun süredir başarıya hasretse ve artık buna bir son vermek istiyorsanız eninde sonunda İtalyan teknik adamın kapısını çalmak zorunda kalırsınız. İstatistiklerle örneklendirelim. İlk teknik adamlık deneyiminde Milan’ın başına geçti ve 3 senedir şampiyon olamayan Milano ekibini 3’ü üst üste olmak üzere 4 kere şampiyon yaptı. Ayrıca 1994 yılında Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşadı. Ardından bir sezonluk ilk Real Madrid macerası başladı ve 6 senede bir defa şampiyon olmuş başkent ekibini yeniden birinciliğe taşıdı. 1997 yılında İtalya’ya geri döndü, Milan’da bir sezon daha çalıştıktan sonra Roma’nın başına geçti. Burada da mucizeler yaratan Capello, 2001 yılında şampiyonluk hasreti 18 yıla çıkan Roma’yı zirveye taşıdı. 2004’te Juventus’a geçti, burada da şampiyonluklar yaşadı ama Calciopoli skandalı yüzünden bu şampiyonlukları geçerli sayılmadı. 2006/2007 sezonunda ikinci Real Madrid seferi başladı. Los Galacticos kupaya hasret 4. yılına girmişti ve beklenildiği gibi Capello derde deva oldu. Barca hegemonyasına son verdi ama oynattığı defansif oyun Madrid’e uymuyor gerekçesiyle görevine son verildi. Capello’nun 2008’den beri durağı İngiltere milli takımı. 1966 yılındaki Dünya Kupası’ndan beri kupa kazanamayan İngiltere’nin neden tecrübeli İtalyan’ı tercih ettiği belli değil mi sizce de?
8-Slaven Bilic
Açıkçası 2008’e kadar kendisi hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Ne 1998’de üçüncü olan kadroda olduğunu biliyordum ne de antrenörlük geçmişini. Ama Türkiye’nin de katıldığı EURO 2008 turnuvası, en azından kendi futbol dağarcığıma, Slaven Bilic gibi bir değeri kazandırdı. Lise yıllarımdan beri futbol antrenörü olmayı istemişimdir. Başarabilseydim, tarz olarak Hırvat teknik adamı örnek alırdım kendime. Futbolu rock müzik ile birleştiren bir yapı, tam hayalimdeki gibi. Aklımda yer eden 3 maçı var: İlki deplasmanda 3-2 kazandıkları İngiltere maçı. 2008’e gitmeleri garantiyken ve İngiltere için de 1 puan yeterliyken muhteşem bir oyunla ve hakeme rağmen maçı kazanmasını bildiler ve İngiltere’nin şampiyonaya katılamamalarına neden oldular. Bilic’in maç sonrası sarfettiği “Wake up! You did not score your two goals because you had two strikers up front, we were simply the better team.” sözleri de akıllarda yer etti. İkinci maç, 2008’deki Türkiye maçı. Herkes ne olduğunu biliyor zaten, benim bir daha anlatmama gerek yok. Sadece bu maçın Bilic üzerinde yarattığı etkiyi görmek isteyenler 2008 ve 2011 yıllarında Bilic’in fotoğraflarına bakabilirler. Son maç da İstanbul’daki Türkiye maçı. Her ne kadar kendisi bunu inkar etse de müthiş bir intikam aldı Bilic Türkiye’den. Belki geçen üç senede biraz yaşlandı, maça daha temkinli yaklaştı ama yapılması gerekeni takımına enjekte etti ve 11 Kasım 2011’de dünyanın en mutlu adamı oldu. O gün onun yerinde olmak isterdim…
7-Joachim Löw
Şu anki konumuna bakınca kulüp antrenörlüğü kariyeri iyi geçmiş gibi gözükebilir. Ama öyle değil. Stuttgart ile bir Almanya Kupası ve FC Tirol Innsbruck ile bir Avusturya şampiyonluğu dışında başarısı yok. Türkiye’de Fenerbahçe ve Adanaspor’u çalıştırmış, ikisinden de kovulmuş. Oynatmaya çalıştığı futbol takdir toplasa da saha sonuçlarına yansıtamamış bunu. Şimdi durum böyle mi? Almanya süper top oynuyor. Hani Almanya her zaman belli bir standartta oynamıştır, hiçbir dönem kötü olmamıştır. Ama uzun zaman sonra standartın çok üzerine çıktılar ve kazanmanın yanında göze hoş gelen futbol oynamaya başladılar. Bu durumun mimarı Joachim Löw. Aslında Almanya’daki pozitif değişim Klinsmann’ın takımın başına gelmesiyle başladı, Löw de onun yardımcısıydı. 2006’daki Dünya Kupası’nda futbolsever herkes onların şampiyon olmasını istiyordu ama talihsiz bir şekilde 3. oldular. Löw bu turnuvadan sonra Almanya’nın birinci adamı oldu. EURO 2008’i kazanabilirlerdi ama karşılarında canavar İspanya vardı. Finalde onlara kaybettiler. Aynı İspanya 2010’da bu sefer yarı finalde karşılarına çıktı, yine onları geçemediler. Üçüncülük maçında Uruguay’ı yendiler. Türkiye’de beğenilmeyen Löw’ün Almanya’sı, 2012 Avrupa Şampiyonası elemelerinde Türkiye’nin grubunda yer aldı. Bütün maçlarını kazanan Almanya bu sefer daha sağlam geliyor. Löw 2012’yi istiyor!
