​ Galatasaray'ın merkezindeki adam; Arda Turan / Spor / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ekim '09

 
Kategori
Spor
 

Galatasaray'ın merkezindeki adam; Arda Turan

Galatasaray'ın merkezindeki adam; Arda Turan
 

Futbolumuzun parlayan yeni yıldızı… 22 yaşında ve üzerine büyük bir sorumluluk verilmiş durumda. Belki de Galatasaray yönetimi sezon başında Arda’yı merkeze alıp bütün takımı ona göre inşa edeceklerine ilişkin açıklamasını yaparken genç futbolcuya taşımakta zorlanabileceği büyük bir ağırlık yüklüyordu. Kuşkusuz Galatasaraylı yöneticiler böylesi bir payeyi verirken futbolcularını onurlandırdıklarını ve ona ne kadar değer verdiklerini göstermek amacındaydı.

Arda son zamanlarda Galatasaray’ın basın sözcüsü, futboldan sorumlu idarecisi gibi. Bütün gözler sadece sahada değil saha dışında da ona çevrilmiş durumda. Kuşkusuz 22 yaşında dünyanın merkezine yerleşmek değil bir futbolcu için bütün herkes için çok önemlidir.

Ancak bu aynı zamanda yıpratıcıdır da. Bir süre sonra zevk alınan şey insana rahatsızlık vermeye başlar. İşler yolunda gidiyorsa hiç sorun yoktur da, futbol gibi dev sanayinin içinde her an karşınıza tek başına mücadele edilmesi kolay olmayan şeyler çıkabilir. Bir kere takım oyununun içinde sivrilmek başlı başına potansiyel sorun kaynağı olmaya da adaydır.

Galatasaray’ın yıllardır yaşadığı en büyük sıkıntı da bu zaten. Bir dönem bütün yük başkanın üzerine biniyor. Bir başka dönem geliyor teknik direktör ön plana çıkıyor. Sonra bu son örnekte gördüğümüz gibi 22 yaşında gencecik bir futbolcu Galatasaray’ın teminatı, geleceği, kurtarıcısı oluyor. Galatasaray’ın uzun yıllardır futbolun içinde olan yöneticilerinin bu ortamın oluşmasına izin vermemesi gerekiyordu.

Arda için en iyisi bir süre o dünyanın merkezindeki yerini bırakıp, kendi dünyasının içine çekilmektir. Çünkü sporculuk iki dünyayı bir arada götürecek bir meslek değil. Aslına bakılırsa hiçbir mesleğin böyle bir lüksü yok.

Şu bir gerçek ki Arda'dan çok daha yetenekli futbolcularımız geldi, geçti. Bunların bir kısmı şu an yorumculuk yapıyor hatta yaşadıklarından, yaptıkları hatalardan söz ediyorlar. Arda’nın onların ne diyor olduğunu dinlemeye çok ihtiyacı var. Kuşkusuz bu onun hayatı ve seçimlerini kendisi yapacaktır. Yaptığı seçimler de onu bir şekilde bir yerlere götürecektir.

Arda'nın şu an kendisinin üzerinden nemalanmaya çalışanlara karşı da gözünü açık tutması, uyanık olması gerekir. Çünkü bu renkli dünyanın ihtiyacı olan şey Arda'da vardır. Arda'nınsa onlara ihtiyacı yoktur.

Türkiye'de örnek alacağı futbolcu yok mudur? Ezeli rakibinin 3 numaralı formasını giyen futbolcu her anlamda tam profesyoneldir; numunedir!

Derbinin konusu

Derbi bitti ancak konuşulacak konuların sonu gelmedi. İlginç olan bir şey var. Bundan on yıl öncesine kadar bu maçlardan önce ve sonra başka şeyler konuşulurdu. Özellikle Fenerbahçe–Galatasaray maçlarında sonuca ilişkin bir kestirim yapmak mümkün değildi. Kimin iyi durumda, favorinin hangi takım olduğunun çoğu zaman hiç önemi yoktu. Maç sırasında olan bitenlerin şu an yaşananlarla da ilgisi olmazdı.

Daha çok, hakemin verdiği ya da vermediği penaltı, yanlış kaldırılan bir bayrak, top mu ele çarptı yoksa el mi topa gitti? Lukovcan ne toplar çıkardı yahu, her maç böyle oynasa… Tek kale oynadık ama bugün şansımız yoktu… gibisinden şeyler konuşulurdu.

Oysa bugün sahaya atılan yabancı maddeler, Galatasaray’ın ruh hali, Kadıköy’de Galatasaray neden kazanamıyor, maçtan önce Fenerbahçe psikolojik olarak baskı kuruyor, Carlos Keita’yı çok tahrik etti, hakemin kafası yarıldı bu maç oynatılmamalıydı, öyle bir ceza verilmeli ki yapanın yanına kalmasın, Elano Carlos’a nasıl sarılır, Brezilyalılarla muhabbet eder, umurunda mı dünya? Bu Brezilyalıların hepsi zaten Fenerbahçeli… vs. şeyler konuşuluyor.

