- Kategori
- İlişkiler
Geçmiş zamanda aşklar

Bu devrin insanı değilim ben.
Uyamadım bir türlü bu düzene. Hoş uymaya da çalışmadım ya.
Öyle diyorlar.
Oldum olası hoşlanmamışımdır. İçinde yapay, sanal, hormon olan şeylerden.
Bana iğreti gelir. Tatsız gelir.
Bazen kendimi zaman yolculuğuna çıkarıyorum.
1940’lardayım mesela.
Dar yokuşlu bir arnavut kaldırımında, kenarlarından sarmaşık sarkan ahşap, cumbalı bir evdeyim. Nohut oda bakla sofa bir ev bizimkisi. Bize kafi geliyor. Akşamları muhabbetimize eşlik eden radyo evimizin tek sesi. Bir de bayan Mari var. Ev sahibimiz. Alt katımızda yalnız yaşıyor. Biraz huysuz ama yerinde nasihatleri çokça annemi hatırlattığı için dokunmuyor. Her gün elimden içmek istediği bir kahvesi var. İçtiği tütün öksürüğümü arttırsa da saygıda kusur etmek istemiyorum.
Sevgili eşim. Devlet dairesinde vazifeli. İki yıl önce İstanbul’a görev sebebiyle gelmiş. Tayini çıkıp Anadolu’ya dönmeye hazırlanırken vapurda rastlaşmıştık. Benim hal ve hareketlerimi pek beğenmiş, çekinerek baktığım gözlerinden cesaret almış olacak ki, iki haftadan beri yolumuzun üstünde görmekteyim. Tanımadığım fakat her gün görmekte ümit ettiğim bu adama, sadece tebessüm etmekteyim. Nihayet bir gün, bin bir güçlükle babamdan müsaade istemiş, babamda bu genç beyin kararlılığı karşısında münasip görmüştü görüşmemizi.
Altı ay mektuplaştık ve izdivaç kararı aldık. Ailem ve hatıralarım bu aşkla birlikte artık yer değiştiriyordu.
Hislerim hala ilk günkü gibi. Her akşam, köşeyi döndüğünde, onu görmenin tarifsiz heyecanını yaşıyorum. Biz, ölüm dışında hiçbir ayrılığa ihtimal vermedik. O benim için; yalnız sevilmek, aşk ile bağlanmak için değil, aynı zamanda hep ciddi ve sadık bir hayat arkadaşı oldu.
Bilmem ki bundan daha fazla bir şey yazmaya ne lüzum var?
Bazen bu zaman yolculuğundan geri dönmek zorunda kalıyorum.
2007’lerdeyim mesela.
Nerede bizim utangaç hallerimiz, kırılan yüksek gururumuz.
Tesellisi bile kalmadı artık