​ Yeni Türkiye / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Temmuz '11

 
Kategori
Güncel
 

Yeni Türkiye

Osmanlıların son yüzyılı bugün yaşadığımız değişim-dönüşüm sürecinin anahtarıdır. O yüzden Osmanlı Devleti’nin son yüzyılını anlamak bugün yaşadıklarımızı anlamamızı kolaylaştıracak veriler sunar. 

Osmanlıların son yüzyılı, değişen dünya dengelerine uyum sağlama çabalarıyla geçer. Kendini devleti biçimlendiren katı zihniyetin koruyucusu gören İlmiye sınıfı ve Yeniçeriler, Batılılaşma/modernleşme hareketlerine sert tepki gösterirler. 

Yeni dünyanın kurguladığı siyasal ve ekonomik senteze eklemlenmekte sıkıntı yaşayan, buna ulaşacak verilerden de yoksun İlmiye/Yeniçeri grubu çareyi "Şer'i Şerife" sığınmakta buldu. Yükselme döneminin "Şer'i Şerifi yeniliklere uydurma" yöntemi bir tarafa itilerek "yeniliklerin Şer'i Şerife uygun olmadıkları" tezi işlenmeye başlandı. 

Öte yandan ayrıcalıklı konumların sürdürülmesi, çıkarların korunması mevcut düzenin devamlılığındaydı. Yani kaldırılan kazanlar, değişen dünyaya uyumda güçlük çeken grupların iflasın eşiğine gelmiş zihniyetlerinin dışa vurumuydu. Patrona Halil, Kabakçı Mustafa ayaklanmalarının doğrudan modern devlet kurumlarını ve bunları inşa etmeye çalışanları hedeflemesi bu yüzden tesadüf değildir. 

Batı'yı "kâfir" yenilikleri "gâvur icadı" kendilerini de "ümmet ruhunun ve cemaat kültürünün yaşatıcısı, muhafızı" gören İlmiye/Yeniçeri ittifakı devletin sorunların ağırlaştırmaktan öte bir işe yaramadı. İlmiye fetvalarıyla süslenen Yeniçeri tehditleri toplumsal ilerlemeye katkı sağlamadı. Nihayet 2.Mahmut'un zekice bir taktikle İlmiyeyi yanına almayı başarması tarihsel koalisyonun sonunu getirdi. 2.Mahmut'un reformları, Tanzimat ve Meşrutiyet düzenlemeleri "zamanın ruhuna" yenik düşmüş Osmanlı zihniyetinin çöküşünü durduramadı. 

Osmanlı zihniyetinin son yüzyılda yaşadığı krizin bir benzerini, bugün, cumhuriyete niteliklerini veren Kemalizm yaşıyor. Kemalist kriz olarak adlandırabileceğimiz bu sürecin ilk izlerine dünyanın yeniden şekillendiği İkinci Dünya Savaşı sonrasında rastlıyoruz. 1980'lerde yaşanan ikinci kriz yine dünyada önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemdir. Uluslararası ilişkilerin yeniden tanımlandığı dönemlerde Kemalizm’in acı krizler yaşaması rastlantı değildir. 

Türkiye'yi yeni dünyanın hedeflediği alanlara taşıyacak teorik temellerden yoksunluğu, yamalı bir doktrin olması bir tarafa, kendisini geliştirecek üretici güçlere dayanmaması, toplumsal kimliklere sert tepkisi ve artık bilgi tekelinin kırılmasıyla efsanelerin yıkılmaya başlaması Kemalist krizi derinleştiren içsel etkenlerdir. 

Kemalist kadrolar, 1950 ve 1980'de girdikleri çıkmazdan askeri darbe ile çıkmayı başardılar. Nitekim 27 Mayıs sadece "ekmeğini çaya batırarak gıdasını sağlamaya çalışan albaylar" ile "gazozcu subayların” ekonomik kaygılarından gerçekleşmedi. Darbe, yaratılan İstiklal Savaşı mitosu dışında varlığını sürdürmekten başka rezervi kalmayan, toplum ihtiyaçlarının gerisinde kalmış siyasal Kemalizm’in acizliğini militarist güçlere dayanarak örtme girişimiydi. 12 Eylül ve 28 Şubat ise krize dönüşme ihtimalindeki süreci durdurma gayretlerinin tekrarıdır. 

Yani dün İlmiye/Yeniçeri grubunun baskı araçları oluşturarak her türlü değişime/dönüşüme şüpheyle yaklaşması gibi cumhuriyet tarihinde de ordu/yargı/üniversite aynı tepki içerisinde oldu. 3.Selim'in "hadımülharemeyn"e layık görmeyen İlmiye/Yeniçeri ortaklığı ile Abdullah Gül'ü Çankaya'da "özde" bulmayan yargı/ordu/üniversite zihniyetinin benzerliği sizi şaşırtmıyor mu? 

Osmanlılarda Yeniçeriler kendilerini ümmet ruhunun muhafızı görürken Türkiye'de ordu kendisini laik cumhuriyetin yılmaz bekçisi olarak gördü. Yeniçeriler kazan kaldırıp saray yoluna saman arabası tıkarken Türkiye'de ordu darbe yapıp sokaklarda tank yürüttü. İlmiye, fetvalarla değişime direnirken Danıştay, Yargıtay, HSYK, üniversiteler bildirilerle siyasal alana müdahale etmekten çekinmedi. Dini-askeri vesayetin kıskacında nefes alamayan Osmanlı toplumu ve otoriter Kemalizm’in gölgesinde "hadım edilmiş idrakle, izinli hürriyetle" bilgi çağında var olmaya çalışan Türkiye toplumun macerası birbirine çok benzerdir. 

O yüzden son istifalar önemlidir. Ordu-yargı ve üniversite akademisinden oluşan Kemalist ittifakın yargı ve üniversitelerden sonra tek ve en etkili gücü olarak gördüğü ordudan çekilmesidir. Yani 27 Mayıs’la Türkiye demokrasisi üzerine savrulan darbe zihniyetinin kaybolmasıdır. Yeni Türkiye ve yeni demokrasimiz için hayırlı olsun… 

 
Toplam blog
: 36
: 476
Kayıt tarihi
: 26.03.11
 
 

Üniversite mezunuyum. Yerel bir gazetede çalışıyorum...