​ Oradan buradan ama hep aynı yerden! / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ekim '13

 
Kategori
Güncel
 

Oradan buradan ama hep aynı yerden!

Oradan buradan ama hep aynı yerden!
 

Taksim


Cüneyt Özdemir, demokrasi paketinin açıklandığı gün, atlamış helikoptere; İstanbul'u tepeden şöyle bir seyretmiş. Havadan yaptığı bu gözlemin sonunda, yasa değiştirmekle ülkeyi değiştiremeyeceğimizi anlamış. Bu hususta şöyle demiş: "Değiştirilmeye çalışılan sadece yasalardaki birkaç madde olunca geminin bir kısmı yüzüyor, diğer kısmı su alıyor, aynı odada kimi boğuluyor, kimi nefes alıyor. (Radikal)

Ben, İstanbul'u ya da Türkiye'yi havadan izlemiş değilim. Ancak, ülkenin ahvalini anlamak için onu havadan izlemek gerekmediğini düşünüyorum. Böyle bir bilimsel zorunluluk olduğunu da sanmıyorum. Aklı başında her insan, yaşadığı toplumdaki farklılıkları net biçimde görebilir. Çevredeki yapılara, çarşı pazarda dolaşanlara ve komşulara bakarak, fertlerin veya ailelerin çok fakirden, çok zengine doğru bir hiyerarşi takip ettiğini anlayabilir.

Buna rağmen Sn. Özdemir'in görüşünü paylaşıyorum. Gerçekten de yalnızca yasa çıkararak veya değiştirerek mevcut olumsuzlukların üstesinden gelemeyiz. Hatta bazı durumlarda çıkardığımız yasa ve yönetmelikleri harfiyyen uygulasak bile... Zira, toplumun geçimle ilgili ihtiyaçlarını yasalarla karşılayamayız. Bunun için ekonomiyi canlandırmaya, işsize iş bulmaya, çalışanlara yeteri kadar ücret ödemeye ihtiyaç vardır.

Dürüst olmak gerekirse mevcut hükümet bu konularda, yeterli olmasa da samimi bir gayret içindedir. İşsizliği azaltmaya, muhtaçlara sosyal yardım vakıfları yoluyla destek vermeye çalışmaktadır. Çalışanlara yeterli ücret ödenmediği meselesi ise ayrı bir yazı konusu edilecek kadar uzundur. Gene de kısaca değinelim.

Ayda 100 dolara işçi çalıştıran Çin'i, ulusal ve arsıulusal şirketlerin önemli bir kısmının, üretim üssü veya fason imalat yeri haline getirdiği bir dünyada, 2000/3000 tl. maaşla işçi çalıştırmaya yeltenen bir ülke sermayeyi kediye yüklemiş demektir. Çünkü Çin, altı adet su bardağını 2 liraya satarken siz, işçiye verdiğiniz yüksek ücretten ötürü, bardağın tanesini 6 liraya maledersiniz ve bu fiyata da onu kimseye satamazsınız. Şunu mutlaka bilmemiz gerekiyor. Asgari Ücret Komisyonu üyelerinin her yıl tesbit ettikleri o komik ücret, bilgisizlikten değil, dengeleri gözetme zaruretinden kaynaklanmaktadır.

Şimdi tekrar konunun bizi ilgilendiren kısmına dönelim. Ülkemizdeki aydınlar ve bilim adamları sürekli olarak, mevcut problemlerin yasaların yetersizliğinden kaynaklandığını söyleyip dururlar. Acaba gerçekten böyle midir. Demokratik düzenin işleyişine, adil ve güvenilir kurumların oluşturulmasına engel olan sadece yasalar mıdır? Bazı konularda birilerinin bilerek ve isteyerek dayatmada bulunması, keyfi kararlar vermesi söz konusu değil midir?

Bildiğim kadarıyla Medeni Kanun, Türk Ceza Kanunu yenilendi. Ceza Muhakemeleri Usülü Kanunu'muz sayesinde hırsızlara, katillere bedava avukat bile veriyoruz. Muhtelif zamanlarda çıkardığımız yargı paketleriyle sürekli düzenlemeler yapıyoruz. Anayasanın bir çok maddesinin de değiştirdik. Peki ne değişti? Hiç bir şey! Şikayetler bitti mi? Hayır! Hırslarına, arzularına, hayallerine yenik düşmüş insanların varlığını sonlandırmanın imkansız olduğu bu dünyada, yaptığınız ve yapacağınız hiç bir düzenleme herkesi memnun ve razı edemeyecektir.

