- Kategori
- Güncel
Futbolla alakası olmayan bir futbol yazısı

örnek başlık
Bu güne kadar spor ya da futbolla ilgili hiç bir yazı kaleme almadım. Spor, özellikle kitleleri peşinden sürükleyen futbol ilgi alanımda olmamıştır. Ancak, geçtiğimiz pazar oynanan Galatasaray Beşiktaş maçının bitimine bir veya iki dakika kala meydana gelen olaylar haddinden fazla dikkatimi çekmiş ve beni yazmaya itmiştir.
Konu, iki ünlü takımın karşılaşmasıyla alakalıdır ama maç hakkında bir değerlendirme değildir. Oyun bitmek üzereyken çıkan olaylara uzaktan bir bakış ve yorumlamadır. (Duyduğum kadarıyla) karşılaşma, misafir takımın seyircilerinin olmadığı bir ortamda yapılmıştır. Bana göre bu olaydaki gariplik, rakip taraftarın bulunmadığı bir sahada, kime karşı olduğu bilinmeyen bir hadisenin yaşanmasıdır.
Hadisenin, hakemin yanlış (olduğu iddia edilen) kararından, Galatasaray'lı Melo'nun hareketlerinden dolayı çıktığı iddia edilse de henüz ortada ikna edici bir sonuç yoktur. Bir futbol karşılaşmasında, taraftarın hoşlanmayacağı bir kararın veya davranışın, tepki doğurması muhtemeldir. Fakat bu karşılaşmada meydana gelen olayların, taraftarlığın veya taraftarların ötesinde bir nedene dayandığını söylemek te mümkündür.
Açık söyleyeyim. Bir futbol karşılaşmasına nasıl bilet alınır, kim hangi kapıdan girer, bir sahanın kaç adet giriş/çıkışı olur/olmalıdır, emniyeti ne şekilde sağlanır, hangi şartlarda maça başlanır, hangi nedenlerle tatil edilir bilmiyorum. Ancak, alışveriş merkezlerinin kapılarında bir veya birkaç tane güvenlik görevlisi olduğuna göre, stada girişlerde de bunlardan yeteri miktar bulunmalıdır diye düşünüyordum. Ne var ki, dünkü akşam haberlerinde gördüklerim bu kanaatimi doğrulamadı. Çünkü (en azından bir kısım) seyircinin sahaya, kırılmış turnikelerden ve duvar tepelerinden geçerek girdiklerini gördüm.
Ayrıca, stadın kırılan kapılarını, tahrip edilerek işlevsiz hale getirilmiş elektronik devreleri de gördüm. Sanki ortada, her şeyin kendi haline bırakıldığı yorumlamasına müsait bir başıboşluk var gibiydi. İzlediğim görüntülerde, stad ve çevresinde görevlendirildiği söylenen güvenlik elemanlarından herhangi birinin bu kuralsız girişleri engellemeye çalıştığına şahit olmadım.
Gerçekten futbol karşılaşmalarının yapıldığı stadların girişi böylesine denetimsiz midir? Buralarda duruma nezaret edecek, olay çıkması halinde müdahalede bulunacak ya da yardım çağıracak bir güvenlik elemanı yok mudur? Eğer varlarsa, bir kısım seyirciler kuraldışı biçimde içeri girerlerken, turnikeleri, kapıları kırarlarken bunlar nerdeydiler; neden polise haber verip önlem alınmasını sağlamadılar?
Haber saatinde bir yetkilinin, ortalığı karıştıran, oradaki bir kaç polise saldıran eylemcilerin soyunma odalarına yönelme ihtimali üzerine, dışarıdaki çevik kuvveti çağırdığını, sahayı boşalttırarak bir faciayı önlediğini duydum. Eğer bu doğruysa, aynı titizliğin neden kaçak girişlerde gösterilmediğinin, niçin bunları engelleyecek ciddi önlemler alınmadığının da sorgulanması ve asıl bu kısma bir cevap bulunması gerekiyor.
Ülke gündemini takip edenler okulların, üniversitelerin açılması, futbol sezonunun başlamasıyla "gezi" bağlantılı protesto eylemlerinin daha da artacağını, daha önceki açıklamalardan biliyordu. Daha da ötesi (doğru mudur bilmiyorum) internet gazeteleri, olay çıkacağına dair duyumlar sebebiyle, bu maç için gözlemci görevlendirildiğini de yazıyordu. Bunu, klüp yöneticilerinin, taraftar grubun öncülerinin ve stadı korumakla görevli güvenlik yetkililerin de bilmesi, ona göre tedbir alması, içeriye gelişigüzel girmeleri engellemesi gerekiyordu. Yazık ki, izlediğim görüntüler bende böyle bir intiba uyandırmadı.
