​ Geleceğimizin Sandıkları / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mayıs '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Geleceğimizin Sandıkları

Geleceğimizin Sandıkları
 

Türkiye hızlı bir demokratik sınavlardan geçiyor. Her gün yeni bir sınav ve her gün yeni bir gelişme ile karşı karşıyayız. Gündem çok hızlı değişiyor. Siz gündemi takip edebiliyor musunuz? Ankara’da sular çok dalgalıydı, geçtiğimiz günlerde. Sanırım biraz durulmaya başladı ve ufukta öyle ya da böyle, o tarihte ya da bu tarihte bir seçim yapılacak. Yani Türk halkı, hızla istikametini sandık istikametine yönlendirmeye hazırlanıyor. Seçme yaşına gelmiş, her Türk vatandaşı da, durum ve şartları ne olursa olsun sandığa gidip oy kağıda EVET mührünü basıp, sandığa atmalıdır. Demokratik bir hak olan “milletvekili seçimi sandığında” , kendisini dört yada beş yıl yönetecek olan insanları seçebilme hakkını yine en demokratik bir şekilde ve en büyük gereklilikle, sağlıklı bir kararla seçebilmelidir.

Türkiye şu son bir yıldaki gelişmeleri en koyu rengiyle izledi. Aylarca, bu ülkede rejim tehlikesi konuşuldu. Hala konuşuluyor. Konuşulmaya da devam edecek. Bunlar ortaya atılmış kuru söylentiler de değil. Bunu ortaya atanların, kendilerince bir dizi dayanakları var. Birileri “ tehlikenin farkın damısınız ? “ derken, sağlam dayanaklara ve analizlere dayanarak, sezilen bir tehlikeden dolayı, direkt adres gösterilmeden, farkındalık yaratılıyordu ama öbür taraftan susturulması için de birileri ellerinden geleni yapıyordu. Bu yüzden Cumhuriyet gazetesi bombalanmadı mı ?

Cumhuriyet rejiminin tehlikede olduğunu söyleyenlere, katılım çığ gibi büyürken, Türkiye Cumhuriyetinin ve rejimin en sağlam kalması gereken kurumlarından biri olan Cumhuriyet savcılığı da benzer açıklamalarda bulunuyordu. Orası ve orada oturanlar, birileri için çıbanbaşıydı. O birileri de boy boy resimlerle hedef gösterdi. Ne oldu ? Başka birileri de kanlı eliyle, kurşun yağmuruna tuttu o istenmeyen birilerini (!). Sonuç ? Malum !..

Kendilerince susturulmuştu çatlak sesler ama bilmiyorlardı ki, bir yerde çatlak varsa, arkasından gelen daha güçlü bir akar o çatlağı patlatır. Öyle de olmadı mı ? Bu insanlar önce Tandoğan’da, sonra Çağlayan’da toplanıp çağlamadılar mı ? Çatlak büyüyüp bir şelaleye dönüşmedi mi ? Kimilerine göre çatlak olan sesler, birilerinin “ rejim karşıtı “ yada yakın gelecekte meydana getirebilecekleri “radikal değişikliklerin” yapılması kararının yerine getirilmesini etkilemedi mi sizce ? Cevabınız hayır mı ? O zaman size şu soruyu sormam lazım. Neden önce sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı adayı olmadı ve neden daha sonra sayın Gül adaylıktan çekildi ? Güçlü kalabalıkların etkisi olmamış mıdır sizce ?

Önümüzde, kısa bir zaman var ve Türkiye seçime gidecek. En sonki seçimlerde verilen kararlarla, neler olduğunu ve neler olabileceğini yada nelerin olmadığını gördük. Artık gözümüzü açalım. Oy vererek, seçip Ankara’ya meclise gönderdiğimiz kişilerin, bizi yönetmekten ziyade, ne kadar da pasif insanlarla dolu bir meclis olduğunu siz görmediniz mi ? Bugün milletvekili koltuklarında oturanların çoğu, Ankara’da ya bir holdingin, ya bir iş adamının iş takibini yapıyor, ya tüm kamu ihalelerini takip ediyor, ya akraba, eş dost, tanıdıklarını kamu kuruluşlarına işe yerleştiriyor ( buna kadrolaşmak da diyebilirsiniz), ya da kürsüye çıkıp, kuru konuşma yapıyor ve toplantılara bile doğru dürüst girmeyip, her ay milyarlarca lira maaş alıyorlar. Yarın da 3 aylık peşin maaş alacaklar. Adam başı yaklaşık 25 bin lira (25 milyar), meclis geneline bir çarpın bakalım kaç bin ytl para ediyor.

