- Kategori
- Dünya
Gazze'nin arkasındaki gerçek; Batı, Türkiye “laik” olduğu sürece dosttur.

“Savaş Gazze ile ilgili değil, bu radikal İslam ile liberal Batı arasındaki savaştır.
“Musevi Komitesi Uluslararası İlişkiler Başkanı J. F. Isaacson ; “Bu benim bildiğim Türkiye değil. Aynı şekilde buradaki Amerikalıların tanıdığı, bildiği Türkiye de değil” Peki, onların bildiği Türkiye hangisidir? Cevabı, İsrail’in kurucusu David Ben Gurion özetlemektedir; “Türkiye bize metres gibi davranıyor. Hâlbuki evlendik, evliliğimizi bir türlü açıklamıyor.” Gerçekten de Türkiye ile İsrail ilişkisi derin devlet ilişkisiydi. Hem var hem yok sayılıyordu. David Ben Gurion’un Temmuz 1958’de yaptığı Türkiye ziyareti ise politik kurgu filmlerini aratmayacak cinstendi.
Ben Gurion, anlaşıldığı üzere Türkiye’ye gizli bir ziyaret yapacaktı. El-Al uçağı Türkiye üzerindeyken acil iniş uyarısı verdi. Yeşilköy Havaalanı iniş izni verdi. El-Al’ın o yıllarda Türkiye’ye uçuş izni yoktu. Olası bir kaza ve patlama tehlikesine karşılık ambulans ve itfaiye araçları alanı doldurdu. Bu hesapta olmayan bir gelişmeydi.
Ankara’dan gelen talimatla alan hemen boşaltıldı. Ve “Konuk” Başbakan ambulansla Ankara uçağına nakledildi. Ankara’da onu dönemin Başbakanı Adnan Menderes bekliyordu. Ankara’daki toplantı da tarihimizin en acıklı sayfalarından biriydi. İki başbakanın toplantısına eşlik eden garsonların hepsi diplomattı. (1)
* * *
-“İngiliz Financial Times gazetesi, “Yükselen güçler Batı’nın kurallarına göre oynamak istemiyor” başlıklı makaleyi Türk, Brezilya ve İran liderlerinin karikatürleriyle birlikte yayımladı…”
* * *
-ABD’nin bu tutumunun arka planında ne vardır? Geçen hafta İstanbul’a gelen eski Vermont Valisi, 2004’te DP başkan adayı, halen Obama’nın yakın arkadaşı ve danışmanı. Dean şöyle diyor:
“Sorun şu, Amerika tam Çin’i BM’de İran’a yaptırım konusunda ikna etmişken Türkiye bu anlaşmayı kotardı. Bu da ABD’nin oyun planını zorlaştırdı.” (E. Can, Hürriyet, 29.05.2010) Bu sözler açıkça “Türkiye’nin pişmiş aşa su kattığını” belirtiyordu.
Tüm bu gelişmelerden sonra, gerek Batı basınından gerekse iç yorumlardan esinlenerek ortaya çıkan tablo, Ortadoğu’daki devinimin aslında Gazze Körfezi’nde değil, İran’a yönelik olduğunu ortaya koymaya yeterlidir.
* * *
Kısaca Türkiye ile İsrail arasında yaşanan kriz sadece Gazze ile sınırlı olmayan ve 21. yüzyılı okuma hususundaki ayrışmadan doğan bir sürecin neticesidir. Türkiye ile İsrail arasındaki paradigma değişimi, mevcut durumda İsrail’in, Türkiye’nin böyle bir niyeti olmamasına rağmen, Türkiye’yi bölgedeki varlığına karşı bir rakip olarak görmesi durumuna da yol açmış olabilir.
* * *
Yedioth Ahranoth gazetesinden Mordechai Kedar imzası ile yayımlanan makalede ise, ‘Dünyanın geleceği için savaş’ başlığı kullanılarak şu yorum yapıldı: “Savaş Gazze ile ilgili değil, bu radikal İslam ile liberal Batı arasındaki savaştır.
Gazze kıyılarında gerçekleşen savaşın Türkiye’nin yönetmeye çalıştığı ve Hamas, Hizbullah, İran’ı kapsayan İslami birlik ile İsrail tarafından temsil edilen liberal Batı eğilimi arasında olduğu açıktır. Bu savaş Ortadoğu’nun geleceğiyle ilgili.
