- Kategori
- Deneme
Geç kalmış adam
Adımlarını hızlandırmasının tek nedeni, yazları güvertede oturup güneşin dalgalarda kırılan ışıltısını daha iyi görüp, rüzgara kapılıp gelen deniz kokusunu daha fazla içine çekebileceği güvertede oturmaktı. Körfezde bir kuğu gibi süzülen vapurun güvertesinde oturup ta denizin üzerindeki köpüklere dalan gözleri, içinde hissettiği deniz kokusu ve kulaklarına vuran martı sesleri ile günün bütün yorgunluğunu, işin stresini attığını sanırdı hep.
Sırtını dayadığında büyük bir zafer kazanmış komutanı içinde hissetti. Şimdi sabahtan başlayıp 10 dakika öncesine kadar devam eden yoğun bir iş günü önemini yitirmişti. Hiçbir şeyin gerçekte kendisine bu kadar huzur vermediğini düşündü. Her şey o kadar sade ve acelesizdi ki gün boyu beynine kazınan her şey boşalmaya başlamıştı.
Bu sefayı iyice güzelleştirmek ve bir akşamüstü çayı istemek için gözlerini köpüklerin beyazlığından ayırdığında fark etti onu. İki sıra ön tarafta, elindeki gazeteyi dikkatlice okuyan ve beyazlamış saçlarına rağmen yüz hatları hala gençlik dolu olan adama takıldı gözleri. Ensesine dökülen saçları farklı bir hava katıyordu, saçlarının iyi bir kuaförün maharetli parmaklarında şekillendiği belliydi. Dikine koyu renk çizgili lacivert takım elbisesi biçimli vücudunu sarmış roma döneminin heykellerindeki heybetli görünüşü vermişti. Elleri büyüklüğüne rağmen hassas işleri yapacak narinlikte olduğu kalemi tutuşundan belliydi. Ayakkabılar yeni boyanmış hali ile güneşin ışıltısını yansıtıyordu. Yüz çizgilerinden ellili yaşlarda olduğu belli olan bu beyaz saçlı kumral tende ki adamdan gözlerini ayıramadığını hissetti.
Adam da ne bulduğunu bilmiyordu, bildiği tek şey genç kızlığının ilk zamanından beri hiçbir erkeğin kendisini etkileyemediği idi. Aslında bir yandan buna kendisi de izin vermemişti. Beynine saplanıp kalmış olan nefret onu hep erkeklerden uzak tutmakla kalmamış, onları her yönden yenme, ezme, acı çektirme içgüdüsünü de içine işlemişti. Çevresindeki herkes güzel olduğunu söylerdi ki bunu yolda yürürken çevresindeki erkeklerin bakışlarının da ima ettiği kesindi. Bu güzelliğine rağmen içine işleyen nefret onu hiçbir erkeğe yakınlaştırmadığı gibi, hiçbir erkekten de etkilenmemişti. Şimdi iki sıra ötesinde oturup gazetesini okuyan ve ara sıra denize bakan bu elli yaşlardaki adamdan bakışlarını ayıramıyordu.
Kendisini neyin bu adama doğru çektiğini bulmaya çalışıyordu. Evet adam yaşının verdiği olgunluk ile güven veriyordu. Saçlarına düşen ak onu bir kat daha güçlü göstermekle kalmamış yüz hatlarını aydınlık vermişti. Geniş omuzları ile bedeni gücünü iyi belli ediyor, kalemi tutan parmakları ise sertliği yumuşaklığa çeviriyordu.
Etki alanından çıkmak için başını çevirip gözlerini ufuk çizgisine döndürmesine rağmen beyninin hala orada kaldığını hissetti. İçinde oluşan kızgınlığa rağmen beyni oradan dönmemekte inat ediyor düşüncelerini toparlayamıyordu. Adını bilmediği koyamadığı etkiden sıyrılmak isteğine yüreği yoğun direnç gösteriyordu.
İçindeki sese kulak vermek zorunda kaldı, aslında pes etmişti belki de. Başını ve bakışlarını iki sıra ilerisine doğru çevirdi. Muhteşem bir heykeli seyredercesine bakarken, heykellerdeki soğukluğun yerine kendisine doğru bir sıcaklık ve güvenin aktığını hissetti. İmbat esintisine dolan sıcaklık birkaç metre yol aldıktan sonra içini dolduruyor bedenini sarıyordu.
