Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Temmuz '09

 
Kategori
Anılar
 

Geciken Yazı

Gönder(e)mediğim mektupların sahibine...

Her cumartesi, sinemaya gitmek için zar zor izin alıyorken; o cumartesi günü apar topar sinemaya gönderilmiştik her nedense.

Henüz küçücüktüm. Ayakkabılarımı bile kendim bağlayamıyor, kendi başıma uyuyamıyor ve ekmek almaya bile gidemiyordum. Karadenizli Fırıncı Ömer Amca ile tanışmam, bir öpücüğe bir ekmek almalarım çok sonra...

Söylenene göre Hülya Koçyiğit ve Kartal Tibet'in SEVEMEZ KİMSE SENİ adlı filmiymiş gittiğimiz...

Bölük pörçük hatırlıyorum. Kasabanın tek bir sineması vardı. Uçak sineması... Biz, hemen her cumartesi, beş kız kardeş en büyük ablamızın etekleri altında toplanıp sinemaya gidiyorduk.

Yani sen henüz doğmadan önce, çok dinlemişsindir bunları. Artık hikâyeleşti doğduğun gün. Dinlemekten zevk aldığım aldığım hatıralar arasındadır. Geçmişin kolları o kadar sıcak ki, zaman zaman dönüp ısınmak istiyorum onlarla birlikte. Annemin koynu gibi, elleri gibi geliyor bana. Mutlu oluyorum, anılar anlatıldıkça. Onlarla örtüyorum hüzünlerin üzerini sımsıkı.

O gün,sinemadan çıkıp da akşamüzeri mahalleye girdiğimizde Ruşen'in annesi Şerife Hanım Teyze, avlunun kapısında dikilmiş bizi bekliyordu. Bizi görünce feryadı-ı figan bağırmaya başladı;

-Müjde! Müjde... Bir' oğlunuz oldu!

Biz beş kız birbirimize bakmıştık evin taşlığına doğru ilerlerken. Şok bir durumdu yaşadığımız. 'Ne kardeşi? Ne oğlu? Benim haberim yoktu diyemem. Sanki sipariş üzerine gelecekmiş gibi annem, her kucağına oturduğumda ikide bir sorup duruyordu; karnını göstere göstere:

"Kardeşin ne olsun? Kız mı, erkek mi?

Ben çokbilmişlikle beraber;

"Erkek!" diye bağırıyordum. Zira son günlerde kollarımı ona doğru açıp da "Hadi sevişelim mi anne?" dediğim halde açılan kollarımı bomboş bırakmaya başlamıştı. Demek doğruymuş. Ablalarımın söylediğine göre de onlara hiç çıtlatmamışlar bile. Hatta iki numaralı ablam ilk duyduğunda "Ne kardeşi be!" demiş içinden. O kadar yani.

Kapıyı bitişik komşumuz olan Erol'un annesi Süreyya Teyze açmıştı yüzünde kocaman bir gülümsemeyle beraber.

"Gelin çocuklar. Bakın kim geldi" demişti. Sessizce içeriye girmiştik.

Zamanında annemle beraber yattığım odaya girdiğimde, mavi demir başlığı olan karyolada; annemin yattığını görünce fırladım, koştum Yine yanına yatmak için... Ama anında arkadan birisi kollarımın altından kavrayıp "sakın ha!" demiş ve annemin yanına çıkmamı engellemişti.

"Annemin yanına yatacağım" demiştim mızıldanarak. "Hayır, şimdi olmaz! Sonra. Annen çok yorgun uyusun biraz" demişti o acımasız kadın. Yanındakine, yani sana şöyle bir göz attım... Kıpkırmızı bir şeydin. Çirkin bir şey... Ufacık kargacık burgacık... Beyaz bir şeyle sımsıkı sarmalanmıştın... Hareket bile edemiyordun henüz. Nereye geldiğinden bile haberin yoktu. Boş ve görmez gözlerle etrafa bakınıyor, sürekli ağlıyordun. Ağzına da bir yalancı meme sokulmuştu acilen... O meme birkaç sene çürüyene dek ağzından düşmeyecek, güyâ, (!) rahmetli bobi'ye mama olacaktı.

Yattığım odanın ve annemin koynunun bana kapanışına sebep olmuştun! Ama sana da hep söyledim ya? Ant olsun ki seni hiç kıskanmadım! Evcilik oynar gibi ilgilendim seninle. Tavandaki kancaya asılan salıncağa her yatırıldığında, salıncağın ipi elime tutuşturulurdu. Havalara, havalara uçururdum seni... Biberonla sütünü içirirdim. Bazen ben de içerdim. Senden kalan mamaların çoğunu ben yedim be senin haberin yok.

