- Kategori
- Deneme
Fısıltı

Sona ilişkin söylemlerin hepsinin bir durağı var. Son ve sonsuzluk. Beyninde yankılanan naralar, sonsuzluk arayışını her yinelediğinde gözlüklerini düzeltir oldu Ferda .Yinelemenin kıvrımında acı veren çelişkiler yaşamının temel taşıydı ama neydi bu sonsuzluk saplantısı, var olma ihtiyacı? .Bir o kadar da yokluğa, hiçliğe duyduğu özlem… Oysa Gorgias,”varlık var mıdır?”sorusuna “yoktur” cevabını vermemiş miydi. Gorgias’a göre;”varlık yoktur.Olsa bile bilinemez.Bilinse bile bildirilemez.”..di di di…
Gölgelerin arkasına sığınan varlığı yoklukla hemdem olmamış mıydı? Biraz daha gerilere gitmeye çalıştı zihni. Ne zaman başlamıştı bu serüven.. Oysa geri gelmekle başlamıyor muydu zaten.
Şimdilerin zircirlemesinde uysallığa uzak isyanları vardı seslendiremediği.. Sesler, fısıltılar, naralar kulaklarından gitmiyordu. Bitmeyen renk karmaşası çizgilere, çizgiler rakamlara dönüyordu ve elinde fırçası duvarları renklendiriyordu. Gördüğü her düşü düşbaz ustalığı ile resmettiği duvarlar…
Uzaklardan bir melodi kulağına çalınıyordu…sözcükler gelip yakasına yapıştı ve dans etmeye başladı duvarlarda, kendi kelimeleriyle…Ama o melodi..Çok tanıdık ,bir o kadar da yabancı…ara sıra sanki bir çello isyanında violinin sert yankısı…Ama yabancı….
Ferda kendime yabancılaşalı kaç sene oldu diye düşündü, kendimden başka kimle gerçekten en son ne zaman konuştum. Sanırım hiç konuşamamıştı. Sözcükler dudaklarından dökülecek olduğunda hep bir kıskançlıkla geri çekilmişti…
Konuşamıyordu, ama duyuyordu ; sözlerini iyi bildiği bir şarkıyı…
“…Meğer ne yalnızız insan olmuşsak,
Yaprak gibi dalda sessiz solmuşsak.
Yeri gelmiş acıya da gülmüşsek,
Sana olan sevdamdandır bilesin….”