- Kategori
- Futbol
Galatasaray- Denizlispor maçından notlar

Gs
Kornersaray
Baros’un arkasındaki üçlü sabit bölgelerde oynamıyor, yer değiştiriyor. Keita’nın bir özelliği var, bu her zaman iyi sonuç vermez, hep dikine oynamak istiyor, bu oyuncuyu yorar, olası bir top kaybı ve hızlı çıkabilen bir takım bunun cezasını kesebilir: bir cins Yattara. Kewell penaltılardaki ustalığıyla "da", yorgun olmadığı sürece neden hep sahada olması gerektiğini gösterdi. Türkiye’de penaltı noktasının başına geldiğinde bu kadar güven veren bir ikinci oyuncu yok. Arda ya hiç şut çalışmıyor ya da öğrenemiyor, iyi fırsatlar bulduğu halde çok kötü şutlar attı.
4-3-3 deniyor ama bence hatalı; orta sahanın üçüncüsü kim? Maçı seyretmeyen biri Arda der ama maçta olan, Arda’nın “bildiğimiz” 10 numara pozisyonunda oynadığı. Rijkaard, tahtaya 4-3-3 yazmış olabilir ama sahada oynanan 90dk 4-2-4. sistemi değerlendirirken diziliş ile sınırlamamak gerekir, oyuncuların karakter yapılarını da dikkate almak gerekir: 4 savunma karakterli, 2 orta saha karakterli, 4 forvet karakterli oyuncuyla oynadı GS, isterse 3-5-2 dizilsin, oyuncuların oyun karakterleri oynanan oyunu şekle sokuyor, diziliş teferruat kalıyor, önemsiz değil ama teferruat, esas olan sahadaki baskın oyun anlayışı, oynayanlar da oyuncular olduğuna göre onların anlayışı, yani oyun karakterleri. Rakip Netanya’nın Türk versiyonu olduğu için dört forvet iyi, skor iyi; ama oyun, rakibin zayıflığına karşın, rakip çözülene kadar kötü. Rakibi çözen de, bu forvetlerin oyun içi etkinliği değil; duran toplar.
Kornerleri ihmal edelim: dün GS maçtan en iyi ihtimalle beraberlikle ayrılabilirdi; skor aldatıcı, geçen yıl da Korkmaz öncesi GS kazandığı hiçbir maçı tek farklı kazanmamıştı. Keita galibiyet golünden sonra yıldız; önce vasat, rakip Denizlispor olduğu halde. Öne geçtikten sonra yıldız olmaya müsait bir oyuncusu vardı GS’nin: Aydın. Geçen yıl yine GS yine ligin başında oynanan maçta yine Denizlispor’u yine ikinci yarıda bulduğu gollerle yine 4-1 yenmişti. GS’nin oyunu ile ilgili umutlu olmayı gerektirecek bir durum şimdilik yok.
Savunmada rotasyon yapılmış. Rijkaard oyuncuların hepsini hazır tutma kaygısıyla hareket ediyor; doğru da yapıyor; bu adil bir muamele, mesela Zan’ın Güngör’den boy dışında fazlası yok. Balta ise rotasyona girmemeliydi; Volkan Yaman GS’nin oyuncusu değil, rotasyonunda bir ölçüsü olmalı. Seçeneği olanın rotasyonu olur; Balta seçeneksiz, bu, golde de bu anlaşıldı. Yaman, Bangura’ya karşı çaresiz kaldı: Bangura çalım atmak istese çalım da atabilirdi, istemedi gol pası verdi. Sonuç olarak, Yaman, Bangura'nın istediğini istediği şekilde yapmasına engel olamadı, olamayabilir de, ama bir savunma oyuncusu en azından hücumcunun işini zorlaştırabilmeli.
Nonda’ya klasik yedek muamelesi yapmak yanlış; Baros çok formda değilse, her maç yarım saatten az olmamak kaydıyla Nonda’ya da forma verilmeli, yetenekler arası adalet gözetilmeli.
Denizlispor mu kötüydü, GS mı iyidi? Sorusunun cevabı, iki takımda bilindik haldeydi olmalı; yani ne Denizli iki yenilgiyle hoca değiştirmeye kalkmalı ne GS havaya girmeli. GS için umut verici tek yan duran top etkinliği. Maçın daha başında GS’nin duran toplardan, özellikle kornerlerden ekmek çıkaracağı anlaşılıyordu: iki gol çıktı, hem de maçı kıran goller. Bu iyi; hatta o kadar iyi ki, rakipler çare üretemezse şampiyonluk için bile yeterli olabilir. Daum böyle Daum oldu.
Hakemlere bol sabır!
Hakem penaltı kararlarında haklıydı; özellikle pozisyonun üzerinden iki üç saniye geçtikten sonra kararı vermesi bence derslik. Hakemlerde bir kaygı var: "o anda çaldım çaldım, çalmadım geçmiş olsun." Bir kaç saniye düşünmeleri ya da yardımcılarıyla diyalog kurma seçenekleri hep göz ardı edilir. Penaltı olduğunun farkında olduğu halde sırf zamanında! çalmadığı için penaltıyı atlayan, daha sonra maç boyunca penaltısını atladığı takımın kazanması için elinden geleni yapan birçok hakem var. Çoban'ın kendine güveni; kararından önce beklemesi ve yardım aldıktan sonra kararını vermesi önemliydi. Bu maçtaki varlığını geçen sezonun sonunda vermediği penaltılara borçlu. Suat Arslanboğa da maçın 4. hakemi olmasını verdiği penaltılara! Çoban'ın güveni iyi ama hakemlik bilgisi tartışılır; "üç metre önünde" Keita topu, bağıra bağıra! "omzumla kontrol ediyorum" diyor, bu, topun sekişinden de kolaylıkla anlaşılabilir; ama Çoban "elle kontrol" kararı veriyor, önü bomboş ve üç metre mesafede olduğu halde, bu, önemsiz görülebilir ama "en başarılısı" buysa diğerleri nasıl sorusu akla geliyor. Burada en zor iş oyuncuların; hakemlerin futbol bilgisi ve kültüründeki eksikliği saha içinde oyuncuyu sinirlendirir, "boşa koşuyorum" duygusu verir. Allah bizim oyunculara bol sabır versin! Hakemlere de; onların hakemi de Oğuz Sarvan..