- Kategori
- Futbol
Fenerbahçe'ye kocaman bir alkış

"Postacı" Gökhan arkadaşa bir yanıt yazısı yazmaya hazırlanıyordum ki, Turkish premier lig (aslında Turkish premier league olması lazım bu haliyle yarı İngilizce, yarı Türkçe acayip bir başlık olmuş) başlıklı yazısını okuyunca yazmaktan vaz geçtim. Bizleri Fenerbahçe'nin iyi top oynadığına inandırmak için Türkcell Süper Lig'de çok SÜPER futbol oynandığına, Türkiyedeki futbolun SÜPER geliştiğine, Fenerbahçe'yi geçtim, BJK ve GS'ın da güzel futbol oynayıp bunca puanı heba ettiğine ikna etmeye çalışan bir zihniyetle polemik yapılamayacağına, çünkü hiç bir işe yaramayacağına karar verdim. Hem ayrıca blog yazarlığı ciddi iştir, araştırma gerekir falan yazıp, sonra polemiğe girdiği kişinin adını her seferinde yanlış yazan bir yazarın sorumluluk ve ciddiyet anlayışını da okurların değerlendirmesine bırakıyorum.
Gelelim Fenerbahçe'nin SÜPER, Bursaspor'un ise ULTRA-SÜPER oynadığı maça. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi sırtımda 100. Yıl formam, cebimde 100. yıl piyango biletim içimde GS ve BJK'nın kaybettiği puanlarla daha da artan ümitlerimle diğer 45 - 50 bin Fenerbahçe taraftarı gibi pazar akşamı mabedimizdeki yerimi aldım. Ama anlaşılan Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda olmama rağmen Fenerbahçe'nin "yapabileceklerinin hemen hemen hepsini yaptığına" kendini ve bizleri inandırmaya çalışanlardan başka bir maç seyrettim.
Herhalde maçın başından sonuna kadar defanstan top çıkarmakta, ileride çoğalmakta zorlanan, oyunu sanki hep rölantide oynuyormuş hissi verip bir türlü hızlandıramayan, Kezman, Aurelio, Appiah dışında mücadele etmeyen, koşmayan Fenerbahçe'yi, ilk yarıda SÜPER oynayan Bursaspor'un gol dışında tek bir atağının bile olmadığını kötü niyetli olduğum için bir tek ben gördüm. Bir de staddaki diğer 40 - 50 bin diğer taraftar.
Bir takım kötü oynayabilir, yenilebir, lig sonuncusundan fark da yiyebilir. Bunların hepsi futbolun içinde vardır ve olacaktır. Ama önemli olan taraftarın takımının GERÇEKTEN "yapabileceklerinin hemen hemen hepsini yaptığına" inanarak stadtan ayrılmasıdır. Ancak ne yazık ki bu sene taraftar, kazandığı maçlardan bile bu duyguyla ayrılamıyor. Tabii bu duygulardan bahsederken gerçek taraftardan bahsediyorum. Yani yağmur, çamur, kar demeden takımı destekleyen gerçek taraftarlardan. Yoksa oturdukları localardan, ya da sağdan soldan ödül alma beklentisiyle at gözlüklerini iyice daraltanlardan değil.
Maçı yerinde, Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda seyretmem gerçekten çok öğretici oldu. Yönetimle göbek bağı, aşık olduğu renkleri desteklemekten başka bir ajandası olmayan ve başka bir çıkar beklemeyen gerçek taraftarla düşüncelerimin paralel olması beni sevindirdi. Keşke ben yanılıyor, Fenerbahçe güzel futbol oynuyor, 40-50 bin taraftar da böyle düşünüyor olsaydı. Ama ne yazık ki "Postacı" arkadaşla gerçek Fenerbahçe taraftarını görüşleri fark arz ediyor.
Maçın sonuna doğru oynanan kötü futbol karşısında 4-50 bin taraftarın büyük bir bölümü "Pes Doğrusu" diyor ve sanki öndeymiş gibi geri pas yapan, ayağındaki topu taça kaçıran, devamlı yan paslar yapan Fenerbahçe'li futbolcuları Hep Destek Tam Destek! felsefesiyle alkışlıyorlardı. Tabii anlayana... Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.
Güneşli günlerin yakın olması ümidiyle...