Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Kıyafet özgürlüğü caiz midir?

Kıyafet özgürlüğü caiz midir?
 

Resim: Rametli Erbakan...


Ulemalar ne der bilmem lakin din derslerine kız çocukları başlarını örterek gireceklerse erkek öğrencilerin de takke takmaları icap eder; bakınız, bu hususta bir madde göremedim ama tabii ki dantelden örülmüş bir takkeyi kafasına taksa bir erkek öğrenci üzerinde amblem yok diye bir müdahale söz konusu değil, ancak erkek öğrencilerin de özgürlüğü var yani!

Onlar neden ve niçin bu özgürlüklerini yasal haklar içinde göremesinler?

Hayır yani, son yapılan değişiklik ile çelişen taraflar bunlar; misal, lise dönemine gelmiş gençlerin sakalları çıkıyor, din dersimi sakallı olarak almak istiyorum dese, dini bütün bir genç, ya da İmam Hatip Lisesi’nde okuyan her ergen genç ne olacak?

Cıksss, bu bıyık ve sakalın yasaklanması özgürlüğe hiç uymadı!

Dini bütünlüğü de uymadı; “Dindar gençlik yetiştireceğiz” diyen bir başbakanımız varken çıkarılan kıyafet özgürlüğü salt kız çocuklarına yönelik olmuş, erkek çocuklarının başı kabak mı yani?

Hani “Takke” maddesi, misal?

******

Yine bakınız, erkek öğrenciler için bıyık ve sakal dışında bir madde bile yok; yazık ve de günah değil mi onlara?

Oysa en çok oy potansiyeli olan grup!

Hımm, yoksa onlara sonsuz özgürlük oy potansiyelini acayip yükseltirken bacılarının örtünmesi bonus olarak geri mi dönüyor?

******

Giysi satın alınabilir, kişilik ise asla!

Kişiliğin, yani bireyselliğin ve erdemlerinin anlaşılıp da ölçülüp-biçilmesi için ciddi bir kültürel yapıya gereksinim vardır. Kılık-kıyafet ile, korku üstüne kurulu saygı ile, maddi güçlerin manevi güçlere paso galip geldiği ülkelerde terazinin ayarları madde üzerine konuşlanmış olup, doğal olarak da şahsi çıkarlar denge gibi bir mevhumu da ortadan kaldırmıştır.

Kapitalist sistem olarak da bakabilirsiniz, isterseniz, ben insan tarafıyla ilgiliyim zira!

******

Özgürlük, normal şartlar altında, beyindedir; göstermelik özgürlük iğreti bir elbise gibidir, potluk yapar; taşıyana ait değildir, göstermeliktir ki o nedenle sakil durur üstünde. Kendi giysisi gibi taşıyamaz!

Mesela, bir yere giderken uygun giysisi olmayıp da bir arkadaşından ödünç giysi alıp, kendine adapte etmeye çalışıp da o giysi içinde kendi gibi olmaya çalışanlar bu örneğimi çok iyi anlayacaklardır!

******

Özgürlükten yanayım; özgür olayım, daha ne isterim?

Lakin “Özgürlük” kandırmacası ile bildiğini okuyanlara da acayip tavırlıyım!

Hayır yani; ne içileceğine, ne izleneceğine karışıp da “Kıyafet özgürlüğü” getirdik diyerek etek boyunu, hatta yırtmaç karışını zapt altına alıp da, şortu, streç pantolonu yasaklayıp da “Özgürlük” diyerek lanse edilmesine karşı durmamak mümkün mü?

******

Özgür birey yetiştirmek önemlidir: özgür yetişen bireylerin beyinleri “Yok orada öyle mi yapmalıydım, burada nasıl davranmalıydım?”, efendime söyleyeyim fazla mı samimi davrandım, bacak bacak üstüne atarken mi yakalandım?” diye yorulmaz!

Eforlarını üretmeye, geliştirmeye verirler! Bazı ülkeler buna hazırdır, bazıları değildir, bu da bir gerçek!

Bazı ülkeler yer açar, teşvik eder yeni beyinleri, bazı ülkelerde ise yerinden olma kaygısı öyle yüksektir ki ve yerinden olmanın ötesinde yetiştirdiği birinin kendini geçmesini dahi hazmedemeyenler vardır ki: destek yerine köstek olmayı tercih ederler.

Böyle ülkelerde kişiler ne yapsalar da gerçek anlamda “Özgür” olamazlar; ancak bazı ülkeler çok daha akıllılardır bu konuda; ülkelerinde değeri bilinmeyenleri kendi bünyelerine katar. Sana güveniyoruz derler, işte çalışma alanın, işte gerekli malzemelerin..

Sonra ne mi olur?

Gazetelerde flaş flaş: Bilmem ne ülkesinde bir Türk doktor, mühendis, falan, bilmem ne konusunda bir ilke imza attı!