Vapurun iskeleye yaklaştığını yanaşmak üzere olduğunu bildiren, dalga seslerini yarıp kulaklarını dolduran çığlık kendisini ürkütür, yerinden belirsiz bir zıplamaya neden olurdu. Sanki daldığı huzur ortamından, dalgaların beyazlı köpüklerinden, denizin lacivert derinliğinden kaldırılmanın tedirginliğini yaşardı. Şimdi ise kulakları bütün seslere kapanmış gözleri tek noktaya takılmıştı.
Merdivenlerden çıkarken bile 15-20 dakika öncesindeydi, içini kaplayan sıcaklık olanca ateşini veriyordu. Kapıyı çaldığı zaman bile düşüncelerini toparlayamadığını fark etti. Annesinin “hoş geldin kızım” karşılayışına “nasılsın anneciğim” diye karşılığı verirken annesinde ki değişikliği fark etti. Annesi her zamankinin aksine gününün nasıl geçtiğini, neler yaptığını, yorgunluğunu sorgulamamış hatta kendi gününden bile bahsetmemişti. Kapının önünde kala kalmıştı bir anda, elinde tuttuğu çantayı ne yapacağını bilmez haldeydi. Okul yıllarından beri eve girdiği zaman hep annesi çantasını elinden alır gerekli yere koyardı. Şimdi ise kısa ve özensiz karşılamadan sonra mutfağa yönelmiş sanki kurtuluşu oradaymış gibi aceleci adımlarını atıyordu.
Mutfağa geçti, annesinde ki bu değişikliğinin nedenini öğrenmek için duyduğu istek birkaç dakika öncesine kadar yaşadıklarından sıyrılmıştı. “ne oldu anne” sorusunu sorduktan sonra gelecek cevabı beklerken geçen birkaç saniye de kafasının içinde onlarca neden oluştu. “sana bir şey sormam gerek” diye gelen cevap kendince oluşturduğu nedenleri bir anda silmişti. Annesi yıllardır onun evlenmesi için çaba sarf eder, komşuları veya akrabaları aracılığı ile bulunan taliplileri kendisine över hiç olmazsa tanışmasını isterdi. Her seferinde verdiği “ben evlenmeyeceğimmmm” çığlığına rağmen aradan geçen birkaç haftanın ardından annesi yine aynı taleple gelirdi. “yine mi biri ile tanıştıracaksın yoksa” derken dudaklarına gelen gülümsemeyi kendiside fark etti.
“baban burada, geri dönmüş” ardından kısa sessizlik mutfağı doldurmuştu. Hiç beklemediği bir anda yüreğine saplanmıştı yılarlın acısı, içinde biriken nefret bu sefer farklı bir acıyı getirmişti.
“seni görmek istiyor bugün. Yarin olmaz illaki bugün diye ısrar etti. Birazdan buraya gelecek, ne dersin kızım görecek misin babanı”
“hayır” isyan bu sefer içinden volkan gibi çıkmış dudaklarından bütün odayı doldurmuştu. Çocukluğunda silmişti onu ve siline bir şeyi yeniden çizmek istemiyordu.
“sen görebilirsin anne, ama benden bunu isteme”
Onunla karşılaşmak istemiyordu, yıllar öncesinde zorluklarla silmişti onu ve şimdi acıyı bir kez daha yaşamak istemiyordu. Merdivenin basamaklarını birer birer geride bırakırken “hayır” ı tekrarladığını fark etti. Son birkaç basamak kala gözleri basamaklardayken içinin yine bir saat öncesinde olduğu gibi sıcaklıkla dolduğunu hissetti. Bakışlarını başı ile birlikte kaldırdığı zaman sıcaklığın nedeni karşısındaydı. Koyu kahverengi gözlerden fışkıran ışıltı bedenini sarıyor, geniş omuzlardan güven duygusu içine işliyordu. Vapurda izlemekten kendisini alamadığı ve nedensizce bir güven duygusu duyduğu adam şimdi karşısındaydı.
Karşılıklı gülümseyişlerin ardından kapıyı açarken başını geriye çevirdi, bir kez daha görme isteğine karşı koyamıyordu. Dışarıya adımını attı, ardından kapının kapanma sesi geldi, o ise beynini kemiren soruyu düşünüyordu. Nereden aşinaydı bu bakışlara, bu bedene, bu yüz hatlarına ve hepsinden ötesi sıcaklık ve güveni içine dolduran neydi. Adımlarını hızla, babası oraya gelmeden gitme isteği ile atarken düşünceler denizinde boğuşma devam ediyordu….
25.03.2005