​ Gazeteci Hasan Fehmi ilk Basın Şehidi / Basın Yayın / Medya / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mayıs '13

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
 

Gazeteci Hasan Fehmi ilk Basın Şehidi

Gazeteci Hasan Fehmi ilk Basın Şehidi
 

Gazeteci Hasan Fehmi Bey


Onun öldüğü gün: “Öldürülen Gazeteciler Günü”

Gazeteci Hasan Fehmi yazıma alıntı yaptığım şu sözlerinden sonra başlamak istiyorum.

“Hasan Fehmi, ailesi Yunanistan'dan göç etmiş, Mekteb-i Sultani'de okumuş, Fransa'ya kaçmış Jöntürklerden etkilenmiş, Mülkiye'ye girmiş,  Paris'e gitmiş, Meşrutiyet'in ilanıyla geri dönmüş fakat İttihatçılara ihtiyatla bakan biriydi.

Serbesti gazetesi hiç kimseye yakın durmayacak, özgürlükleri savunacaktı.

Hasan Fehmi'nin ilk işlerinden biri şeyhülislamın yolsuzluklarını ve İttihatçıların buna nasıl göz yumduğunu yazmak oldu.

Cenazesinde 50 binden fazla insan yürüdü.”

104 yıl önce ilk basın şehidini vermişiz.

Üstelik faili meçhul cinayetle…

Hasan Fehmi Beyin mezarını ziyaret edip dualarımı okuduğumda içimin acıdığını hissettim. Bu dünya niye böyledi?

Niye insanlar bu kadar zalimdiler?

Gazetecilerin öldürülmesi cidden ne büyük acıdır. Nasıl kıyıyorsunuz zalimler?

Bir gazeteciyi nasıl hunharca yok ediyorsunuz?

Onun silahı kalemi, sizin gibi kurşun atmıyor, kanınızı akıtmıyor, kalbinizi durdurmuyor.

Biz gazeteciler Hasan Fehmi Beyi biliriz. Onun ilk basın şehidi olduğunu da daha gazeteciliğe ilk adım attığımızda öğrenmiş oluruz.

Hasan Fehmi Bey, İttihat ve Terakki Cemiyetinin uyguladığı baskı rejimine karşı çıkmış. Haksızlıkları yazmış. Bunu yapmak durumunda, o gazeteci elbetteki gördüklerini yazacak, elbetteki vicdanını rahatsız eden olaylara canı pahasına girecek. Girmişte. O yazılarına devam etmiş. Ne olmuş? Bir çok insanı karşısına almış. Tehditler almaya başlamış.

Yazılarına devam etmiş, korkmamış, yılmamış. Yazmaya devam etmiş. Ta ki:

Şehit edildiğinde İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından öldürüldüğü söylensede cinayeti hiçbir zaman aydınlatılamamış.

Hasan Fehmi Bey:

1874 yılında doğmuş.

Mülkiye mektebini bitirmiş.

Paris’e gitmiş.

Mısır’a gitmiş.

İkinci Meşrutiyet ilanından sonra yurda dönmüş.

Serbesti gazetesinde yazılar yazmış.

Gazetenin baş yazarı olmuş.

Değişimleri kavunmuş.

Radikal yazarlardan biriymiş.

Düşüncelerin özgürce sergilenmesinden yanaymış.

Gazete çok ilgi görmeye başlamış.

Burada bir yazıyı sizlere aktarmak istiyorum:

İttihat ve Terakki Cemiyeti özgürlükleri genişletme ve daha fazla özgür ortamı sağlamayı hedef edindiğini açıklamış ve muhtelif vesilelerle bu konuda tahşidatta bulunmuştu.

Ancak, iktidara gelen İttihat mensupları geçmişe oranla çok daha fazla tahammülsüz ve eleştiriye kapalı bir tutum sergilediler.

Baskı rejimine karşı çıkarak taraftar bulan ve bu yüzden iktidar şansı elde eden parti, daha fazla baskı yapmaya başladı.

Cemiyetin bu tavrı, çok sert eleştirilere sebep oldu.

Bu sert eleştiriyi yapanlardan önemli birisi de Hasan Fehmi idi.

