- Kategori
- Kültür - Sanat
Gaziantep Eğitim-sen'de bir şiir muhabbetnamesi

Yağmurlu bir akşam üzeri; kimi işinden biraz erken çıkıp gelmiş, kimi yetişmek için koştura koştura , , Kiminin öğleden sonrası boş aheste aheste yürüyerek gelmiş … Gelenler şiirseverler, gidilen yer Eğitim-Sen Gaziantep Şubesi… Şubede etkinlik, etkinlikte Şiir Dinletisi, dinletide üç şair… Bir hevesle gelinmiş ki sormayın, ne demiş şair “Kırk şair birden olsam, yazamam bir hevesi” cinsinden bir heves işte şiir hevesi… Bu heves olmasa puslu yağmurlu soğuk bir Kasım akşamı saatinde bir an önce eve gitmek ister insanın canı… Birbiri benzeri günlerin kıskacında bir faklılık, sıcak bir faklılık; şiir dinlemek.. Hem de enfes bir farklılık… Şiir bir umuttur, şiir özgürlüktür, şiir dostluktur güzel duygularımızı besleyen! Bir parça ekmek bedeni bir lokma sanat ruhumuzu ayakta tutar diye yazmıştım yıllar önce bir yazımda… Evet bir lokma şiir ruhumuza neler katar neler… Kelebek gibi kanatlanıp uçmasını sağlar ruhumuzun…Geçmişte bir gezintiye çıkarır gelecekle ilgili hayallere taşır… Şiir aynı zamanda yüzleşmedir sanata dair hiçbir şey yapmadığımızı söyleyen… Yüzleşmedir deyince; 30 haziran 2009 da yitirdiğimiz Kemal Öze’ in Dünya Şiir Günü Bildirisi aklıma geldi… Bildiriyi bu yazıya almadan geçemeyeceğim; yazıyı daha etkin, şiir söyleşisini daha anlamlı kılacaktır diye düşünüyorum... Hem de Kemal Özer i de anmış oluruz…
“YALIN SÖZÜ YEĞLESE DE YALINAYAK DEĞİLDİR ŞİİR!
Bir yüzleşme günündeyiz yine.
Yine şiire bakıyoruz. Yine şiir ne işe yarar diyenlerle göz göze gelerek.
Sesimizde yankılanan yine öncelikli bir soru: Hangi niteliklerle yüz yüze getirir bizi şiir?
Sayabiliriz o niteliklerin birkaçını hemen: Yaratıcı eyleme merak, dönüşü olmayana cesaret, sıradana açılan savaş, emeğe gösterilen saygı, duyarlığa tanınan özgürlük, tasarlananı genişleten ufuk…
Şöyle diyebiliriz örneğin:
“Çin Seddi bittiği akşam duvarcılar nereye gittiler?” diye soran meraktır şiir.
Kralı çıplak gördüğünde korkağın söyleyemediği cesur sözdür.
Sıradanın yavanlığına başkaldıran çeşitlilik, emeği hor görene indirilen tokattır.
Duyarlığı sınırlı tutanın karşısına yeni bir dil ile, tasarlananı güdük bırakanın karşısına yeni bir dünya ile çıkandır.
Neruda’nın dediğini bir kez daha yineleyebiliriz öyleyse: Yedi canlıdır şiir. Bunca sömürü ve yoksulluğun insana yaşamı dar ettiği, işkence ve savaşlarla bunca zulmün, zorbalığın, kıyımın yeryüzünü kana boğduğu günlerde şiirin payına da canından olanların acısı düşer, soluğunun önüne birtakım engeller dikilir. Ama her keresinde yeniden canlanacaktır o, yüzleşmek için ayağa yeniden kalkacaktır.
Her yüzleşme gününde kıyıcıya, zorbaya, işgalciye karşı diyeceği bir söz, yapacağı bir eylem, her yüzleşme gününde suskun kalanlara, boyun eğenlere karşı dolaşıma çıkaracağı bir öfke vardır çünkü. Eylemini kendisi kalarak gerçekleştirmeyi, öfkesini sözcüklere bürüyerek biriktirmeyi, sözünü çoğu kez yalın söylemeyi yeğlese de, onlarla kıyıcının, zorbanın, işgalcinin ve suskunluğun üstüne yürürken yalınayak değildir. Çıkarıp kafalarına fırlatacağı bir ayakkabısı her zaman vardır.”
