30 Ağustos '10
- Kategori
- Deneme
Gecekondu İnsanları

yoksulluk alın yazısı mıydı?
Ayın beşine döndü çoktan haziranın dördü
'2008'
Hüsna Konak
GECEKONDU İNSANLARI
Bugün her zamanki istikametimde evime dolmuşla ilerlerken çoktandır baktığım ama göremediğim gecekondular çarptı gözüme. Bunu bana göstermeyi başaran her halinde çaresizlik görünen bezgin bir teyzeydi. Bir ip germiş çamaşır asıyordu. Ya bahçeydi ya da boş bir arazi. Pek bir viraneydi. Kendi egolarına teslim olmuş beni vicdanımla yüzleştirdi yeniden. İnsan olmanın insanca yaşamakla mümkün olduğunu hatırlattı. Yüreğimde hissettim çaresizliğimi. Sonra derin düşüncelere daldım.
Onların evlerine girdim, kapıları açılınca hayatları çıkıverdi karşıma… Tuhaf bir koku vardı iki göz evlerinde. Keskin ve bir o kadar da boğucu, yoksulluk kokusu. Ve büyük bir umutsuzluk vardı gözlerinde!
Çocuklarını selpak satmaya gönderirlerdi. Okulda öğretmenden ekmek parası isterlerdi, cami önlerinde sadaka. Almaya alışıyorlardı yavaş yavaş verecek hiçbir şeyleri yoktu ki. Onlar gecekondu insanlarıydılar isyan bile gelmiyordu içlerinden.
Baba işsiz, anne yorgun, çocuk içliydi…
Baba sarhoş, anne kızgın, çocuk yılgındı…
Hepsi insanca yaşamdan çok o gün nasıl doyacaklarının kaygısındaydılar. Çünkü açtılar ve gittikçe büyüyordu açlıkları.
Bazısı çocuğunun tekrar tekrar yırtılan önlüğünü dikiyordu gözyaşlarıyla. Anneydi işte. Evladıydı dünyası. Baba para isterlerse diye veli toplantısına gidemiyordu, utançtan. Babaydı oda, yetersizlik düğümdü boğazında.
Bazısı insan olamamıştı daha. Zerre nasibini alamamıştı analıktan, babalıktan. İlkokul çağındaki kendi çocuğuna başka çocukları zehirlemeyi öğretiyordu uyuşturucu sattırarak. İçinde yeni yeni filiz veren insan sevgisini zehirliyordu, umursamazca.
Onlar gecekonduların soğuk yüzünün içindeki acının insanlarıydılar.
Kimisinin beklentisi paraydı,
Kimisininki çocukları.
Kimi çoktan vazgeçmişti yaşamaktan ve yaşatmaktan,
Kimi can oluyordu, kan oluyordu evladına.
Yaşıyorlardı işte boynu bükük
Kadere teslim…
'2008'
Hüsna Konak
GECEKONDU İNSANLARI
Bugün her zamanki istikametimde evime dolmuşla ilerlerken çoktandır baktığım ama göremediğim gecekondular çarptı gözüme. Bunu bana göstermeyi başaran her halinde çaresizlik görünen bezgin bir teyzeydi. Bir ip germiş çamaşır asıyordu. Ya bahçeydi ya da boş bir arazi. Pek bir viraneydi. Kendi egolarına teslim olmuş beni vicdanımla yüzleştirdi yeniden. İnsan olmanın insanca yaşamakla mümkün olduğunu hatırlattı. Yüreğimde hissettim çaresizliğimi. Sonra derin düşüncelere daldım.
Onların evlerine girdim, kapıları açılınca hayatları çıkıverdi karşıma… Tuhaf bir koku vardı iki göz evlerinde. Keskin ve bir o kadar da boğucu, yoksulluk kokusu. Ve büyük bir umutsuzluk vardı gözlerinde!
Çocuklarını selpak satmaya gönderirlerdi. Okulda öğretmenden ekmek parası isterlerdi, cami önlerinde sadaka. Almaya alışıyorlardı yavaş yavaş verecek hiçbir şeyleri yoktu ki. Onlar gecekondu insanlarıydılar isyan bile gelmiyordu içlerinden.
Baba işsiz, anne yorgun, çocuk içliydi…
Baba sarhoş, anne kızgın, çocuk yılgındı…
Hepsi insanca yaşamdan çok o gün nasıl doyacaklarının kaygısındaydılar. Çünkü açtılar ve gittikçe büyüyordu açlıkları.
Bazısı çocuğunun tekrar tekrar yırtılan önlüğünü dikiyordu gözyaşlarıyla. Anneydi işte. Evladıydı dünyası. Baba para isterlerse diye veli toplantısına gidemiyordu, utançtan. Babaydı oda, yetersizlik düğümdü boğazında.
Bazısı insan olamamıştı daha. Zerre nasibini alamamıştı analıktan, babalıktan. İlkokul çağındaki kendi çocuğuna başka çocukları zehirlemeyi öğretiyordu uyuşturucu sattırarak. İçinde yeni yeni filiz veren insan sevgisini zehirliyordu, umursamazca.
Onlar gecekonduların soğuk yüzünün içindeki acının insanlarıydılar.
Kimisinin beklentisi paraydı,
Kimisininki çocukları.
Kimi çoktan vazgeçmişti yaşamaktan ve yaşatmaktan,
Kimi can oluyordu, kan oluyordu evladına.
Yaşıyorlardı işte boynu bükük
Kadere teslim…