Yazıları sebebiyle iktidar partisince adeta nefret edilen isimlerden biri oldu.

Sürekli tehdit edilmeye başlandı.

Ülkede fikri tahribat yapmakla ve milletin dimağını tahrip etmekle itham edildi.

Muhalif gazeteci durumunda olan Hasan Fehmi 6 Nisan 1909 günü okul arkadaşlarından Kaymakam Ertuğrul Şakir ile Beyoğlu’ndan Sirkeci’ye gitmekteydi. Galata Köprüsü’nü geçtikten sonra Sirkeci Postahanesinin önünde meçhul bir kişinin kurşunlarına hedef oldu ve hayatını kaybetti.

Ertesi gün gazetesi öldürülüşünü,

“Serbesti-i matbuatın (basın özgürlüğünün) ilk kurbanı, ömrünü menfalarda (sürgünlerde) geçirmiş olan evlad-ı hürriyetten Hasan Fehmi Beyin ruhuna fatiha.”yazısıyla okuyucularına duyurdu.

Hasan Fehmi Beyin katledildiği:

“6 Nisan Günü”Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından,

 “Basın Şehitleri Günü” ve

“Hasan Fehmi Bey Anma Günü”

 olarak kabul edilmekte ve bu vesile ile bazı etkinlikler yapılmaktadır.

Bilindiği gibi Sultan Abdülhamit döneminde yapılan bazı yanlış uygulama ve baskılar eleştirilere sebep olmuş, özellikle fikirler önüne konan engeller, hür düşünce ortamının gelişmesine mani olmuştur.

1907 tarihinde İstanbul’a gelen Bediüzzaman Hazretleri de basın yoluyla yanlış uygulamaları eleştirmiş ve bunlara karşı çıkmıştır.

Akabinde Meşrutiyet’in ilânını:

“Hürriyetin ilânı”

Olarak görüp alkışlamış ve şeriat adına sahiplenmiştir.

Gerek Meşrutiyetin ilânından evvel ve gerekse ilânından sonra, Meşrutiyet konusundaki vehim ve endişeleri sözlü ve yazılı ifadeleriyle ortadan kaldırmaya çalışmıştır.

Ancak, 31 Mart Hadisesinin ortaya çıkışı ve sonrasındaki baskı, hür ortamı adeta ortadan kaldırmıştır.

Divan-ı Harbe verilen Bediüzzaman da İttihat ve Terakki hükümetinin uyguladığı baskıyı sert bir şekilde eleştirmiştir.

İttihat ve Terakki’nin bazı mensupları ile önceden Meşrutiyet’i savunan Bediüzzaman daha sonra onları eleştirmekten de çekinmemiş ve yanlışlarını sert bir şekilde dile getirmiştir;

“Bu hükûmet zaman-ı istibdatta akla husûmet ediyordu; şimdi de hayata adavet ediyor. Eğer hükûmet böyle olursa; yaşasın cünûn, yaşasın mevt, zalimler için de yaşasın Cehennem!”

Tarihçe-i Hayat, s. 54) demek suretiyle yeni hükümetin Sultan Abdulhamit dönemindekilere kıyasla çok daha büyük yanlışlar içinde olduğunu yüzlerine haykırmıştır.

Bediüzzaman, Hasan Fehmi Bey’in ismini zikrederken 31 Mart Hadisesine de değinmiş ve sebeplerini izah etmiştir.

31 Mart Olayını:

“Müthiş fırtına” olarak belirten Bediüzzaman, büyük bir felakete sebep olacakken, lisanlardaki “şeriat” lafzının fırtınanın gayet hafif atlatılmasına vesile olduğunu kaydetmiştir.

Bu arada gazetelerin yanlış ve abartılı yorumlarını da tenkit etmiştir.

Olayın anlaşılabilmesi ve gerçeğin ortaya çıkması için aşağıdaki yedi durumun incelenmesinin yeterli olacağını sözlerine eklemiştir:

1. Yüzde doksanı İttihad ve Terakkinin aleyhinde, hem onların tahakkümü ve istibdadı aleyhinde bir hareket idi.

2. Fırkaların meydan-ı münakaşâtı olan vükelâyı tebdil idi.

3. Sultan-ı mazlûmu sukut-u musammemden kurtarmaktı.

4. Hissiyat-ı askeriyenin ve âdâb-ı dindaranelerinin muhalif telkinatın önüne set olmaktı.

5.Pek çok büyütülen Hasan Fehmi Beyin kàtilini meydana çıkarmaktı.

