- Kategori
- Futbol
Futbol, taraftarlık ve fanatizm

Bir tarihte Almanya’da çalıştığım şirket beni ve bir gurup arkadaşımı Kuzeyde “Soest” isimli bir kasabaya yatılı olarak göndermişti. Küçük, salaş bir otelde kalıyorduk. Akşam yemeklerimizi de o otelin gündüz lokanta, akşam da birahane olan alt katında yemekteydik.
Bir akşam Alman milli takımının adını hatırlayamadığım bir ülkeyle maçı vardı. Herkes gibi biz de televizyonun karşısına geçip seyretmeye başladık.
Heyecanlı bir maç oluyordu. Alman takımı iyi oynamasına rağmen kendisini galibiyete taşıyacak golü bir türlü bulamıyordu. İşte o heyecan arasında bir adam dikkatimizi çekti. En arkaya oturmuş, dudaklarında Ret Kit’in sigarasına benzeyen sigarası, dünyayla ilişiğini kesmişçesine elindeki gazeteyi okuyordu. Mekandaki ahlar, vahlar, yerine göre alkış ya da sitemler adamı zerre kadar ilgilendirmiyordu. Sanki oradaki dünyaya ait değil gibiydi. Fotoğraf karesine sonradan monte edilmişçesine yabancı bir hali vardı.
Alman gençlerden biri de kendisini fark etti. Sonra onun uyarısıyla diğerleri…
Biri dayanamayıp yerinden kalktı ve adamın gazetesini okuduğu bölümdeki lambaları kapattı. Aniden karanlıkta kalan adam usulca başını kaldırıp etrafına baktı. Bütün gözlerin kendi üzerinde olduğunu görünce usulca yerinden kalktı. Gazetesini katlayıp cebine koydu ve çıkıp gitti. Orada bulunan insanlar da sanki büyük ve ağır bir yükten kurtulmuşçasına rahatladılar.
***
Futbol böyle bir şeydir. Taraftarlık da böyle bir şeydir. Taraftarın gücü aynı olaylara aynı anda aynı tepkiyi verebilme yetenekleriyle orantılıdır.
***
Takım taraftarın tapulu malı gibidir. Takıma hiçbir maddi katkı veremese bile, sadece sevgisini ve sadakatini verdiği için kendini o kulübün hissedarı gibi görür. Bonservis bedelleri ve aldıkları yıllık ücretler milyon dolarlarla ifade edilen futbolcuların sahibi olma duygusu belki de hayatta dikili bir ağacı bile bulunmayan bazı taraftarlar için olağanüstü bir keyiftir. Bu nedenle de taraftarın tribünden ya da televizyon başından zaman zaman futbolcuları eleştirmesi, hatta azarlaması, eğer küfür ölçülerine varmıyorsa hoş görülmelidir.
***
Küfür meselesine gelince; bunun elbette kabul edilebilir bir yanı yoktur. Ama burada basının da büyük sorumluluğu vardır. Özellikle televizyonlardaki eski hakem ve futbolcular öylesine seviyesiz yorumlar getiriyorlar ki…
Sırf kendi camialarına hoş görünmek adına siyaha beyaz diyecek kadar işi abartanlar bile oluyor. Bu programların yöneticileri de kavgaya adeta çanak tutarak, yorumcuları birbirlerine karşı kışkırtarak güya reyting yapıyorlar.
***
Sadece fanatizmi besleyerek kendilerine prim yapma peşindeki bu düzenin sürdürücülerine karşı yayıncı kuruluşun yıllardır futbol yorumu yapma adına ekranlarda abuk sabuk benzetmeler yapan bir eski hakemin işine son vermesi umarım anlamlı bir mesaj olur. Bu türlü insanların yerini sporun ruhuna uygun mesajlar verebilen gerçek spor adamları alır ve futbol ailecek izlenecek bir spor haline gelir.