- Kategori
- Futbol
Fenerbahçe oyun disiplini ile aldı bir puanı

Pek de canım istemiyordu Arsenal-Fenerbahçe maçını izlemeyi.
Ciddi bir fark beklentisi içerisindeydim.
Ama maç saati geldiğinde, Fenerbahçe taraftarı bir arkadaşım aradı ve maçı birlikte izleyelim teklifinde bulundu.
İsteksiz bir şekilde teklifine evet dedim.
Ve soluğu Altınkum’da bulunan bir kafede aldık.
Maç öncesi feci bir mağlubiyet alacağımız yönünde kaygılarım var.
Şayet öyle bir şey olursa, komşum ve değerli Galatasaraylı arkadaşım Hayri beyin diline dolanırız artık.
Hayri’nin de dili o denli sivri ki.
Günlerce tefe koyar bizi.
Birlikte maçı izlediğim arkadaşım iyimser.
“Belki maçı alırız” bile diyor.
“Güldürme beni” diyorum.
Fenerbahçe’nin kadrosu beklenen kadroydu.
Ve yine benim hiç haz etmediğim bir kadroydu.
Orta göbek yine Selçuk-Maladonado ikilisine teslim edilmişti.
Her ikisi de saatli bomba gibi.
Tek top ve ayağa pas konusunda bu denli iyi olan bir Arsenal’e karşı, bu ikili ne yapacaktı ki?
Daha kolay rakiplerin olduğu Türkiye liginde bile, bu ikili o denli pasif oyun ortaya koyuyor ve olmadık mağlubiyetlere sebep oluyorlardı ki.
Şimdi Arsenal gibi bir takım karşısında ne yaparlardı?
Maç başladı.
Ve ilk dakikalardan itibaren Arsenal’in bariz bir şekilde Fenerbahçe’ye karşı oyun üstünlüğü kurduğunu izledik.
Hızlı ve seri paslaşmalar.
Dar alanda top çevirmeler.
Ara pasları ile kaleyi yoklamalar.
Direkten dönen bir toplar.
Volkan’ın iyi gününde olup da kurtardığı yüzde yüzlük pozisyonlar.
Fenerbahçe şanslıydı.
Ama nereye kadar şansı sürerdi ki?
Ne var ki adım adım ortaya bir gerçek çıkıyordu.
Fenerbahçe iyi oynamıyordu ama uyguladığı taktik son derece doğruydu.
Kalenin önünü çok adamla kapatıp, rakibe kendi ceza sahası içerisinde boş alan bırakmıyorlardı.
İlk yarının sonlarına doğru topla çok oynadığı görünen Arsenal’di ama oyunun hakimi Fenerbahçe’ydi.
Fenerbahçe kontra atakla gol bulmaya çalışıyor, ama cılız birkaç atak dışında ilk yarı bu şekilde son buldu.
Ben de derin bir nefes aldım.
Ve ilk yarıda Fenerbahçe’de en çok beğendiğim yön, takımın disiplinden ayrılmamış olmasıydı.
İkinci yarı Arsenal yine atak başladı ama ilk yarıdaki gibi belirgin bir üstünlüğü olmadı.
Özellikle Volkan, Edu, Lugano, Gökhan mükemmel oynadılar.
Hele hele Lugano müthişti.
Hırs müthiş.
Mücadele, terinin son damlasına kadar olan bir oyuncu.
Edu ise defansı toparlamada bire birdi.
Ve Volkan haftalar sonra ilk kez hatasız oynuyordu.
Çıkışlarındaki zamanlama ve yer tutmaları son derece güzeldi.
Taktik tutmuş.
Oyun Fenerbahçe’nin kontrolünde gidiyordu.
Ve bu arada bir gol de olsa hiç fena olmazdı hani.
Ve ikinci yarının ikinci çeyreğinden itibaren atakları da sıklaştı Fenerbahçe’nin.
Zaman zaman pozisyonda buldu.
Ama değerlendiremedi.
Uğur Boral biraz daha hızı olsa, belki o karşı karşıya kaldığı ve şut attığı pozisyonu daha olgun hale getirip meşin yuvarlağı ağlara gönderebilirdi.
Ama olmadı.
Ve ben artık maçın sonlarına doğru iyiden iye bu maçı alacağımıza inandım.
Olmadı.
Hani hatırlar mısınız Manchester Unıted ile oynadığımız bir maç vardı yıllar önce.
Ve Boliç’in attığı bir gol ile Manchester Unıted’ı kendi sahasındaki kırk yıllık yenilmezliğine son vermiştik.
Yine öyle bir şey neden olmasın dı?
Neyse.
Öyle bir şey olmadı.
Ama skorda fena değil hani.
Aragones iyi bir taktikle oynattı takımını.
Ve taktik tuttu.
Ama yine ciddi bir hata yaptı.
Kâzım’ı oyundan alıp, Ali Bilgin’i sokması gereksizdi.
Zaten Ali Bilgin’de girdiği andan itibaren hiçbir şey yapamadı.
Bu şekilde, iyi bir oyuncu olduğuna inandığım Kâzım iyice takımdan soğuyor.
Maç bitti.
Ben de rahat bir nefes aldım.
Ve Hayri’nin dilinden kurtuldum.