6. Kadro haricine çıkanları ve alay zabitlerini mağdur etmemekti.

7. Hürriyeti, sefahete şumulünü men ve âdâb-ı şeriatla tehdit ve avâmın siyaset-i şer’î bildikleri yalnız kısas ve kat-ı yed haddini icra idi.

Fakat zemin bataklık ve dam ve plân serilmişti.

Mukaddes olan itaat-i askeriye feda edildi.

Üssü’l-esas esbab, fırkaların taraftarane ve garazkârane münakaşatı ve gazetelerin belâğat yerine mübalâğat ve yalan ve ifratperverane keşmekeşleri idi…”

(Divan-ı Harb-i Örfi, s. 43–44).
 Kaynak enstitü(alıntı)

 

Nazan Şara Şatana

Gazeteci Hasan Fehmi

(1874 – 6 Nisan 1909),

Osmanlı gazetecisi.

Yazı işleri müdürü ve başyazarı olduğu Serbesti Gazetesi’ndeki yazılarında İttihat ve Terakkiyönetimini sert bir dille eleştiren gazeteci, 6 Nisan 1909 günü vurularak öldürülmüş ve Türkiye'de ilk basın şehidi olarak tarihe geçmiştir.

Öldürülmesinden sonra gelişen olaylar, İttihat ve Terakkiyönetimine karşı gelişen 31 Mart Ayaklanması’nı tetikledi.

Öldürüldüğü 6 Nisan günü, Türkiye’de “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak kabul edilir.

1874 yılında dünyaya geldi.

İstanbul’da Mülkiye Mektebi’ndekiöğreniminin ardından Paris’e gitti.

Paris’te Prens Sabahattinve çevresi ile tanıştı.

Ardından Mısır’a gitti.

II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü.

Serbesti Gazetesi’nde yazılar yazmaya başladı.

Dönemin radikal yazarlarından birisiydi.

Yazılarında İttihat ve Terakkiyönetimine karşı sert eleştirilerde bulunuyordu. Yazıları, gazeteye tehdit mektuplarının gönderilmesine sebep oldu ancak o, eleştirilerine devam etti.

6 Nisan 1909 gecesi arkadaşı Ertuğrul Şakir Bey ile Beyoğlu’ndanSirkeci’yegiderken öldürüldü.

Cinayet aydınlatılamadı.

8 Nisan günü, İttihatçı muhaliflerin bir gövde gösterisine dönüşen büyük bir cenaze töreninin ardından II. Mahmut Türbesi’ne defnedildi.

Hasan Fehmi Bey’in öldürülmesini İttihat ve Terakki yönetimine mal eden muhalefet, olaya büyük tepki gösterdi.

Cenazede Hukuk Fakültesi öğrencileri Mülkiye öğrencileri ile birleşerek Bab-ı Ali’nin kapısında Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa’dankatillerin bulunmasını istediler.

Başlangıçta küçük olan topluluk, Sultanahmet'tebulunan Meclis-i Mebusan binası önüne gelinceye kadar 50 bine ulaştı.

31 Mart Ayaklanması, cenazedeki bu gövde gösterisinden beş gün sonra, henüz Hasan Fehmi’nin katledilmesinin etkisi geçmeden ortaya çıktı.

Bu nedenle Hasan Fehmi’nin öldürülmesi, 31 Mart Ayaklanmasının yakın nedeni olarak görülür.

Gazeteci Hasan Fehmi Bey’in bir suikasta kurban gittiği 6 Nisan günü, 1996’da Türkiye Gazeteciler Cemiyetitarafından “Basın Şehitleri Günü” olarak kabul edildi;

2005’ten bu yana ise bu anma gününün adı “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak değiştirildi.

Anma günü vesilesiyle her 6 Nisan’da bazı etkinlikler gerçekleştirilir.(vikipedi)

 

 
Toplam blog
: 1731
: 4678
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....