- Kategori
- İzmir
Gâvur İzmir!

2005 yılının Aralık ayında İzmir’e gelen başbakan Erdoğan, şöyle der:
“İzmir’in üzerindeki o zaman zaman yakıştırılan bazı ifadeler vardır ya... Bu ifadelerin olmadığı görülecektir. Çünkü İzmir’in aslı bu değildir. O yakıştırmalar değildir. İnşallah bu yakıştırmaları da ilk seçimde silip atacaktır üzerinden. Ben buna inanıyorum.”
Başbakan, belki reddedecektir ama, anlaşılan “gâvur İzmir” yakıştırmasından söz etmektedir. En azından bu cümleleri aklıselim olan herkes böyle anladı. İzmirli siyasetçiler bu yüzden tepki gösterip “Hayır, İzmir gâvur değildir” şeklinde konuştular.
Peki nedir bu “Gâvur İzmir?”
Gelin birlikte bakalım 7000 yıllık bir geçmişe sahip olan İzmir’e... Önce gavur’luktan başlayalım. Çünkü bazılarının zannettiği gibi, Anadolu halkının İzmir’e yakıştırması değildir bu “gâvur İzmir”...
İlk Çakabey alır İzmir’i... Ansiklopediyi açarsanız, ilk Türk amiralini görürsünüz...
Çakabey’den sonra güzel İzmir, defalarca Hırıstiyan şövalyelerin arasında el değiştirir. Ama yok öyle yağma... Aydınoğlu Mehmet Bey gelir. Vuruşur, Kadifekale’yi alır, bayrağı diker.
“Gâvur İzmir” lafı ilk kez o zaman kullanılır...
Çünkü Kale’de Türkler yaşar, limanda Hırıstiyanlar... Bakarlar Kale’den aşağı bizimkiler, “burası Türk İzmir, orası gâvur İzmir” derler.
Sonra Osmanlı dönemi... Güçlüyken durum iyidir...
Ama Avrupa’nın kolunu bükmesi sonucu, İzmir’de yaşayan Hırıstiyanlar’a “ticaret imtiyazları” tanımak zorunda kalır Osmanlı...
Hırıstiyanlar zenginleşir, Türkler fakirleşir...
Gariban Türkler, zengin Hırıstiyan mahallelerine cigara dumanı üfleyerek, “Osmanlı’nın nimetlerinden biz değil, Gâvur İzmir faydalanıyor” derler efkârla...
Yılmaz Özdil, şöyle der:
“Burada, bir yanlışı daha düzeltelim...
Hırıstiyan mahallelerinde, Fransız, İngiliz, Rum, İtalyan, Ermeni, Hollandalı, Alman yaşar. Yahudiler ise, Türkler’le iç içe, aynı mahallede... Çünkü, Yahudiler de, Türkler gibi garibandır, Osmanlı yönetiminde...
Hiçbir İzmirli Müslüman Türk’ün, bugün bile, hiçbir Yahudi’ye ‘gâvur’ dememe sebebi budur...
Çünkü aslında ‘gâvur’ kelimesi, bunların zannettiği gibi ‘din’i değil, ‘refah’ı temsil eder, o zamanlar.
Ve, Dokuz Eylül...
Allah’a şükür, hoş gelişler olur, İzmir kurtulur, ‘Gâvur İzmir’ terimi ortadan kalkar.
Gelelim zurnanın zırt dediği yere...
Neden durup dururken İzmir’e “gâvur İzmir” demeye getirdi bunlar?
Çünkü her yeri alıyorlar...
İzmir’i bir türlü alamıyorlar...”
Evet, İzmir biraz “gâvurdur”, mümkünse hep biraz “gâvur” kalacaktır!
Ece Temelkuran’ın yazısında değindiği gibi, “İzmir, kızların sinemaya gittikleri ya da âşık oldukları için öldürüldükleri, bunun için bir de gidip ‘Dinen caizdir’ raporu alınan şehirler gibi olmayacaktır...
Ramazanda oruç tutmayanları aç bırakmayacak, ‘niyetli’ olmayanları dövmeyecektir...
Şehir çıkışlarına ‘iki yüzlülük otelleri’ kurup erkeklerin ‘günahlarını’ şehrin dışına taşıyıp sonra da cumaya gitmeyecektir...
İzmir’de hiçbir zaman ‘Bir erkeğin dinen kaç kadına sahip olması caizdir?’ meselesi konuşulmayacaktır...
Üniversite rektörlerinin kapkaççılardan, tecavüzcülerden beter muameleye tabi tutulmasına izin vermeyecektir...
Kızların motosiklete binince ölümle tehdit edildiği yerlerden biri olmayacaktır...
Kordon’da içtiği rakı için ‘Günah benim kime ne!’ diyerek, bir kez daha kadeh tokuşturacaktır...
Ve daha bir sürü şey...”