- Kategori
- Güncel
Gemi deyip geçmeyin

Nuh Tufanı'nı bilirsiniz. Dünyanın zorbalık ve çirkinlikle dolduğu bir dönemde, Allah’ın insanoğlunu cezalandırdığı olaydır. Yine bu olayda Allah’a inanan insanların bir gemi ile tufandan kurtulduğunu da bilirsiniz. Yani insanlık macerasının devamı Allah'ın emri üzerine yapılan bir gemi aracılığıyla sürmüştür.
İnsanoğlunun gemilerle macerası bununla sınırlı değil. Fatih mesela, İstanbul’u karadan yürüttüğü gemiler sayesinde alır. Avrupa’ya çağ atlatan coğrafi keşifler gemiciliğin gelişmesiyle başlar. Gemiler olmasa Bartolomeu Dias’ı, Vask dö Gama’yı kim tanırdı?
Amerika, sadece Kristof Kolomb’un maceracı ruhuyla değil, İspanya kralının verdiği Santa Maria gemisi sayesinde keşf edilir. Osmanlılara karşı gelişen Yunan isyanı Karteria adlı buharlı gemi ile başarıya ulaşır.
Osmanlıların Birinci Dünya Savaşı’na girmesine Yavuz ve Midilli adlı gemiler neden olur. Amerika ise ticaret gemilerinin batırılmasını bahane ederek savaşa katılır. Çanakkale, Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar sayesinde geçilmez olur.
Ama bir başka gemide, Agamemnon’da yapılan anlaşma ile(Mondros Anlaşması) Anadolu'nun her tarafına geçilir. Yine başka bir gemi, Bandırma ile başlayan Kurtuluş Savaşı’nın başarıya ulaşmasıyla Yunanlılar gemilerle Anadolu'yu terk eder. Yani başlangıç gibi bitiş yine gemilerledir.
Bitmedi. Gemiler, Uzak Doğu’da İkinci Dünya Savaşı’nı sonuçlandıran olaylarda yine baş roldedir. Japonya'nın USS Franklin ve USS Bunker Hill gemilerine yaptığı saldırı ABD’nin gizli niyetini gerçekleştirmesine yol açar. İndianapolis adlı gemiyle taşınan atom bombaları sonucunda Japonya Missouri gemisinde teslimiyet anlaşmasını imzalar.
Yani şike skandalı futbolun nasıl sadece futboldan ibaret olmadığını ortaya çıkarmışsa bu olaylarda aslında geminin sadece bir gemiden ibaret olmadığını gösteriyor. Robert Fulton ilk buharlı savaş gemisini yaptığında icadının devletlerin elinde acımasız bir savaş aracını dönüşeceğinin farkındaydı ama bu kadarını herhalde tahmin etmemişti.
Ama gemiler sadece savaş aracı olarak kullanılmadı. Nuh tufanında olduğu gibi insanlığın kurtuluşunun aracı olduğu gibi uzak diyarları yakınlaştırarak insanları buluşturdu da.
Gemiler savaşın en önemli gücü olduğu gibi zaman zaman savaştan kaçışın, katliamdan kurtuluşun aracı da oldu. Örneğin, Elhamra kararnamesiyle İspanya’dan kaçan Yahudilerin kurtuluşu Osmanlı sultanı 2.Bayezıd’ın talimatıyla gönderilen Osmanlı gemileri sayesinde oldu.
Bazen de gemiler umudun adı oldu. Açlıkla, yoklukla, ambargo ile terbiye edilmekten kurtulmanın aracı oldu. İşte Gazze’deki ambargoyu delmeye çalışan Mavi Marmara gemisi bu yönüyle insanlığın ortak vicdanıydı.
İsrail komandoları acımasızca Mavi Marmara’ya baskın düzenlerken sadece verilen emri yerine getiriyorlardı. Ama hem acımasız komandolar hem de onlara o emri verenlerin unuttukları bir şey vardı.
Bir zamanlar kendi atalarının kurtuluş umudu olarak bindikleri gemiler şimdi bir başka mazlum halkın Filistinlilerin kurtuluş umuduydu. O umudu öldürüyorlardı.
Tıpkı İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudiler için umut olan Tigerhill gemisine İngilizler tarafından ateş açılarak umudun öldürülmesi gibi. Tıpkı yine savaştan kaçışın aracı olan Struma gemisinin Sovyetlerce Karadeniz’de batırılıp yüzlerce insanın hayallerinin deniz diplerinde kaybolması gibi. Tıpkı Avrupa’dan kaçan Yahudileri taşıyan Pacific, Milos , Patria gemilerinin Hint Okyanusu’nda kaybedilmesi gibi.
Yani, siz boş verin Mavi Marmara raporunu. Siyasi de olabilir hukuki de. Ama insani olmadığı ortada. Ve Struma gemisi, Patria gemisi zamanında Yahudilerin için nasıl umut olmuşsa Mavi Marmara’da 2010’da Filistinliler için aynı anlamı ifade ediyordu.
Struma, 763 yolcusuyla batırıldı. Patrica, Okyanusun derin sularında kayboldu. Mavi Marmara’ya ateş açılarak dokuz insan katledildi. Şimdi sıra bu kayıpların raporlarından yeni acılar yaratmanın zamanı değil. Sıra, yeni bir tufan başlamadan Nuh’un rolünü oynayabilmekte ve tüm insanlık için kurtuluş olacak yeni bir gemi inşa etmekte…