6-Andre Villas-Boas
Bazı hayatlar vardır, kader onları belli bir yere getirmek için didinip durur. Villas-Boas’ın hikayesini de böyle görüyorum ben. 16 yaşında Bobby Robson ile aynı apartmanda oturuyor olması ve büyük annesinin Manchester asıllı olmasından dolayı İngilizcesinin gelişmiş olması; futbol dünyasında profesyonel oyuncu olarak yer alamasa da antrenör olarak yer almasına olanak sağlamıştı. Bobby Robson’ın desteğiyle İngiltere’ye antrenörlük eğitimi almaya giden Andre, ilk teknik direktörlük deneyiminde 23 yaşında Virgin Adaları milli takımını çalıştırdı. Daha sonra kıyaslandığı Jose Mourinho’nun teknik kadrosunda asistan menajer olarak kendine yer buldu. Mourinho’nun Chelsea ve Inter maceralarında onunla birlikteydi. 2009’da Academica’nın başına geçti ve küme düşmesine kesin gözüyle bakılan takımını ligde 11.liğe, kupada da yarı finale taşıdı. Yarı finalde, 2010 yazında başına geçeceği Porto’ya elendi. Oynattığı futbol, gençliğinin verdiği hırs ve heyecan, oyunu okumadaki üstün özelliği ile Porto kendisine kapılarını açtı. Eminim ki Porto yönetimi “yeni bir Jose Mourinho’muz oldu” inancıyla Andre’yi takımın başına getirmiştir. Zaten kendisi de beklentileri boşa çıkartmadı. Porto 2010/2011 sezonunda Süper Kupa, Portekiz Kupası, lig ve UEFA Avrupa Ligi olmak üzere katıldığı 4 turnuvayı da kazandı. Tıpkı Jose gibi evinde kaybetmeyen Andre’nin Jose’den ayrılan yönü, daha pozitif futbol oynatmasıydı. Ve yine tıpkı Mourinho gibi Villas-Boas’ın da Porto’dan sonraki durağı Chelsea oldu. O şimdi 33 yaşında ve dünyanın en zorlu liginde şampiyonluk mücadelesi veriyor. Andre, hayatın kendisine sunduğu şansı iyi kullandı ve futbol tarihinde eşine benzerine az rastlanır bir başarı öyküsüne imzasını attı. Ama genç Portekizli’nin daha önünde çok uzun yolu olduğunu da belirtmek gerek. Sonuçta futbolda ve hayatın geri kalanında önemli olan şey devamlılık…
5-Kenny Dalglish
Futbolculuğu zaten tartışılmaz. Liverpool kulübünde efsane olmuş bir forvet, taraftarların yaptığı ankette en çok iz bırakan 100 Liverpollu arasında birinci seçilmiş bir İskoç. Teknik adamlığını beğenmeyenler çıkabilir, özellikle Celticliler. Oyunculuğu kadar parlak geçmiyor belki menajerliği ama kazandığı kupaları ve bu kupaların önemini asla yadsıyamayız. 1985’teki ünlü Heysel faciasından sonra Liverpool teknik direktörü Joe Fagan istifa etti ve takımın başına oyuncu-menajer olarak Dalglish geçti. İlk sezonunda iki kupa birden kazandı. Kendisinin de oynayıp gol attığı son maçta Chelsea’yi 1-0 yenerek Everton’ın iki puan üzerinde İngiltere Ligi’ni, bunun yanında yine Everton’ı 3-1 yenerek FA Cup şampiyonlukları yaşadı. Liverpool’un FA Cup’ı en son 12 sene önce 1974’te kazandığını hatırlatmakta fayda var. Sonraki 4 sezonda 2 şampiyonluk daha yaşadı Dalglish’in Liverpool’u. 1989/90’daki son şampiyonluğun aynı zamanda Liverpool’un son şampiyonluğu olduğunu söyleyerek bu kupanın da ne denli önemli olduğunu açıklamış oluruz sanırım. 