- Kategori
- Basketbol
Futbol seyircisinden basketbol seyircisi olmaz

Futbol futboldur, basketbol ise basketbol.
Futbolun seyircisi ayrıdır, basketbolun ayrı.
Nasıl futbolcular basketbol oynayamazsa (salon antrenmanlarında yaptıkları basketbol maçlarını görenler bilir), futbol seyircisi de basketbol seyredemez.
Seyretmediği için de durmadan küfreder, sahaya bir şeyler atar. Çünkü futbol sahasında bunu bolca yapar. Onun için o anonslara bir anlam veremez, "ne yaptık ki biz" diyerek protestosunu daha da artırır.
Futbol maçında sahaya atladığında bütün stadın arkasında olduğu gibi, basketbol sahasına girdiğinde de aynı duyarlılığı bekler tribünlerden. Sahaya futbolcu dövmek için giren futbol seyircisi, basketbol oyuncuların birer küçük dev olduğunu bilemez. Bilemediği için de dövmeye kalkışır o devleri sonra da dayak yer oturur. Çünkü dövmeye gittiği adam, kaçan çelimsiz futbolcu değil, 2 metre civarında enine boyuna birer pehlivandır.
Aynı dün olduğu gibi. Belki o kırmızılı kendine bilmez, çok futbolcu dövmüştür. Cüssesine bakarsak bayağı da hırpalamıştır. Ama dün dayağı yiyen hırpalan o olmuştur. Keşke sadece zarar gören tek o olsaydı. O kırmızı tişörtüyle Türk Basketbolu'na büyük bir ateş gibi düşmeseydi.
Sponsorluk yolunun açılması, sadece futbol düşünen kulüplerimizin de ekmeğine yağ sürdü. Taraftar Fenerbahçe'den para Ülker'den, taraftar Galatasaray'dan para Cafe Crown'dan, taraftar Beşiktaş'tan para Cola Turka'dan. Ülker bir büyük seçemeyip, hepsine de ortak oldu. Aynı diğer sponsorlarda olduğu gibi, Avea, Turkcell ... Çünkü bu ülkede bir takıma açık destek verirsen pazar payının büyük miktarını kaybedersin. Anlamsız ama gerçek.
Sponsorluk, kendi seyircisini, basketbol seyircisini artırmadı maalesef. Bunun nedeni de basketbol seyretmeye getirilen futbol seyircileri. Futbolda başarısız olan (Futbol) Kulüp Başkanları basketbol maçlarında boy göstermeye, başkalarının parasıyla caka satmaya başladılar. Ama yalnız gelmediler, yanlarında futbol sahalarındaki başarısızlıktan moralsiz futbol seyircisi vardı. Basketbolu bilmeyen futbol seyircisi...
Basketbol farklıdır, futbol gibi durağanlık yoktur. Her anında bir heyecan vardır. Futboldaki gibi dakikalarca top çevirmek değildir marifet. 5 saniyeden fazla bir topu tutun elinizde de görün ne oluyor. Taç, korner, aut atışındaki gibi dakika geçirme çabasına hiç giremezsiniz. Hakem size topu verdimi, süreniz en fazla 5 saniyedir. Tek kale oynamak gibi bir şansınız hiç yoktur. Sayıyı yiyen hemen hücum yapar, hücum yapan da savunma. Yani oyununun tek yanını oynayan Alexler yoktur burada. "Rölanti basketbol" diye bir tabir hiç mi hiç yoktur. 20 sayı fark atarsınız, sonra da artistliğe başlarsınız, bir bakmışsınız ki rakip takım arayı kapatıp öne geçmiş. Futboldaki gibi dakikalarca "Kartal gol gol", "lay lay Galatasaray", "Fenerbahçem benim" diye bağıramazsınız. Oyun o kadar hızlıdır ki, 1 dakika içinde hem takımınızı destekler, hem de karşı takımı ıslıklarsınız. Örneğin, Orlando'da Hidayet'i destekleyen fanları, dakikalarca "Hedo", "Türkiye" sloganları attıkları için ıslıklanmış, protesto edilmişti. Basketbol da seyircisi de farklıdır...