Sonra; çocuk sesimle ninniler söylerdim.

"Dandini, dandini dastana

Danalar girmiş bostana

Kov bostancı danayı,

Yemesin lahanayı."

Ninniyi söyleye söyleye, uyuyakalırdım...

Birkaç sene sonra büyüyüp serpilmiş, kızıl saçlı, çilli, çok güzel bir çocuk olmuştun... Tıpkı benim gibi. Emziğini alt dudağının içine kıstırıp kendinden geçercesine emerdin. Öyle ki, ağzından sular damlardı yerlere. O emzikten başka emzik de emmezdin. Seni o pörsümüş, çürümüş emzikten kurtarmak için annemin denemediği yol kalmamıştı. Sonunda Bobi yedi demişti de öyle kurtulmuştun(k).

Bir gün; sokakta peşimde koşarken bana atılan bir taş senin başına denk geldiğinde, elime bulaşan kanları görüp ağlama krizine girmiştim. Kendimi yatağa atıp;

"N'olur ona bir şey olmasın anne! N'olur ona bir şey olmasın! " diye bağıra bağıra ağlamıştım.

Sana baktığımda hala sokakta peşimde koşturup duran o küçük oğlan çocuğunu görüyorum. Kızılcık ağacının altını... Bahçeye ekilen baklaları beraber toplayışımızı... Okula ilk başladığın günü... Öğretmeninin arkadaşını dövdüğü için ağlayarak eve gelişini ve bir daha okula gitmek istemeyişini...

Eskiden olduğu gibi zaman zaman seninle oynamayı seviyorum...

İçine saklanmış hınzır çocuk kalkıveriyor birden ayağa. Gülmelerinin arasından;

"Hey ne yapıyorsun? Ben artık kırk yaşındayım biliyor musun? Saçlarım da, sakallarım da beyazladı artık!" diye çıkışıyorsun bana.

"Vay bee! diyorum, kırk yaşındasın ha? O kadar oldu mu be!? Ne çok şey kaçırmışım? Ne kadar bölük pörçük yaşamışız. Ne kadar ayrı kalmışız.

Boğazımda kocaman bir yumru...

Hani hep sürekli bana hatırlattığın 'Hayatın acı gerçekleri' ni beyaza boyamaya çalışmaktan yaşayamamışız birbirimizi. Hayat ne çok şey kaçırıyor bizden görüyor musun?Yaşayamadıklarımızı, zamanın bizden çaldıklarını kucaklayarak hep telaşla, kan-ter içinde koşuyorum peşinden. Her şey yerli yerinde olsun, hiç bi şey kaçırmayalım, hep mutlu ol İstiyorum.

"Geçmiş, daha dün gibi", desem de aldırma sen bana. Kabul ettim artık. O kadar çok uzun zaman geçmiş ki üzerinden. Tam kırk yıl.

Biliyor musun artık büyüdüm ben, başka şeylere ağlıyorum. Küçük bir çocukken karnın ağrıdığında acı içinde anneme "ne zaman geçecek anne?" diye sorduğunda ne cevap verirdi hatırlıyor musun?" Hatırlamıyorsundur. Hadi ben söyleyeyim... Acıdan buram buram terlemiş saçlarını okşayarak, düzelterek şöyle derdi:

"Hadi sen şimdi uyu güzel oğlum, sabah olduğunda bir bakmışsın hiçbir şeyin kalmamış. Her şey geçmiş bitmiş."

Ve sen güvenle, huzurla kapatırdın gözlerini. Bilirdin ki anneler yalan söylemez. Bilirdin ki anneler kandırmaz. Uyandığında kötü olan her şeyin son bulacağını inanırdın. Ve öyle de olurdu.

Bunları sana tekrar söyleyecek bir annemiz yok artık! Zaten sen de büyüdün.

Biz kocaman bir aileyiz.

Hayat defterinden yeni bir sayfa açıp satır başı yapacağız. Satır başlarını seviyorum.

Yeni şeyler yazacağız yaşama dair, kardeşliğe dair, sevgiye dair.

Tüm hüzünlerin belini kıracağız...


Seni çok seven/ ablan

 
Toplam blog
: 319
: 1390
Kayıt tarihi
: 29.10.06
 
 

"Ben; hiç yalnız kalmadım... Kalabalık bi ailede yere atılan yataklarda Yan yana, baş başa, el el..