- Kategori
- Futbol
Galatasaray Feneri elinden kaçırdı. Ama iki fırsat daha var.

Daha önce de yazdığım ve söylediğim gibi: Fenerliler kendilerini avutuyorlar. Hep bir arada yarattıkları tanrılara tapıyor, şeytanları taşlıyorlar. (Çok umurumda değil, hatta işime gelir.)
Dün (17 Mart 2012) kendi sahalarında sadece yirmi dakika baskın oynayabildiler. Sonrasında yetmiş dakikalık kabusu yaşadılar. Girdiği masanın altından başını çıkaramayan arkadaşlar olduğunu biliyoruz. Eşleri "maç bitti çık artık" demesine rağmen örtünün altından çıkmayan dostlarımız var.
Ama sistem yine çalışıyor ve nasıl oluyorsa oluyor, Galatasaray Fenerbahçeyi yıpratmış olmuyor. Binbir çeşit mazeret üretebilen dilbazlar, kalemşörler ve Hakan Şükür gibi yorumcuların hünerleri ortaya çıkıyor. Yansız bir bakışla sahasına hapsolmuş ve dakikaları sayan bir takım yok da ortada, kendisi ile yıllara dayalı sözleşme imzalanan Aykut Kocaman dahil günah keçileri var. Pas yapan, baskı kuran, nefes aldırmayan bir Galatasaray yok ortada, onun yerine palamut var, lüfer var...
Her GS maçında, ilk onbeş dakikanın bir yerinde gereksiz gerginlik yaratıp seyircinin de uğultusu ile GS'lı futbolcularda ve hakem üzerinde psikolojik baskı yaratma taktiği her zaman etkili olmakta ama artık yetmemektedir. Yeni bir şeyler yaratsalar iyi olacak. Savunmasız insanların kaşlarını, gözlerini yaralamak galibiyet getirmiyor her zaman.
Fenerbaçe artık altı çizgili değil üstü çizgili yazılması gereken bir sözcüktür. Üst çizgi, o ana dek sahada görünmeyen ama bir anda maçın kaderini simgeleyen üst kale direğini temsil etmektedir. (Kalkıp da "Fenerin üstünü çizmek" olarak algılanmasın lütfen. Böyle laflarla işimiz olmaz.)
Kaldı iki maç daha.... Dilerim Fenerli dostlar avunmaya devam ederler. Gerçekleri görmemeleri işimize gelir. Play off umulduğu gibi yararlarına olmayacak.