​ Geçmişini arayan İstanbul / İstanbul / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ekim '10

 
Kategori
İstanbul
 

Geçmişini arayan İstanbul

Geçmişini arayan İstanbul
 

Hayat şartlarından mı bilmem ama, bir gerçek varki biz bir çok hasletimizi kaybettik


Merhaba

Yüzyıllardır bir çok medeniyete başkentlik yapmış bu koca şehir, kimbilir kaç kişiye hazin bir son hazırladı, kimbilir kaç kişiye de kapılarını ardına kadar açtı. Şairin,

Ey İstanbul senin iki yüzün var

Bir yüzün gülüyorken, diğerinde hüzün var...

Mısralarında dediği gibi, gecesi gündüzü farklı hayatlara gebe olan İstanbul, taşı toprağı altın diyerek Anadolu'nun bağrından kopup gelmiş her insan'ın hayat filminde bir başrol kapmış. Bir çok şarkıya, şiire, romana konu olan ulvi şehir, her zaman ümitle başlayan, fakat nasıl biteceği belli olmayan bu film de, kim bilir ne yaşamlara şahit olmuştu. Yüz yıllardır her bir sanat adamına ilham olan İstanbul, elbette bir çoğu içinde bir umut kapısı olması hiç de anlamsız değildi.

Hatırlarsınız Türk filmlerinde atılan naraları. '' Ey istanbul sen büyüksün ama ben senden de büyük olacağım ve seni yeneceğim '' diye başlayan, fakat sonu hüsranla biten hayatları. İşte bu filmler misali, bizler de o meşhur sözleri söyledik belki. Fakat zaman içinde, bir hayat kavgasında kendimizden ne değerler kaybettik bilemedik. Bilemedik ve neyi bilmediğimizi de bilemedik maalesef. Siz ne derseniz deyin. Belki hayat şartları, belki artık Avrupalı mı oluşumuzdan nedir ? belki de artık bu devir böyle mi dersiniz bilmem ama, bir gerçek varki, biz bir çok hasletimizi kaybettik.

Her bir metre karesinde Şehit kanlarının olduğu bu kutsal topraklarda, halbuki bir zamanlar böyle yaşamlar yoktu. Kocasını her şeyin üstünde tutan kadınlarımız vardı. Eşini de herşeyden sakınan ve seven erkeklerimiz vardı. Bir aile bağımız vardı. Küçüğe büyüğe saygı vardı. Yalanı dolanı kendine örnek almış ticaret adamlarımız, siyasetçilerimiz belki vardı ama, bu günki gibi ayyuka çıkmamıştı. O zamanlarda bu koca şehre göçedenler vardı. Ama kaybolan hayatlar yoktu. Çünkü bir değer vardı. Bir mana vardı.

Bulutta saha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet...

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul! diyen Üstad Necip fazıl, işte bahsettiğimiz geçmişimizdeki o manayı bulmayı sorguluyor. Bilemiyorum. Her birimizin farklı kişilikleri yaşadığımız şu zamanda, '' İstanbul ya ben seni alırım, ya da sen beni diyen '' Fatih'in, Kurtuluş savaşında '' size savaşmanızı değil ölmenizi emrediyorum '' diyen Mustafa Kemal'in ruhuna ihanet ediyoruz gibi geliyor. Elbette dökülen kanların, verilen hayatların, yapılan mücadelelerin bir anlamı vardı. İşte bizim bir an önce o manayı bulmamız gerekiyor.

Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar olan bu ulvi şehir, belki de özlemle geçmişini arıyor. Belki sadece İstanbul değil, milyonlarca insan da geçmişini arıyordur. Geçmiş önemli. Çünkü geçmişini bilmeyenin geleceğini bilemeyeceği gerçeği var. Çünkü dünya da varoluş'un bir sebebi olduğu gerçeği var. Çünkü insan'ın insan'a yakışır bir yaşam sürmesi gerektiği gerçeği var.

 
Toplam blog
: 7
: 459
Kayıt tarihi
: 31.07.10
 
 

1975 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. AÖF Halkla ilişkiler F..