Hayır yani, nasıl bir adalet duygusuysa, adamı ille de kaçırıp sonra da bir başarıya imza attı diye övünüyoruz!

Armut piş ağzıma düş!...

******

Kıyafet özgürlüğü Arap Baharı gibi; gerçi amacını herkes biliyor, yazmaya ne hacet!

İğreti duran bir kıyafet…

******

4+4+4 hakkında çok yazdık, ciddiye alınmayacağımızı bile bile, bu konuda da çok şeyler yazılacaktır ancak ciddiye de alınmayacaktır; öğrendik artık!

(Kendi vicdanımızın sesi ile yazıyoruz; bu kadar naif!)

Türban için bu kadar debelenmenin ardından türbanın siyasal bir yanı yok demenin hiçbir anlamı yok!

Zira siyaset, gördüğümüz gibi, ciddi ciddi bu işlerle uğraşıyor; bu durumda siyasal olmadığını düşünmek imkansız!

Zaten “Dindar bir gençlik yetiştirmek istiyoruz!” demişti başbakanımız; durmak yok, yola devam yani!...

******

4+4+4 konusunda olduğu gibi umarsızca vicdani görevimizi yerine getiriyoruz: Olmaz, olamaz! Diyoruz…

Küçücük çocukların beyinsel ve ruhsal gelişimlerine fazla gelir din; ayrıştırıldıklarının bile farkında olmadan ötekileştirme ise ancak hınç ve düşmanlık getirir!

Sürekli bir yargılama içine çekilir minicik çocuklar ki bırakın pedagogları, sosyologları falan, dinen de caiz değildir!...

(Anlaşılmak adına dinden örnekler verme durumunda kaldım ya; Allah’ım beni affet!)

(İman ve inanç bireyseldir zira; kişi ve inanılan arasındadır, üçüncü şahıslara deklare etmek yalnızca kendini kanıtlama, affettirme ya da duruma göre saygın kılma amacıyla kullanılır ki bana göre asıl günah da budur!)

Çocukların algılama düzeyleri es geçildi, gelişimleri yasal kanunlar çerçevesinde örselendi; bu yetmedi!

Şimdi de “Kıyafet Özgürlüğü” adı altında ruhları zapt altına alınıyor!

******

İlle de türban diye tutturanlar bayram ediyorlardır; ne diyeyim gözleri aydın!

Kendi çocuklarının zihinsel ve bedensel gelişimleri yerine “Türban” öncelikliyse, hakikaten yapılacak bir şey yok!

Yani, çok yazıldı, çok konuşuldu; olmuyorsa olmuyor!

İlle de türban, bana ne kızımın ruhsal, bedensel ve beyinsel gelişiminden diye ısrar edenlere ne deseniz “Din düşmanı” olmaktan öteye gidemezsiniz…

Hayır yani, din düşmanı olayım gözlerinde ama bir kulak verseler keşke diye yazıyor ve yazıyorsunuz… Ihhh, olmuyor!

O zaman, diyor, insan: Çocuklarını önemseyen aileler bari zarar görmesin!

Eee, ama, nasıl görmesin?

Almanca dersini ek ders olarak almak isteyen öğrenci yeterli çoğunluğa ulaşılmadığı gerekçesi ile din dersine yönlendiriliyor. Bu öğrenci, yeterli sayıya ulaşılmaması nedeniyle zorunlu olarak din dersine katıldığında başını örtmek istemezse ne olur?

Kıyafet özgürlüğü var şekerim, ne kafanı yoruyorsun mu diyorsunuz?

Öyle değil işte kazın ayağı; mahalle baskısı denilen olayın yalnızca mahalle aralarında olduğunu mu sanıyorsunuz yoksa?

******

Fazla uzattım, farkındayım, kısaca toparlamaya çalışırken bir konuya daha değinmeden geçemeyeceğim: Küçücük çocuklardan başlayarak zengin-fakir, türbanlı-türbansız ayrımına ısrarla gidilmesinin siyasete bir yararı var, bu belli, de… Bu çocukların akıbeti ne olacak diye anlamsız bir soru sorma lüksünü kendimde buldum, hayasızca…

Hani sanki çocukları gerçek anlamda düşünenler, hattı zatında böyle soruları üstlenenler varmış gibi…

Behey benim densizliğim!

******

Sahi, ne demiş başbakan: İlle de herkes her kararı sevecek değil!

Gerek vardı, yaptık!

******

O çocukların peynir yemesi, süt içmesi, et yemesi de gerekiyor, tatlıya da ihtiyaçları var, bala mesela, önce bu gereksinimleri karşılasaydınız: Yüzde yüz memnuniyet sağlardınız!...

 

http://twitter.com/Gulgunkaraoglu

gulgun_2006@hotmail.com

 
Toplam blog
: 1269
: 1343
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..