- Kategori
- Gündelik Yaşam
Geçmiş ve yaşanmışlık duygusu

Eski evleri çok severim, aynı yüzyıllar öncesinin içinden günümüze kadar ulaşmayı başarabilmiş antika nesneleri sevdiğim gibi. Eski evler ve her türlü antika nesne büyük bir merak ve hüzün duygusu yaratır yüreğimde…Ne zaman yıllanmış eski bir konağın ya da cumbalı bir evin önünden geçsem kim bilir bu görmüş geçirmiş duvarların ardında hangi hayatlar yaşandı diye sormadan edemem kendi kendime.
Eski evlerin anlatması ve anlaması uzun süren hikayeleri vardır: Kimi zaman acıklı, kimi zaman neşeli geçen günlerin gölgeleri hala zamanın yarattığı yıpranmaya yenik düşmüş duvarlarının içinde kendi anılarını anlatır dururlar dinlemesini bilenlere… Tıpkı milletlerin, devletlerin ve insanların olduğu gibi evlerinde kişisel bir tarihi vardır ve kim bilir ne derin gizemlerle doludur onların mazileri.
Ben eskinin öykülerini merak eden ve dinlemesini seven bir insanım. Kendime meslek olarak arkeolojiyi seçmemin en önemli sebeplerinden biri de bu. Elime kazıda çıkardığımız kırık bir seramik parçasını aldığımda bile ona sadece maddi bir kalıntı gözüyle bakamıyor ve soruyorum kendi kendime bunu yapan kimdi, kimler kullandı bu seramik parçayı diye. Çünkü biliyorum ki ev ya da basit bir nesne olsun, onu yapan ve kullanan herkesin anıları
ve kişisel tarihleri şifrelenmiş bir biçimde yazılmıştır onun içine…
Eski evlerin uzun tünellerinin içine girdiğimde geçmişin hayaletleri anlatıyor bana hikayelerini ve bende dinliyorum. Zaten dinlemeyi bildiğim için anlatıyorlar bana geçmişte kalmış dünyevi yaşantılarını biliyorum… Onların hikayeleri nereden gelip nereye gittiğimizi anlatıyor bana. Çünkü toplumların tarihini yaratan insanlardır ve insanlar yaşadı eski evlerin içinde. Toplumdaki çalkalanmalar onlarında yüreğini ters yüz etti. Bir gün geldi çekip gittiler yaşamlarını çevreleyen o büyülü duvarların içinden.
Kimi öldü kimi de başka bir şehre belki de başka bir ülkeye göç etti. Kim bilir neden? Ne zaman türlü çeşit yaşanmışlığı içinde barındıran eski evlerden birinin yıkılıp yerine ruhsuz bir beton yığınının dikildiğini görsem içim cız ediyor. Çünkü biliyorum ki yıkılan her duvarla birlikte içinde barındırdıkları da bir daha geri dönmemek üzere terk-i diyar ediyor… Durun lütfen öldürmeyin anıları diye bağırmak geçiyor içimden.
Bağıramıyorum sesim boğazımda düğümlenip kalıyor birden.
Resim: http://www.milliyet.com.tr/2004/08/09/guncel/resim/axgun02.jpg