- Kategori
- Futbol
Fenerbahçe’nin sorunu motivasyon değil !

Şaşıyorum, hala “Fenerbahçe’nin sorunu motivasyondur” diyenlere… Ne güzel kelimeymiş şu “motivasyon”. Aklımızın ermediği her konuya sokuşturabiliyoruz. Joker kelime. Peki ne anlama geliyor “güdü” yani “motivasyon”? Bir tanıma göre, bir eylemi gerçekleştirebilmek için oluşturulan güç ve istek. O halde, Fenerbahçe’nin lige motive olamadığını söyleyenler, Fenerbahçe’nin Anadolu takımlarını yenebilmek için gereken gücü ve isteği oluşturamadıklarını belirtmek istiyorlar. Hem de bunca hafta geçmiş olmasına rağmen. Peki bunu 12. haftaya gelindiğinde de savunmak mümkün mü? Eğer hala öyleyse bunu artık motivasyon eksikliği değil, lakaytlık ya da psikolojik bozukluk olarak adlandırmak gerekir. Zannetmiyorum. Ben Fenerbahçe’nin Anadolu takımlarına karşı aldığı başarısız sonuçları motivasyon eksikliğine bağlamıyorum. Bu belki ilk haftalarda böyleydi ama, Fenerbahçeli futbolcular bunu çoktan aştılar bence. Ligin sandıkları kadar kolay geçmeyeceğini onlarda birkaç maç içerisinde fark etmişlerdir eminim ki. Bunun dışında, her takımda olabilecek ve maçın neticesini etkileyebilecek anlık motivasyon sıkıntıları da takımın geneline sirayet etmiş bir motivasyon bozukluğu olarak algılanmamalı.
Sorun sistem ve tercih edilen oyuncu yapısında
Avrupa’nın önemli kulüplerine teker teker diz çöktüren Fenerbahçe, her lig maçı sonrasında oynadığı futbolla gerek taraftarının, gerekse otoritelerin kafasını karıştırıyor. Dikkatli izleyiciler, Fenerbahçe’nin Süper Lig ve Şampiyonlar Lig’i maçlarında ortalama 4 gol pozisyonu ile oynadığını fark etmişlerdir. Dikkat edin ! “Net pozisyon” demiyorum, “gol pozisyonu…” Bu çok önemli bir sorun aslında. Ve bunun cevabı, “motivasyon eksikliği” denecek kadar basit değil. Sorun sitemde. Sistem-oyuncu tercihi ilişkisinde.
Fenerbahçe’nin oyun şablonu 4-5-1. Bu, maç içerisinde 4-2-3-1 ile, 4-4-1-1 arasında sürekli olarak yer değiştiren bir dinamiğe sahip. Sitemin altın kuralı ise “hızlı hücum”. Avrupa kupalarında, rakiplerin Fenerbahçe’nin üzerine gelmesi sistemi mükemmel bir şekilde işletiyor. Sarı lacivertliler sabırlı bir şekilde rakip savunmanın hata yapmasını bekliyor ve fırsatını bulunca hesabı kesiyor. Dolayısıyla Avrupa’da işler yolunda gidiyor. Ancak Lig’deki rakiplerin savunmada çok oyuncu bulundurmaları ve defans güvenliğini elden bırakmamaları bir takım sıkıntılara neden oluyor. Hal böyle olunca Fenerbahçe’nin risk alması, çabuk oyun ve hızlı hücumlarla rakibi gafil avlaması gerekiyor. Bu durum da hızlı hücuma uygun bir ofansif yapı gerektiriyor.
Deivid, Wederson ve Alex bu sisteme uygun değil.
Fenerbahçe’nin ofans bölgesinde sağ ve sol kanat hücumcuları Wederson ve Deivid. Bu iki oyuncuda 4-5-1’in kendilerin istediği, hücuma hızlı çıkabilme, toplu ve topsuz koşularda sürat, adam eksiltebilme, orta alandan sıfıra kadar olan kanat bölgelerini aynı etkinlikte kullanabilme, gibi özelliklere sahip değiller. Deivid buna dair eksiklerini, forvet özellikleriyle kapatmaya gayret ediyorsa da, bu sistem gerekliliklerinin yerine getirilmesi için yeterli olmuyor. Wederson’un ise sistem içerisindeki yerine uygunluğu Deivid kadar bile değil. O genel hatlarıyla güçlü ve mücadeleci bir oyuncu. Oyun yapısı ise daha çok savunma futboluna yatkın. Hücumda ise çok yetersiz.