Yani rekabetin anlamı futbolun dışındaki unsurlara doğru kayıyor. Neyi daha fazla konuşmaya başlıyorsak bu sefer de o prim yapıyor, sansasyonel izlenilir, takip edilir oluyor. Eğer buna ihtiyacımız varsa gerçekten çok düşündürücü.

Fenerbahçe–Galatasaray derbisinin gerilimini, heyecanını, farkını, anlamını anlatmak imkânsızdır. Bu derbi farklıdır ve her zaman da farklı olacaktır. Farkı yaratan da zaten her seferinde bir başka şeyle karşılaşıyor olmamızdır. Bu bir süreçtir ve öğrenilerek, yaşanılarak gelişecektir. Bundan kaçmak, dövünmek pek de anlamlı olmuyor. Bir sonrakinde yine aynı görüntüler ortaya çıkıyor. Ancak futbola dair konuşmayı seçtiğimizde şu an odaklandığımız şeylerin de zamanla etkisini kaybedeceğini düşünüyorum.

Fenerbahçe Derbileri önemsiyor.

Özellikle son beş yılda ortaya çıkan bir istatistik var ki o da Fenerbahçe’nin tüm derbi maçları diğerlerinden ayırıp, özel önem verdiğidir. Bu aslında Fenerbahçe’nin son beş yılda aldığı yolu da gösteriyor. Fenerbahçe belki bir çok kişiye hala antipatik geliyor olabilir ancak yine aynı antipatiye sahip grup içinden de gizliden gizliye taktir edilecek şeyler de yapıyor. Üstelik yapmayı başarabildiği şeyler rakipleri için hala Kaf Dağı'nın arkasında duruyor.

Şükrü Saraçoğlu’nun tribünleri sahaya çok yakın.

Kuşkusuz bu günümüz futbolunda rakibe deplasmanı tam anlamıyla yaşatan çok büyük bir güç haline geldi. Yıllar önce İngiltere’deki stadyumlarda taraftarın korner atan adama dokunacak kadar yakın mesafede duruş görüntülerini izlediğimizde bunun ülkemiz için çok uzak bir hayal olduğunu düşünürdük. Bizim taraftar o adamı alırdı… Hele bu sene oynanan ve attığı gol sonrasında Arsenal taraftarının burnunun dibine kadar gidip hareket çeken Adebayor’un yaptığı şeyin bir benzerinin Türkiye’de sergilendiğini sadece bir an için hayal edin. Bakın neler olur, değil mi?

Ancak son üç senedir Şükrü Saraçoğlu’nda rakip futbolcuya bu anlamda fiili bir müdahale olmadı. Benzer bir görüntü İnönü Stadı’nda da var ve korkulan olmuyor.

Kadıköy’de bu çizgide görev yapan hakemler de taraftarın çok ciddi etkisi altında maç yönetiyor. Ancak taşkınlık olmadığı sürece bunun oyun kuralları içinde olduğunu söyleyebiliriz. Yarın Seyrantepe tamamlandığında bu avantajdan Galatasaray da yararlanacaktır.

Bünyamin Gezer doğru karar vermiştir.

Önceki gün derbinin hakeminin gazetelere verdiği açıklamaları okuduk. Televizyon başında maçın başlamasını beklerken hakemlerin sahaya çıkmadığını gördüğümüzde olaylar yüzünden karşılaşmanın iptal edilebileceği olasılığı aklımıza gelmedi değil. Hakemin maçı yönetmesine engel olacak derecede ağır bir darbe olması halinde zaten ayakta tedavi edilmesi de mümkün olmazdı, hastanelik olurdu ve otomatikman oynanmazdı.

O sırada olup bitenleri ancak Bünyamin Gezer’in açıklamalarından anlayabiliyoruz.

Nasıl taraftar maçı izlemek, futbolcular oynamak için sabırsızlanıyorsa o maçı yönetecek hakem dörtlüsü de bir Fenerbahçe–Galatasaray derbisinde görev yapacak olmanın heyecanını duyuyordu içlerinde ve bir an önce de sahada olmak istiyorlardı. Hatta belki de kafası yarılmış olan yardımcı hakem çok daha büyük bir arzu ile sahaya çıkmak istiyordu. Olaya bu açıdan baktığımızda diğer tüm yorumlar çok anlamsız oluyor.

Yani bu maç oynatılmamalıydı diye hüküm vermeden önce acaba hakem arkadaşımız neler hissediyordu, sahaya çıkmak istiyor muydu, ne düşünüyordu? sorusunun cevabının peşine düşülmesi daha doğru bir tutum olur. Örneğin o hakemin yerinde ben olsaydım bu maçın oynanması için tedavimin bitmesini sabırsızlıklar bekler, sahaya koşarak çıkardım.

Ancak Bünyamin Gezer’in maçı oynatmasaydım kan dökülürdü sözleri abartılı ve imasını aşan bir yorum olduğunun altını çizmemiz gerekiyor.

Uzay Gökerman

 
Toplam blog
: 2033
: 1268
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..