- Kategori
- Futbol
Galatasaray nereye?

Bu yazıya ümitli başlamayı ve başlıktaki soruya “Galatasaray çok iyi yolda” diye cevaplamayı çok isterdim. Çünkü ben de bir Galatasaray taraftarıyım.
Ancak az önce izlediğim Bursaspor maçından sonra bunları söylemek, hayalperestlikten de öte bir davranış biçimi olur…
Maçın ilk yarısında nispeten azimli, hırslı, mücadeleci bir Galatasaray izledik aslında. Ancak bu sefer de, şanssızlık mı diyelim, beceriksizlik mi diyelim, işte o devreye girdi. Önce Mustafa Sarp, sonra Milan Baros, bomboş önlerindeki topa vurmayı başaramadılar. Haliyle Ivan Ergic de cezayı kesti. Galatasaray defansı ve orta sahası da adeta seyretti!
İlk yarının sonlarında Volkan Şen’in pozisyonuna hiç girmiyorum bile… Herkes ne olduğunu, kararın ne olması gerektiğini gayet açık ve net gördü. O kadar ki, pozisyonun kahramanı Volkan Şen bile “Eyvah ne yaptım ben!” der gibiydi. Hemen bu noktada Baros’un gördüğü -affedersiniz- salakça sarı kartı da unutmamak gerekir. Baros gibi bir profesyonele böyle çocukça hareketler yakışmıyor. Tabii Volkan Şen’in pozisyonunda çıkmayan ikinci sarı kart ve dolayısıyla kırmızı kartın etkisini de unutmamak gerekir.
İkinci yarıya da aynı hırs ve kazanma arzusuyla başladı sarı-kırmızılı takımım. Ancak devrenin ortalarına doğru, yorgunluktan mıdır, hakemin bütün takdir haklarını Bursaspor lehine kullanmasından mıdır, arka arkaya sergilenen beceriksizlik gösterilerinden midir bilinmez, oyundan düşmeler baş gösterdi. Özellikle de hafta ortasında Karpaty Lviv maçını kurtaran Milan Baros, birkaç tane önemli fırsatı beceriksizce harcadı. Maç boyunca “bal yapamayan arı” durumunda bulunan Arda ve Kewell de Baros’a ayak uydurup, sağda Ali Turan isimli ne idüğü belirsiz şahısla solda Hakan Balta’nın soyadına yakışır performansı sonucu “atamayana atarlar” kuralı bir kez daha işledi ve Ergic, Neill’in de yardımıyla ikinci kez fileleri havalandırdı…
Bu dakikadan sonra oyundan iyice kopan Cimbom, üçüncü golü yemekten yeşil-beyazlıların “bitse de gitsek” triplerine borçludur. Unutmadan bunu da ekleyelim.
Arda’ya ayrı bir paragraf ayırmak gerekecek: Arkadaş, bu Arda’ya ne olmuş böyle? Tamam, çok mücadele etti, en az dört beş kere aya fezaya atılan uzun topların peşinden koşup yoruldu ama bir adamın, hele de Arda gibi bir oyuncunun maç boyunca ilaç için bir tane bile olumlu hareketi olmaz mı? Ortalar rakibe gidiyor, kornerler rakibe gidiyor… Üstünde bir bitkinlik, bir umursamazlık… Sanki Galatasaray’ın kaptanı, zaman zaman takımı sırtlayan adam değil de, Osmancık Belediyespor’un sıradan bir oyuncusu! Özetle Arda’nın bir an önce kendine gelmesi lazım. Yoksa sezon sonunda değil Liverpool, Schalke v.b. peşinde koşacak Metalist Kharkiv’i bile bulamaz…
Ezcümle, Galatasaray sezona çok kötü başladı. Rakipleri birer birer transfer bombalarını patlatırken sarı-kırmızılı yönetim adeta yattı. Sonunda da Haldun Üstünel gibi bir sihirbaza tercih edilen Adnan Sezgin, getire getire Cana gibi, Pino gibi ikinci sınıf yabancıları, Mehmet Batdal gibi Ali Turan gibi henüz takıma fayda sağlayamayan, aksine zarar veren ve hiçbir şekilde Galatasaray oyuncusu olamayacak birtakım topçuları getirdi.
Zaten son zamanlarda hep söylerim: Hikayede olduğu gibi, Adnan Başkan “sarı öküzü” yani Haldun Üstünel’i verdiği gün bu işi kaybetti…
Transfer yok, aldığın çer çöp de birer ikişer sakatlanıyor, arzu yok, hırs yok, takım ruhu yok, kendi sahanda Karpaty Lviv gibi bir takımdan abuk sabuk iki gol yiyip son dakikalarda beraberliği zor şer kurtarıyorsun, ardından gidip ilk haftada Sivas’a saçmasapan bir şekilde yeniliyorsun. Teknik adamın desen ne yaptığı belli değil. İki senedir takıma “total futbol” oynatmaya çalışıyor ama gelinen nokta ortada.
Ve Galatasaray, belki de tarihinde ilk kez, 2. Hafta da olsa ligin dibinde!
Umarım oradan kurtulmayı başarırız…