Geçtiğimiz yıllarda Anayasa Mahkeme'sinin, (üniversitelerde başörtüsü yasağı ile ilgili) gerekçeli kararına bakarsanız yetersizliğin, yalnızca yasalardaki eksik veya fazlalıklardan kaynaklanmadığını, burada bir keyfiliğin ve dayatmacılığın da söz konusu olduğunu açıkça görebilirsiniz. YÖK Yasası'nın Ek 17. Madde'sinde, "Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile; yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir." denmesine, mevcut yasalarda hiç bir engel bulunmamasına, ülke kadınlarının % 70 inin başlarının örtülü olmasına rağmen bu mahkeme türbanı, devletin Anayasası'na aykırı bulmuştur! Yani ortada yasaklayıcı bir yasa maddesi olmadığı halde, varmış gibi hüküm vermiştir.

Dilerseniz bir örnek te tersinden verelim. Önce Şapka Kanunu'nun 1., sonra Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkındaki Kanun'un 4., en son da Türk Ceza Kanunu'nun 222. maddesini okuyalım:

1- "Madde 1 - Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idarei umumiye ve hususiye ve mahalliyeye ve bilümum müessesata mensup memurin ve müstahdemin Türk milletinin iktisa etmiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir.Türkiye halkının da umumi serpuşu şapka olup buna münafi bir itiyadın devamını hükümet meneder."

2- "Madde 4 - ... 1928 senesi Kanunuevvelinin iptidasından itibaren Türkçe hususi veya resmi levha, tabela, ilan, reklam ve sinema yazıları ile kezalik Türkçe hususi, resmi bilcümle mevkut, gayrı mevkut gazete, risale ve mecmuaların Türk harfleriyle basılması ve yazılması mecburidir."

3- "Madde 222- 25.11.1925 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanunla, 1.11.1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanunun koyduğu yasaklara veya yükümlülüklere aykırı hareket edenlere iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir."

Şimdi siz bana şapka giymeyen bir vekilin, memurun yahut müstahdemin ya da 4. maddesini okuduğunuz kanunla belirlenmiş "Türk Harflerinin" dışında kalan, Q, W ve X harflerini kullanan birinin 2 ayla altı ay arası ceza aldığına dair bir mahkeme kararı gösterin; ben de size, "hakikaten de bu ülkede yargı, yasalara göre hüküm veriyormuş" diyeyim.

Dikkat edin, sıradan vatandaştan sözetmiyorum. Çünkü sıradan vatandaşlar şapkadan çok çekmiştir. Dayak ta yemiş, hapse de atılmıştır. Hatta idam edilenler bile olmuştur. Görüldüğü üzere o zamanki hakim güç, istediğinde zihninde bir yasa varedebilmekte, istemediğinde ise mevcut yasayı yok sayabilmekteydi.

Aslında bu yazımda geçtiğimiz pazartesi Başbakan'ın açıkladığı, "Demokrasi Paketi"inden sözedecektim. Sn. Özdemir'in, bununla tüm problemlerin çözülemeyeceği anlamındaki görüşünden yola çıkınca istikamet değişti. Evet kanunlar uygulanmak yani hayata adapte etmek için yapılır. Eğer idare ya da yargı, hakkıyla tatbik etmekten acizse yasalar hiç bir işe yaramaz.

Yukarıda verdiğim şapka ve harf devrimi örneğindeki gibi bazan toplum yararı, çok ta anlamlı olmayan yasalardan önce gelir. Bu nedenle, hakkında kanun olması sebebiyle suç teşkil eden eylemler görmezden gelinir. Yani şapka giymeyene, Q, W ve X harfi kullanana dava açılıp ceza verilmez. Kanunla yasaklanmamış başörtüsü de kafadan yasa icadıyla suç unsuru haline getirilmez (ama getirilmiştir!)

Nankörleri sevmem. Yüz verince astar isteyenlerden hoşlanmam. Birilerinin tepkisini çekeceğini bilsem de düşündüklerimi söyleyeceğim. Dün, demokratik taleplerinin karşılığını dayak, hapis cezası ve ölüm olarak alanlar bugün, verileni ellerinin tersiyle itiyorlar ve çok daha fazlasını, (belki de imkansızı) istiyorlar. Dün, kendi dillerini konuşuşunca içeri tıkılanlar bugün, açacakları özel okullarda anadillerinde eğitim hakkını az buluyorlar. Farklı etnik kökenden gelen tüm ilköğrenim çocuklarına, haftanın beş günü her sabah, "Türküm, doğruyum, çalışkanım!" dedirten mevzuatın (hükümetçe büyük risk alınarak) kaldırılmasını, "Benim çocuğuma zorla Türküm dedirtemezsiniz" diye höykürüp feryad edenler, şimdi sinek vızıltısı sayıyorlar. Bu tavırların dilimizde bir karşılığı olduğunu biliyoruz.