1991’de görevinden istifa ettiğinde Liverpool ligde ve FA Cup’ta yoluna emin adımlarla ilerlemekteydi. Bu açıdan şaşırtıcı bir istifa oldu. Ekim 1991’de yeni durağı bir alt ligdeki Blackburn Rovers’tı İskoç menajerin. Çok geçmeden Blackburn’ü Premier Lig’e çıkarttı ki bu 1966 yılından sonra Lancashire ekibinin ilk defa İngiltere futbolunun en üst liginde olması anlamına geliyordu. Bununla da yetinmedi Dalglish, 1995’te takımını şampiyon yaptı. Premier Lig kurulduğundan bu yana (1992) 4 takım şampiyon oldu. Manchester United, Arsenal, Chelsea ve Blackburn Rovers. Liverpool gibi büyük bir kulüp bu takımların arasında yok, böylece Dalglish efsane olduğu kulübe selamını çakmış oldu. 97’deki Newcastle ve 2000’deki Celtic maceraları pek istediği gibi geçmedi, kazandığı tek kupa İskoçya Lig Kupası’ydı. Kariyerine Celtic’te futbol direktörü, Liverpool’da gençlik akademisinin başındaki adam olarak devam etti, tâ ki 2011 yılına kadar. Liverpool’un geçirdiği zor zamanlarda kurtarıcı olarak geçen sezon göreve çağırıldı. Takımda gözle görülür bir düzelme başladı, bu sezon da liderin 12 puan gerisinde 6. sıradalar. Kimse ondan kısa vadede şampiyonluk beklemiyor ama 22 yıl aradan sonra Liverpool’u biri şampiyon yapacaksa bu ancak Kenny Dalglish’e yakışır.
4-Ahmet Suat Özyazıcı
Her ne kadar yaş itibariyle başarılarını göremesem de bu listede Ahmet Hoca olmazsa olmazdı. Trabzonspor “Trabzonspor” olduysa, ülkede bir efsane, bir devrimci konumuna geldiyse bunda en büyük emeklerden biri Ahmet Suat Özyazıcı’ya ait. Kariyerinde Trabzonspor ile kazandığı 17 kupa var, bu 17 kupa içinde çok özel olanlar da var. Öncelikle Trabzonspor’u 1974 yılında ikinci ligde şampiyon yaptı. Bir sonraki sene sadece bir defa düzenlenen Kıbrıs Barış Kupası’nda da kupaya ulaşarak dikkatleri üzerine çekti. Ve bir sonraki sezon ihtilali gerçekleştirdi Ahmet Hoca ve öğrencileri. 3 İstanbul takımının hegemonyasını yıktı, yapılamaz denileni yaptı. Daha sonra bu başarıyı 3 defa tekrarladı, tesadüfi olmadığını herkese gösterdi. Ayrıca 3 defa Türkiye Kupası’nı, 5 defa Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı, 2 defa Başbakanlık Kupası’nı, bir defa da Kara Kuvvetleri Kupası’nı kazanarak ulaşılması güç bir başarının altına imzasını attı. Ahmet Hoca’nın belki de tek eksik yanı, Trabzonspor’dan sonra gittiği Bursaspor, Sarıyer ve Vanspor’da bu başarılarını tekrarlayamaması oldu. Ama bu durum, onun bir efsane olduğu gerçeğini değiştirmez. Trabzonspor en parlak dönemini Ahmet Hoca’yla yaşadı, inşallah daha parlak yılları öğrencisi Şenol Güneş ile yaşayacak.