Anladığım şudur. Birileri bu maçı kendi emellerine alet etmeyi düşlemiş ama olay ellerinde patlamıştır. Bu hadise, gerilimden medet umanların bile savunamayacağı bir densizlik ve seviyesizlik örneği olmuştur. İhtiras kurbanı bir kısım kendini bilmez, nefsini tatmin etme uğruna futbola pislik bulaştırmayı göze alabilecek kadar densizleşmiştir. Olayın, en toleranslı kimselerce bile hoş karşılanmadığını, daha açıkçası kendi kurdukları tuzağa düşmek üzere olduklarını farkedince bir kenara sinmişlerdir.
Beşiktaş Yönetimi ve Çarşı Grubu, kendilerini olayın dışında tutuyorlar. Sahaya inenler, bizim taraftan değildi diyorlar. Olabilir. Ancak bu, yabancıların stada nasıl ve kimin ihmaliyle girdiğini açıklamıyor. Herkes her şeyi diyor da, özel güvenliğin sahadaki karmaşada hata payı nedir, onu söylemiyor.
Olay gecesi Hürriyet İnternet'in başında bulunan kişi haberi verirken, "Polis biber gazı sıktı, ortalık karıştı" başlığını münasip görmüştü. Gelen tepkiler üzerine, "polis biber gazı sıktı" kısmını çıkarınca haberin başlığı, "ortalık karıştı" olmuştu. Halk tv ise ekranının altından eksik etmediği kutsal alt yazılarından birinde hadiseyi, "Beşiktaş tribünlerinde 'Ya Allah bismillah Allahüekber' diye bağıran küçük bir taraftar grubunun kendi taraftarlarına saldırmasıyla küçük bir kavga yaşandı." şeklinde duyurdu.
Farkettiğiniz üzere bu iki medya organı suçluları bulmuştur. Bunlardan biri biber gazcı polis, diğeri de dine yakın olan zevattır! Bunlara göre her şey ne kadar kolay ki? Birkaç dindarı içeri aldın, bir kaç polise de görevden el çektirdin mi iş tamamdır. Böylece mesele hallolmuş, adalet yerini bulmuştur.
Bu zihniyet diyorum ya, işte bu zihniyet, cumhuriyet tarihi boyunca hep aynı şeyleri yapa ve söyleyegelmiştir. Kendine ve kendi tarafına hiç bir zaman suç yakıştıramamıştır. Zanlıyı her zaman ve daima dinine yakın duranların içinde vehmetmiştir. Her defasında baltayı taşa vurmasına rağmen bu huyundan asla vazgeçmemiştir. Hala da her siyasi cinayetin, her kirli tezgahın arkasında bir sakallı aramakta ve çoğu zaman da bulmaktadır ama faili bir türlü tutturamamaktadır. Umarım yukarıdaki örnekler, bazı yayın organlarındaki yön saptırmalarının ne anlama geldiğini anlamanıza yardımcı olmuştur.
Onlar, karanlık samallıkta düşürdükleri iğneyi günışığında arayadursunlar. Artık failler eskisi gibi meçhul kalmıyor. Sanırım yakında, olayda rol alanlarla (ve dilerim) tezgahçıların kimlikleri ortaya çıkacaktır. Ancak birileri, hedef saptırmaya devam edecek ve bu huylarından asla vazgeçmeyeceklerdir.
Açıklamalardan, Beşiktaş Yönetimi'nin ve Çarşı Grubu'nun kendilerini olayların dışında tuttuklarını anlıyoruz. Takım yöneticileri ve önde gelen taraftarlar, maç esnasında meydana gelen oyundışı hadiselerden ne derece sorumludur bilmiyorum. Fakat, yalnızca kendi seyircisinin bulunduğu varsayılan bir karşılaşmada, yönetimin ve taraftar grubunun kendilerini sorgulamaya yanaşmayan bir görüntü vermesini sorunlu bir tavır sayıyorum.
Bir stadı kiralayan veya bir süreliğine kullanım hakkını alan bir kulübün, o mekanda meydana gelen olaylarda elbette bir sorumluluğu olmalıdır/olmayıldı. En azından taraftar grubu ve yönetim, "acaba nerede bir eksiğimiz oldu da bunlar başımıza geldi" sorusuna cevap arayacak kadar kendilerini sorumlu hissetmelilerdi.