Bunu anlayamayan, Tanjeviç gibi birini takımın başında tutan (sonra değineceğim) futbol yöneticileri, Solomon'u getirip taraftarı da bağırtarak şampiyon olacaklarını sandılar. Şampiyon olmadıkları gibi, bir basketbol finalinde rakip takım oyuncu ve yöneticilerini döven, tartaklayan, soyunma odasını basan taraftarlara sahip bir kulüp olarak tarihe geçtiler. Yöneticilerin ne suçu var derseniz iki şey söyleyeceğim size. Birincisi, yan yana iki koltuğun birini Efes taraftarına 110 TL'ye, diğer koltuğu ise kendi taraftarına 10 TL'ye satmaları. İkincisi ise dünkü maçın olayları sırasındaki bir görüntü: ben de Fenerbahçe taraftarıyım ama Ali Koç'a öyle sarılamam. Bana kimse laf anlatmasın. Siz karakoldan, polisin elinden taraftar alan yönetici rolüne girdiniz mi, zaten olay bitmiştir.
5. maçın son 13. saniyesindeki hakem kararını mazeret gösterenler, önce kendi takımına bakıp gerçekleri görsünler.
İlk iki maçta, yıl içersinde kendi sahasında hiç yenilmeyen Efes'i iki kez yenip sonra da arka arkaya 4 yenilgi alan takımın performansını sorgulasınlar.
3. maçta 14 sayı farktan maçı veren kim?
Maç berabere iken ve son 10 saniyede hücum kullanacakken, şampiyon yapsın diye getirdiğiniz Solomon'un laubaliliği sonucunda topu Sinan'a (bence serinin yıldızı) kaptırıp sayı yiyen, sonra da ilahi bir mucize ile son saniye basketiyle maçı uzatmalara götürebilen takımın oyuncu ve çalıştırıcıları hiç mi ders çıkarmaz?
Senelerdir Türkiye'de emekliliğini geçiren, Milli Takım'a kırgınlık ve ikiliklerden başka hiçbir katkısı olmayan Tanjevic'i, Aydın Örs'ü kovup takımın başına getirenlerin hiç mi kabahati yok?
Dün gece de olduğu gibi, elinde Ömer, Semih, Oğuz, Vildmar gibi uzunlar varken, basketbolun en temel ve basit hücum prensibini "potaya yaklaş, pota altından sayı bul"u takımına oynatamayan Tanjevic neyin nesi?
Herkes 3 sayı yarışına girmiş mübarek. Maç sonu olsa anlayacağım, ama olmayacak anlarda 3 sayı atma sevdalısı takımı yaratan, yaratmadı ise disipline edemeyen Tanjevic'ten başkası mı?
Uzunlar en çok faul yapılanlardır, dolayısıyla serbest atış yüzdeleri yüksek olmalıdır. Benim gördüğüm Ömer ve Semih'in serbest atış rezaletini Tanjevic nasıl görmez ve çare üretmez.
Uzun lafın kısası, basketbol eski basketbol değildir artık. Bayan maçlarında bile ana avrat küfreden, bayan oyuncuları gözyaşlarına boğan "basketbol sahalarından ırak" bir futbol seyircisi var artık salonlarda. Federasyon'un, kulüplerin, sponsorların buna bir dur demesi gerekiyor, yoksa bundan daha vahimi nasıl olur bilemiyorum ama, gidişat hiç de iyi değil. Federasyon büyük bir ceza mı verir, sponsorlar sponsorluklarını gözden mi geçirir (vestel-manisa örneği), kulüp başkanları daha mı duyarlı olur (futbol başarısızlıklarını basketbola bulaştırmazlarsa) bilmiyorum? Ama bildiğim bir şey var, o çoluk çocuklu, kızlı erkekli basketbol seyirsinin yok olduğu...