3-Sir Alex Ferguson
Sir Alex’in kariyerini değil yazmaya, özetlemeye bile kalksam şu anki yazdıklarımdan daha fazlasını yazmak zorunda kalırım ki hem ben yazarken sıkılırım hem de siz okurken sıkılırsınız. Ama şunu söyleyebilirim ki “Sir” ünvanını aldığı 1999 yılından bugüne kadar yaptıklarıyla bir defa daha “Sir” ünvanı alabilirdi. 25 yıllık Manchester United kariyerinden önce de başarılı bir teknik adamdı Sir Alex. Şöyle ki; İskoçya’nın St. Mirren takımını İskoçya 1. Lig (sıralamada 2. Lig) şampiyonu yaptı, ardından Aberdeen’e geçti. Aberdeen’i uzun yıllar sonra 3 defa lig şampiyonu, 4 defa İskoçya Kupası şampiyonu, bir defa İskoçya Lig Kupası şampiyonu, bir defa UEFA Kupa Galipleri Kupası şampiyonu ve bir defa da UEFA Süper Kupası şampiyonu yaparak tarihinin altın dönemini yaşattı. 1986 yılında Kırmızı Şeytanların başına geçti. İlk kupasını 1990 yılında kaldırdı, yani bu 25 yılın ilk 4 senesi kupasız geçti. ManU yönetimi kendisine sabretmeseydi dünyanın gelmiş geçmiş en iyisi olarak bahsedilen Sir Alex’ten bahsedemeyecektik. 1990 yılındaki FA Cup şampiyonluğunu Kupa Galipleri Kupası şampiyonluğu ve Lig Kupası şampiyonluğu takip etti. Ve 1993 yılında takımın 26 senelik şampiyonluk hasretine son verdi, 12 Premier Lig şampiyonluğunun ilk halkasını ekledi. Sir Alex’in ManU kariyerinde kazandığı tüm kupaları sıralayalım; 12 Premier Lig, 5 FA Cup, 4 Lig Kupası, 10 FA Community Shield, 2 UEFA Şampiyonlar Ligi, bir UEFA Kupa Galipleri Kupası, bir UEFA Süper Kupası, bir Kıtalararası Kupa ve bir FIFA Kulüpler Dünya Şampiyonası… Görüldüğü gibi katılıp da kazanamadığı kupa yok. Bireysel olarak da bir sürü ödül aldı, en önemlisi de “Sir” ünvanı. Ayrıca futbol dünyasına bir sürü yıldız kazandırdı, her jenerasyonla başarıyı yakaladı. Bütün bu başarılara rağmen, yaşı da ilerlemiş olmasına rağmen, bu adam futboldan asla sıkılmıyor. Zaten başarının arkasındaki iki etkenden biri bu, diğeri de sabır. Doğru işleri ısrarla yapıp sabır gösterirseniz başarıya mutlaka ulaşırsınız; Sir Alex bunun futbol dünyasındaki en canlı örneği. Bu açıdan, United’ın bu sezon aldığı 1-6’lık ağır City yenilgisi beklendiği kadar kötü bir şey değil bana göre. Bildiğim Sir Alex bunun altında asla kalmaz, bu da birkaç sene daha kendisini United’ın başında görebiliriz anlamına geliyor. Ben asıl ondan sonra gelecek olan menajere acıyorum, ondan daha iyi olma ihtimali var mı?