Burada biraz nefes alıp dinletiye dönelim: Dinletide üç şair var demiştik: Hüseyin Peker, Ercan Y. Yılmaz, Nurullah Kuzu! Ercan Y. Yılmaz’la Nurullah Kuzu çok genç: Yılmaz Batman da, Kuzu ise Urfa da öğretmen… İnternette kolayca ulaşıp şiirlerine bakabilirsiniz… Ama kitaplarının evde kitaplığınızda olması daha güzel olacaktır.. Hüseyin Peker İstanbul da yaşıyor.. şiir dendiğinde ilk akla gelen isimlerden yani şiirin duayenlerinden… “İnsan Arkadaşınındır” kitabıyla Arkadaş Z. Özger şiir Ödülü'nü layık görülmüş 1997 yılında… “İnsan Arkadaşınındır” aman allahım dedirtecek türden estetik ve anlamlı bir önerme… Unutmadan bu yılda bu ödül Nurullah kuzu ya verilmiş… Ve Ercan Y. Yılmaza da adının anılmasına karar verilmiş Yılmaz’ın başka ödülleri de var… Yılmaz Güney KSF Şiir Özendirme ödülü, Kohen öykü ödülü gibi.. Hüseyin Peker arkadaş Z. Özger le olan arkadaşlığını ve onunla olan anılarını anlatarak söyleşiyi başlattı… Ardından sözü Ercan Y. Yılmaz’a bıraktı. İ Yılmaz da “mutlu ölmek gazeli” adlı şiirini okumayla başladı dinletiye… Sonrasında Nurullah Kuzu … Sırayla şiirlerini okuyup sıcak bir atmosfer oluşturdular, sağolsunlar… Hüseyin Peker anlatımlarını ve şiirlerini , etkinliğe katılanlardan izin isteyip ayakta gerçekleştirdi… Dinleyicinin dikkat ve ilgisini canlı tutmayı başardı; anlattığı Cemal Süreyya’lı, Edip Cansever’li, Sina Akyol lu anılarıyla… Günün yorgunluğunun yerini şiirsel düşler aldı eminim.. Halil İbrahim Aycan da bağlama ve bir türküyle etkinliğe katkı sağladı… Ardından okunan şiirlere fon müziği yapmak üzere gelmiş olan Eğitim-Sen li iki arkadaş; gitar ve bağlamayla bize Ahmet Kaya parçaları söyleyerek etkinliği bitirdiler… Hafta içi olmasına rağmen katılımcılar salonu doldurmuştu… Siyasi gündemin çok hareketli ve yoğun olduğu bu günlerde sanatın inceliklerinin nimetinden yararlanmış olduk biz de..… Güzel bir akşamdı emeği geçen herkesin yüreğine sağlık… Ve böyle etkinliklerin daha sık yapılmasını temenni edelim.. Bu yazıya etkinliğe katılan şairlerin şiirlerinden birer tane alarak bitiriyorum.. Ve şiirce kalın diyorum…
bir vakit
dinle. Farjad bir hava damlıyor suskun göğümüzden
içimin çarşafları büzüşüyor sızının rengi başka
günden solan yüzüm eskiyor değişiyor vardiyam
aylak bir zaman kırığı bağışlıyor gece. ıslak
bir mırıltıya dönüşüyor aşk ve de müstehcen
olsun. zira yatağımdaki ten taşınmıştır artık kendine
bağışlamasız en elzem günahtır çünkü riya
geceyle olmuş gövdeye
Nurullah Kuzu
KAHRAMAN MUSKA KANTOSU
beni kötülüklerden koruyan tılsım, yeşil kadife, çengelli iğne, gece karabasan
sımsıkı kundakta büyüyen. Birazdan gök doğuracak gürültüsünü
tanımsız sesler ve soluklar…korur cümle şerden
muska anam!
elinde yüz boncuk tespih, dua eden kadın üfler yüzüme, üç fırtına
dedemin şifa veren tükürüğü ve beşiğimde bastonu yeşeren şeyhin
bastığı toprak… korur beni gece irkilmelerinden, cinlerden
muska babam!
kurşun işlemez sıksan; karavana. boynumda hurafe bir hekim alfabe
ne zaman unuttuk evde, bildiğimiz en güzel intihar
gibi o gün bir parçamız eksikti
muska kahraman!
Ercan Y.Yılmaz
Bezgin Atlas
Herkes kendine bir şehir seçer
Doğmak için ayrı bir şehir; onun adını bile bilmez
Rüzgârını tanır, ayranını, tandırını tanır
Kâğıdını açar, kalemini yaratır, anılarını üfler
Yaşamak için ayrı bir şehir; ekmek parasını
Sevgili oyununu bu şehirden izler
Yaşamak bu yerin ortasıdır; kumunu, güneşini bir çatıya diker
Herkes kendine birkaç şehir seçer
Gölgelik, mevsimlik, yazlık; dostunun şehri, içmenin şehri
Yeşilliğini sevdiği, denizini ördüğü bir ayrı şehir
Yokuşlardan, sokaklardan örer kozasını
Ağını çarşılardan geçirir, cüzdanında önce bir kimlik
Sonra dostlar, akrabalar yaratır istenen bina örtüsünden
Sonunda bu şehirlerin tanıdık bir kasaba modelinde
Üç kiremit senden, beş kiremit benden; evini kurar
İçine girer, üremesi başlar seçtiği şehirlerin özeti olarak
Fırtınadan çatı, yağmurdan orta direk, güneşten bir eş
Penceresinden doyasıya bir manzara, ölesiye bir renk
O şehre gömülmeyi bekler, yaşamanın sona yakın bir yerinden
Hüseyin Peker
Keziban Karaaslan/ Gaziantep