Yeniden Ortadoğu’yu yönetmek isteyen Osmanlı İmparatorluğu güçleri, Gazze kıyılarında durduruldu. (Dış Haberler)
* * *
” BBC “ En büyük darbeyi Türkiye-İsrail ilişkileri yiyecek” “İsrail’in Gazze filosuna yaptığı müdahaledeki ölü sayısının yüksekliği İsrail’i diplomatik olarak zora soktu. Dünyanın her köşesinde bunun neden ve nasıl olduğu soruluyor. Birçok ülke olanları protesto ediyor. Ama belki de en önemli darbeyi Türkiye-İsrail ilişkileri yiyecek. Daha kısa bir süre öncesine kadar iki ülke aşırı İslamcılığa karşı bölgede aynı stratejik vizyonu paylaşmaktaydı.”
* * *
İsrail’in nükleer programını kurmasına Britanya ile Fransa’nın yardımları olduğu biliniyor. Lakin bunca yıl nükleer teknolojisini nasıl ilerletti, silah üretecek nükleer materyali kim sağladı? Bunlar mühim sorular.
* * *
Financial Times'ta Delphine Strauss imzasıyla yer alan bir makalede İsrail'in Gazze saldırısının, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunun sınırlarını ortaya koyduğu görüşüne yer veriliyor.
“Diplomasi atağıyla komşularıyla ilişkilerini düzelten ve bölgesel sorunlarda arabuluculuk rolü üstlenen AKP, son aylarda uluslararası övgüler alıyordu. Kafkaslar'da işbirliği için bastıran, nükleer politikasında İran'la diyalog kuran, İsrail ile Suriye arasında arabuluculuğa girişen ve Pakistan ile Afgan liderler arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapan Türkiye, sonunda iki yıllığına Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi oldu.
“Türkiye bunu, yeni elde ettiği nüfuzunun bir teyidi olarak gördü. Ama Gazze, Ankara'nın hedefleri açısından en önemli sınavlardan biri oldu. Bu sınav, Türkiye'ye hem bölgesel güç olarak ağırlığını gösterme fırsatı verdi, hem de nüfuzunun sınırlarını ortaya koydu. “
* * *
“(Düşünce kuruluşu) Chatham House'tan Fadi Hakura'ya göre, Türk dış politikasının Orta Doğu'daki gücü, tüm ana aktörlerle ilişki kurabilmesinden geliyor. Ama Ankara, İsrail karşıtı bir tutum alarak, arabuluculuk kapasitesine sekte vurdu. Bazı yorumculara göre Türkiye, İslam dünyasında Osmanlı'nın liderlik rolünü canlandırmak istiyor. Türkiye belki “Gazze'deki savaşın durdurulmasında başrolü oynayamadı ama İsrail ve Hamas ile ilişkilerini kullanarak Orta Doğu'da kalıcı bir barış sağlanmasına katkıda bulunabilir.”
* * *
Polonya'nın AB'nin Genişlemesi ve Komşularıyla İlişkileri'nin Yöneticisi Adam Balcer, Türkiye'nin AB üyeliği önündeki en büyük engelin din olduğunu söyledi.
* * *
Türkiye uzmanı tarihçi Prof. Bernard Lewis'in "Türkiye'ye neler oluyor?" başlıklı yorumunda şöyle dedi: “ On yıl içerisinde Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan laik cumhuriyetin, İran İslam Cumhuriyeti'ne daha çok benzeyebileceğini söyledi, İran kendini laik bir cumhuriyete dönüştürürken bile."
* * *
İngiliz The Times Gazetesi, Türkiye’deki son gelişmeleri değerlendirdiği yorumda “Ankara ile ordu arasındaki gerginlik, bir felakete yol açabilir” spotunu kullandı.
Gazete “NATO’nun direği, Avrupa Birliği’nin potansiyel üyesi ve Ortadoğu’da Batı’nın stratejik müttefiki Türkiye, bugün bir felaketin eşiğinde” diye yazdı. Gazete şöyle devam etti:
“Recep Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu ılımlı İslamcı hükümet ile ordu arasındaki mevcut mücadele, bir darbeyi provoke ederse veya siyasi ya da dini şiddeti kışkırtırsa eğer, Batı için, bölgesel istikrar için ve bu yükselen ekonomik gücün umutları için oluşturacak kayıplar, hesap edilemez.”
Gazete, “ılımlı kılıfla olsa da siyasi İslam’ın, demokrasi, devlet otoritesi ve laik kurumlarla bağdaşıyor mu?” sorusunun sadece Türkiye için değil, ancak tüm İslam dünyasındaki ülkeler için kritik önem taşıdığını da vurguladı.