2-Jose Mourinho
Seveni kadar sevmeyeni de fazla. Ben seven taraftayım. Ve bana göre, karizmanın tanımıdır Mourinho. Villas-Boas başlığında adını sıkça anmıştım. Jose’nin de oyunculuk geçmişi yok. Onun da yolu Sir Bobby Robson ile kesişince hayatı değişti. Tercümanı olarak önce Sporting Lizbon’da sonra Porto’da daha sonra da Barcelona’da İngiliz teknik adamın ekibinde görev yaptı. Yaptığı her antremanı dikkatle izledi, her hareketi not aldı. Daha sonra Louis van Gaal Barca’ya geçti, Mourinho da onun ekibine girdi. Onun tecrübelerinden de olabildiğince faydalandıktan sonra çalkantılı Benfica kariyeri başladı. Benfica’dan sonra Leiria’nın başına geçti ve kulübe en parlak dönemini yaşattı. 2002’nin başında Porto’nun teklifine evet deyince kariyerinin (bence) en başarılı dönemi başladı. 2 lig, bir kupa, bir Portekiz Süper Kupası, bir UEFA Kupası ve bir UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu… Özellikle son aldığı kupa, Porto için büyük bir başarı. Keza Jose Mourinho için de öyle… Tabii bunlar Chelsea’nin patronu Abramovich’in gözünden kaçmadı, Chelsea’nin başına geçti Mourinho. 50 sene sonra takımı Premier Lig’de şampiyon yaptı, bir sonraki sezon tekrarladı. FA Cup, Lig Kupası, Community Shield derken İngiltere’de kazanılmadık kupa bırakmadı. Ama Abramovich Şampiyonlar Ligi’ni istiyordu. Jose bunu veremedi ve görevine son verildi. 2 senelik Inter kariyeri 2008’de başladı. Burada da iki Serie A, bir kupa, bir de Süper Kupa şampiyonluğu yaşadı. Şampiyon olmak onun için kolay bir hale gelmişti ama asıl mesele Şampiyonlar Ligi’ni bir daha kazanmaktı. 2010’da bunu da başardı, Inter’i Kupa 1’de zirveye taşıdı. Buradaki misyonunu tamamladığını kupayı kazandıktan hemen sonra açıkladı; Real Madrid ile anlaştığını da ekledi ardından. İki sezondur Real Madrid’de şimdi ve Barcelona hegemonyasına son vermeye uğraşıyor. Henüz başarabilmiş değil ve bu durum onu daha da inatçı yapıyor. Kafasına La Liga ve 3. Şampiyonlar Ligi zaferlerini koydu; başarması hiç şaşırtıcı olmaz. Kazanmak onun karakterinde var. İçimden bir ses, hedefini gerçekleştirdiğinde Chelsea’ye, yarım kalan işini tamamlamaya gideceğini söylüyor.
1-Şenol Güneş
Benim açımdan zirve ondan başkasına verilemezdi. Kendi içimdeki itibarını iade etmem gerekiyordu çünkü 2009’da takımın başına gelmesini hiç istemiyordum. Daha önce 3 defa gerçekleşmeyen şey 4. gelişinde mi gerçekleşecekti? Ama şimdi bu soruyu sorsanız vereceğim cevap evet olur. Şenol Güneş; bir teknik adam, bir öğretmen, bir filozof ve hepsinden önemlisi bir “adam”… Aramızda kilometreler var ama bana öğrettiği şeyler o kadar fazla ki… Türk futbolunun başına gelen en güzel şey kendisi. Ve geçen sezonki “şampiyonluğu”, bu sezonki Şampiyonlar Ligi performansı ile diyorum ki; evet, kendisi 4. defa gelmiştir ve bu sefer başarmıştır. Hem Trabzonspor’u efsane günlerine geri döndürmüş, hem Türk futboluna Burak Yılmaz gibi, Tolga Zengin gibi, Onur Kıvrak gibi yetenekleri armağan etmiş, medyaya, kendi meslektaşlarına, taraftarlara, yöneticilere gerekli dersleri vermiş, üstüne de Türkiye Kupası şampiyonluğu yaşamıştır. Daha fazlasını da yapacaktır ama bu yaptıklarıyla bile kalbimde her zaman bir numaradır. Bunun dışında bilindiği üzere Dünya Kupası 3.lüğü, FIFA yılın teknik direktörü, 1995 yılında bir Türkiye Kupası zaferi daha var, 2 kere de Süper Kupa’yı kazandı. Güney Kore seferinde iki sezon lig ikinciliği de yaşadı. Resmi olarak henüz lig kupası kaldıramadı ama biz taraftarlar geçen sezonun şampiyonu olarak Trabzonspor’u kabul ettiğimiz için şekilli metal bir ağırlığı kaldırmasa da olur. Yani uzun lafın kısası, gerek teknik adamlığıyla gerekse insanlığıyla Şenol Güneş her zaman zirvededir.
euphrates, 26.11.2011
http://blackeuphrates.wordpress.com/2011/11/26/top-10-fenomen-teknik-adamlar/