Alex de Souza. Modern futbolun neslini tüketmekte olduğu nadide yıldızlardan biri. O’nun Fenerbahçe’nin futboluna görsellik ve sanat kattığını kimse inkar edemez. Ancak, eğer 4-5-1 oynuyorsanız ve burada da forvet arkasında Alex’i kullanıyorsanız işte o zaman sıkıntılar başlıyor. Sistem, forvet arkasında görevlendirilmesi gereken oyuncunun prese yatkın olmasını istiyor. Aksi taktirde hücum bölgesinin ortasında sadece santrforunuzun pres gücüne kalıyorsunuz. Bu da rakibinizin işini kolaylaştırıyor. Bunun dışında, Alex’in yeterince hareketli bir oyun yapısının olmaması, santrforun sağına ve soluna yapması gereken boş koşularda yetersiz kalması, sistemin ondan beklediği şekilde, maç içerisinde kanat oyuncularıyla yer değiştirme gibi ofansif oyunlara katılmaması, önünde çift santrforla oluşturulmuş bir pres gücünün olmayışının da etkisiyle, markajı kolay statik bir oyuncu profili çizmesi, Alex’i hücum gücüne katkısını fazlasıyla etkiliyor. Ayrıca yıldız oyuncunun kayda değer bir oyun ritmi de yok. Saman alevi gibi parlayıp sönen atak hamleleri forvet hattını ihtiyacı olan devamlılığı ortaya koyamıyor. Sonuç olarak Alex’in yetenekleri 4-5-1’in forvet arkasını kotarmaya yetmiyor.
Spalletti ve Scolari sistemi doğru oyuncularla işletiyor.
Avrupa’da Fenerbahçe’ye benzer bir oyun yapısıyla oynayan takımların başında Roma geliyor. Sarı kırmızılıların sol açığında Mancini görev alıyor. Teknik özeliklerini az çok biliyoruz. Hızlı, kıvrak, kolay adam eksiltebilen, kendi bölgesinde her alanı(2. bölge, 3.bölge ve sıfır)rahatlıkla kullanabilen tam bir kanat hücumcusu. Sol açıkta görev alan Giuly ise yine hızlı hücuma çıkabilen, çabuk, kıvrak, sıfıra inebilen, kolay adam eksiltebilen kısacası görev yerinin gerekliliklerini rahatlıkla yerine getirebilen bir oyuncu. Forvetin arkasında görev alan Perrotta ise, tek santrfor arkasında görev alabilecek özelliklerin tümünü kendinde barındırıyor. Pres, kanat adamlarıyla alan değiştirme, çabukluk, topsuz oyun, forvete destek vs, … Kalite farkını dikkate almadan, oyun stilleri bakımından düşünüldüğünde Fenerbahçe’nin forvet arkası üçlüsüyle kıyaslanamayacak kadar farklı olduklarını görebilirsiniz.
2006 Dünya Kupası’nı takip edenler Portekiz’i çalıştıran Scolari’nin de 4-2-3-1’i tercih ettiğini hatırlarlar. Solda görev alan Ronaldo, sağ taraftaki Figo ve forvet arkasındaki Deco’nun da oyun sitillerinin, Wederson, Deivid, Alex üçlüsüyle yakından uzaktan alakası olmadığını sanırım hepimiz biliyoruz.
Türkiye’nin önde gelen futbol yorumcularından Rıdvan Dilmen, Fenerbahçe’nin oyun sistemini yorumlarken “kontratağa yatkın” diyor. Kısmen doğru ama eksik. Fenerbahçe’nin oyun sistemi tam anlamıyla “hızlı hücum gerektiren” bir oyun sistemi. Yani kontra ya da olgun atak fark etmiyor. Önemli olan hücuma hızlı çıkmak ve çoğalmak.
Beni şaşırtan, Zico’nun bunları çok iyi biliyor olmasına rağmen sistemde ısrar ediyor oluşu. Ligin devre arasında Deivid, Alex ve Wederson’u bambaşka bir üçlüyle değiştirmeyeceğine göre, yapması gereken, oyun sisteminde Süper Lig’e özel bir değişikliğe gitmek olmalı. Forvete yapılacak, presi seven bir santrfor transferi ile Alex, pres yapan forvet ikilisi arkasında kullanılarak kendisinden sağlanacak fayda optimum düzeye çıkartılmalı. Bence Fenerbahçe’nin şampiyonluğa ulaşabilmesi fazlasıyla buna bağlı.