Bir de şunu soralım kendimize ? Beşyüz küsür milletvekilinin eğitim durumu nedir ? Öğretim durumu nedir ? Yabancı dil biliyor mu ? Kaç tanesinin bir den fazla eşi var ? Kaç çocuklular ? Erkekler için eşleri ne iş yapıyor ? Kaç tanesinin eşi evde çocuk bakıyor ? Kaç tanesinin maddi durumu kötü olup da o koltuğa oturmuş ? Kaç tanesi iş adamı değil ? Kaç tane kadın var ? Kaç tanesi bilim kökenli ? Kaç tanesi aristokrat ? Kaç tanesi hukukçu ? Kaç tanesi mühendis ?.. Kaç tanesinin kafası yeniliğe, proje üretmeye, katma değer yaratmaya, sosyal devlet anlayışına, laikliğe ve demokrasiye kafası çalışıyor ? Hoş bu son maddenin cevabını aldık ama yine de sorgulamak gerekiyor ? Kaç tanesi vizyon sahibi ? Bugün “insan kaynakları” uzmanları yada psikoloji ve sosyoloji uzmanları oturup bir analiz yapsalar kaç tanesinin vizyonunun geniş olduğunu söyleyebilirler ? Bugün partizanca davranmayan, kendisinin değil de ülkesinin geleceğini düşünen, düşünebilen kaç tane vekil vardır acaba ?

Bu soruların ardı arkası kesilmez. Sayfalarca çoğaltabilirim. Size küçük birkaç örnek soru daha sorayım ? Neden her siyasi parti hazineden besleniyor ? Neden partiler istendiği gibi denetlenemiyor ? Bu paraların nereye gittiği bilinmiyor ? Bu sebepten değil midir ki, eski refah partisi milyarlarca liranın üstüne yattı ? Bu paralar nereye gitti sizce ? Bunun çözümü ce cevabı siyasi partiler kanununda !.. Bugün “siyasi partiler kanunu” bu ülkenin kamburlarından biridir. Neden her gelen hükümet bunu değiştirmiyor ? Çünkü nemalanıyorlar da ondan. Bir diğeri ? Neden hiçbir hükümette “teknoloji ve bilim bakanlığı” yok? Adamlar “ Tübitak’ı kapatmaya ve kapanmaya zorlamak kadar ileri gittiler, ne bakanlığından bahsediyorsun “ dediğinizi mi duydum acaba?

Bu ülkenin çok dinamik ve eğitimli insanları var. Artık Türkiye köhneleşmiş hamaset siyasetiyle değil, akılla, bilimle, teknolojiyle idare edilmeli. Bunu yapabilecek insan kaynağımız ve gücümüz de bulunmaktadır. Müsaade edin, bir yerlerde dayısı, amcası olmayanlar, cebinde milyarları olmayanlar, şirket sahibi olup da, hadi bir de vekil olayım demiyen, aklı ve eğitimi olan hatta yabancı dil bilenleri gitsin Ankara’ya!.. Bırakın Türkiye’yi aydınlığa aydınlık insanlar götürsün. Kısır çekişmelerle, nafile inatlarla, örümcek düşünceleriyle, koltuk sevdalarıyla bir ülke yönetilmez. Bu ülke basit kazanımlarla buralara gelmedi. Milyonların kanı döküldü ve dünya şahini iken elimizde kala kala bir Türkiye kadar toprak ve yetmişbeş milyonluk bir nüfus kaldı. Bırakın, işi bilenler ve gerçekten yönetebilecekler yönetsin bu ülkeyi. Müsaade edin ve engellemeyin. Bakın görün, nasıl çıkacak karanlıklar aydınlığa !..

Siyaset parayla, pulla, dayıyla amcayla, mirasla yapılacak iş değildir. Türkiye bunlarla, sağla-solla, darbelerle, sen değil ben kavgalarıyla, boş vaatlerle, gelenekçi tutumlarla yönetilemez. Yok etmeyle, satmakla, sattırmakla, karaktersizlikle ve kişiliksizlikle, menfaatlerle de yönetilmez. Arkada holdinglerin yada ailelerin desteği ile de yönetilmez. Akılla, bilimle, teknolojiyle, genç ve dinamik bir kadroyla ve yeni projelerle, yenilikçi ve ilerici düşüncelerle ve birliktelikle yönetilir. Bilimle, teknolojiyle, sanayiyle, kalkınmayla yönetilir. Bunları yapacak insanlar da bu ülkede biliyorum ki var. Ama parası olmadığı için, koltuk sevdalılarlaı dolu partilerin çokluğunda, kabul edebilecek ve aday gösterebilecek partilerin olmadığını da biliyorum !.. Bırakın Türkiye'yi bu insanlara !..

../..
 
Toplam blog
: 671
: 2572
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..