Evet, Başbakan'ın sunduğu Demokrasi Paketi tüm problemleri çözmüyor. Zaten çözmesi de beklenmiyor. Ancak, hak istiyor (muş) gibi yapanları bir yana bıraktığımızda bu paket, gerçek beklenti sahiplerini mutlandırıyor ve umutlandırıyor. Daha ne olsun!

Son dönemde pıtrak gibi çoğalan, hemen oracıkta, ayaküstü kuruluveren oluşumlara benzediğini sandığım, resmiyeti kendinden menkul bir gruba daha şahit oldum! Bu oluşum önce, Başbakan'ın açıklamasını dinlemiş; sonra da hükümete bir demokrasi paketi postalamış. Halkın karar sürecine katılmasının yalnızca otobüslerin rengiyle sınırlı tutulmamasını, bunun daha ötesine geçilmesini talep etmiş. Gezi olayları gibi gösterilere saygı duyulmasını, eylemcilerin yaralanmasına sebep olan polislerin cezalandırılmasını istemiş.

Bu ve benzeri grup ve platformlarda yer alıp duruma göre aydın, duruma göre halk rolü üstlenenlerin talepleri aslında, demokratik bir hak arayışını değil, onların bencil ve narsist kişiliklerini yansıtıyor. Esasen onlar, ülke ve şehir için yararlı olanı değil, kendilerini emir ve komuta zincirinin en üstüne konuşlandıracak birer koltuk ve buyurma yetkisi istiyor.

Neden böyle düşündüğümü anlatarak konuyu kapatayım. Bu gruplara yakın olduğuna inandığım, Mimarlar Odası ve Şehir Plancıları Odası, Taksim Yayalaştırma Projesi'nin iptali ve yürütmesinin durdurulması için İstanbul 1. İdare Mahkemesi'ne dava açmıştı. Mahkeme de projenin dayandığı imar planlarını iptal etmişti. Dava açanlardan biri, devam eden çalışmaların hukuksuz olduğunu bile söylemişti.

Yetkililer, bir taraftan odalar ve yargıyla, diğer taraftan tabiatla olan mücadeleyi kazandı, sonuçta Taksim yayalaştırma projesi bitirdi. Açıldığı gün, nerdeyse tüm tv kanalları tünelin içinden canlı yayın yaptı. Hepsi ortaya çıkan eserden övgüyle sözetti, kimse olumsuz tek kelime söylemedi. Şimdi soralım. Eğer durum buysa ki budur, acaba Mimarlar Odası'nı, bu esere karşı çıkmaya zorlayan şey ne idi? Muhtemelen, ideolojik donanım ve ben merkezli bir bakış açısıydı. Benim istemediğim şey olmamalı anlayışıydı. Herkes beğendiğine göre, bunun başka bir gerekçesi olamazdı.

Yok efendim, "şu, şu sebeplerden ötürü bu proje sakıncalıdır" demek ve üstüne daha bir çok laf söylemek mümkündür. Zira dilin kemiği yoktur. Eğer bir şeye karşıysanız, onun ne kadar güzel ve yararlı olduğunun sizin için hiç bir önemi yoktur. Muhaliflerinizin hayata geçirdiği en faydalı esere bile, istediğiniz kadar kulp takabilir, ne denli zararlı olduğuna dair bir sürü gerekçe uydurabilirsiniz. Fakat ne yaparsanız yapın eseri gören halkı, gördüğünün aksine ikna edemezsiniz. Nitekim edemiyorsunuz da...

Yukarıda anlatmaya çalıştığım resmi ve gayri resmi oluşumlar eğer bir gün, "karar alma süreci"ne katılırlarsa bu ülke, 2050 yılına ulaştığında bile, şu ankinden ileriye gidemeyecektir. Yani doğan görünümlü şahin olmaktan kurtulamayacaktır. O yüzdendir ki vatandaşlar, bu malum kitleden ihsan istemiyor, yalnızca gölge etmemelerini istiyor.

Ne yapalım bu yazıda böyle olsun!

Resim: yeşilgazete.org

 
Toplam blog
: 462
: 707
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..