* * *
Newsweek dergisi, 1980’lerden sonra Batı değerlerine göre şekillenen dünyada uluslararası standartların, Türkiye, Rusya, Çin, Brezilya ve Hindistan gibi gerçek yeni güçlerin yükselmesiyle birlikte yeniden oluşmaya başladığını yazdı. Türkiye, Rusya, Çin gibi ülkelerin her birinin kendine özgü çıkar ve değerlerinin bulunduğunu yazan dergi, yeni uluslararası ilişkilerin de buna göre şekillendiğini savundu.
* * *
ABD'deki istihbarat birimlerinin koordinasyonunu sağlayan Ulusal İstihbarat Konseyi'nin raporunda 2025 yılında dünyanın nasıl bir yer olacağına ilişkin tahminler var.
Rapora göre, "Önümüzdeki 20 yılda, Amerika Birleşik Devletleri'nin ekonomik, siyasi ve askeri gücü ve nüfuzu eriyecek. Şu anda yaşanan mali kriz, küresel ekonominin dengelerinde ciddi bir değişiklik yaratacak. Doların hakimiyeti sona ererken, refah Batı'dan Doğu'ya kayacak. Amerika Birleşik Devletleri dünyanın en güçlü ülkesi konumunu sürdürse de, nüfuzu genel anlamda eriyecek. Bu konuda en önemli rakipleri ise Çin, Hindistan ve İran olacak.
'Laikliğin etkisi azalabilir'
Yaklaşık 100 sayfalık raporda Türkiye'ye de bir paragraflık bir bölüm ayrılmış.
Rapora göre, Türkiye'nin yakın dönemlerdeki ekonomik büyümesi, canlı orta sınıfı ve jeostratejik konumuyla Orta Doğu'da daha etkili olma ihtimali artıyor. Raporda, Ortadoğu değerlendirmesi yapılırken, "Bugünün Türkiye’sinde gördüğümüz gibi, hem artan İslamileşmeye hem de ekonomik büyüme ile modernizasyona daha çok vurgu görebiliriz" ifadesine yer veriliyor. (2008)
* * *
-” Bir damla petrol bir damla kandan daha değerlidir.” İngiltere
-“Türklerin elinden Kuran’ı almalıyız..” İngiltere
- “İsrail’in nükleer programına Britanya ile Fransa yardım etmiştir."
* * *
-Kafkaslarda görünmeyen kavganın içerisinde, ABD-Almanya ve Türkiye vardır.
-Balkanlar’daki kavganın arkasında da NATO ve Karşısında (ilginçtir) Almanya vardır.
* * *
-Türkiye’de halen 16 milyon genç eğitim görmektedir…
-Ülkenin gelecek 10 yıl sonunda ihracat hedefi 500 milyar dolardır...
-Türkiye, Rusya ile nükleer enerji alanında anlaşmalar yapmıştır…
* * *
-"Bu benim bildiğim Türkiye değil!"
-Peki, sizin bildiğiniz Türkiye;
a) Kafeste...
b) Akvaryumda...
c) Oltadaki Türkiye mi?
Sahi Türkiye için Nelson Rockefeller * ne demişti?
-"Oltada ki balığın yeme ihtiyacı yoktur."
* Nelson Aldrich Rockefeller, New York valisi ve ABD'nin 41. başkan yardımcısı. Standard Oil Company'nin kurucusu John D. Rockefeller, Sr.'ın torunudur. 1940'ta Dışişleri Bakanlığı'nın Amerika ülkeleri arasındaki ilişkiler koordinatörü oldu... Cumhuriyetçi olmasına karşın, 1944'te Franklin D. Roosevelt'in başkanlığındaki Demokrat Parti hükümetinde Amerika ülkeleri arasındaki ilişkilerden sorumlu dışişleri bakan yardımcılığına getirildi ve bir yıl görevi yürüttü. Harry S. Truman'ın başkanlığı sırasında 1950'de Uluslararası Kalkınma Danışma Kurulu'nun başkanı oldu…
Nixon'ın istifasıyla boşalan başkanlık görevini üstlenen Gerald R. Ford tarafından 19 Aralık 1974'te başkan yardımcılığına getirildi ve Ford yönetiminin sonuna değin (Ocak 1977) bu görevini sürdürdü.
Resim;maxicep.com'dan alıntıdır.
(1)Gürkan Hacır, Akşam, 04.01.2009