​ Gençlerde ve çocuklarda internet bağımlılığının erken teşhisi ve kesin tedavisi / İnternet / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mayıs '12

 
Kategori
İnternet
 

Gençlerde ve çocuklarda internet bağımlılığının erken teşhisi ve kesin tedavisi

Gençlerde ve çocuklarda internet bağımlılığının erken teşhisi ve kesin tedavisi
 

Bilgisayar bağımlılığının derecesinin öğrenilmesi için, erkek çocuklarına yapılan testten bir enstantane.


İnternet bağımlılığı ya da sürekli olarak bilgisayar başında oyun oynamak, günümüz çocuk ve gençlerinde sıklıkla karşılaşılan, fakat mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık durumudur.


Sanal dünya ile banal dünyayı (gerçek sıkıcı dünya), birbirine karıştıracak derecede gerçek yaşama uyum sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabilecek sürelerde, internette amaçsızca 'surf' yapan ya da eskilerin tabiriyle vurdulu-kırdılı oyunlarla nafile zaman öldüren gençler, duyarlı ebeveynler için gerçekten de korkutucu olabilmektedirler.
Eve bilgisayar almama, internet bağlantısını kesme, internet başında geçirilen süreyi belirli saatlerle sınırlama yöntemleriyle, bu can sıkıcı durumu ortadan kaldırmaya çalışan anne babalar, ne yazık ki bir sonuç alamamakta, hatta istemeden de olsa hedeflenenin tam tersine, kısıtlanan çocuk ya da gencin evden uzaklaşmasına ve farklı ortamlarda yine istediklerini yapmasına neden olmaktadırlar.


Bu denemelerde başarısız olup, evde olmadığı saatlerde evlatlarının nereye gittiği, kimlerle takıldığı kaygısını yaşayan bir çok ana baba da çaresizce; ''Eskiden en azından bizim yanımızda oynuyordu'' diyerek, çocuklarını evdeki bilgisayarın başında tutabilmek için, hem de bu kez 'gönüllü olarak' tavizler vermeye razı olmaktadırlar.

Çocuklarına engel olamayan, onun bilgisayar ve oyunlardan uzak kalmasını başaramayan anne babanın, çaresiz kalıp evlatlarını tekrar yanlarına çekebilmek için evde kalmasını sağlamaya yönelik ortamı hazırladığını gören çocuk ya da genç de, istediklerini yaptırmış olmanın şımarıklığı ve artan özgüveni ile artık iyice şuursuz bir şekilde, bu kez daha da abartarak, bilgisayar ile neredeyse bütünleşip, yarı robot bir morona dönüşmektedir.
Hızlı internet, en gelişmiş bilgisayar derken, çocuklarının yüzlerini unutup, onları sadece profilden ya da sırtlarından gördüklerini farkeden aile büyüklerinin çaresizliği, kendilerini hayattan soğutmakta, ancak çevrelerindeki ailelerin de aynı dertle uğraştıklarını öğrendiklerinde ise, bir parça da olsa ''Eh ne yapalım, demek çağın problemi bu'' şeklinde, kendi kendini yatıştırmalarına dönmektedir.


Eskiden beraberce oturulan masaların özlemiyle yanıp tutuşulurken, çocukların artık neredeyse yemeklerini bile bilgisayar başında yemek, hatta daha da kötüsü ellerinde olsa tuvalete bile bilgisayarla gitmek istekleri ise, konuya bir çözüm bulmak konusunda aile büyüklerini zorlamaya başladığında, artık geriye çözüm için pek de fazla bir yol kalmamaktadır.


Şimdi, teşhisi doğru konulmuş bilgisayar ve oyun bağımlılığı hastalığının, bilinen tek tedavi yöntemine gelelim.


Her ne kadar, ''Demokrasi, insanlar için en doğru yöntemdir'' falan dense de, dünyanın durumu da ortada olduğuna göre, en küçük topluluk olarak tanımlanabilecek aile için de aynı şey geçerlidir : Kısaca söylemek gerekirse, kesin çözüm için, tedavi amacıyla bir süreliğine de olsa demokrasiyi unutmak.


Aslında bu konunun çözümü de, hayattaki diğer sorun giderme yöntemlerinden pek de farklı değildir. Kolay yoldan, emek harcanmadan elde edilen özgürlüklerin kıymetini insanlar bilmiyor ve bu serbestlik sadece şımarmalarına neden oluyorsa, o halde tankları yürütüp, demokrasiyi de kaldırıp çöpe atmaktan başka da bir çare kalmamış demek oluyor.
Çocuğun hakkıymış, o da özgür bir insanmış, dilediklerini yapabilecek iradesi varmış, insanlar tercihlerinin sonuçlarını görüp ders alarak olgunlaşırmış gibi palavraları bir kenara bırakırsak, bunun yani çocukları bu bağımlılıktan kurtarmanın tek bir yolu vardır ; "Cennetten çıkmış sıkı bir dayak.''


Her ne kadar hipokrat yemini etmiş bir doktor, ya da üniversitede çocuk psikoloji okumuş bir insan tarafından bugüne kadar önerilmediyse de bu yöntem, aslında bir 'şok tedavi'sidir. Allah yarattı demeden, acımasızca öz evladınıza girişip, kafasını gözünü patlatmak, kolunu bacağını kırmak, demokrasinin askıya alındığı geçiş dönemlerinde, en kesin ve etkili çözüm olabilmektedir.


Bu yöntemle kafası gözü patlamış evladınız, dayak korkusundan ve sizin psikopata bağlamış olmanızdan dolayı ve tabi bir de fiziksel olarak istese de yapamayacağından dolayı korkarak, bir daha uzun süre bilgisayar ekranına bakmak istemeyecektir.
Ancak diyelim ki tedavi yeterli olmadı ve hala daha bilgisayara bakmak istiyorsa bile, hiç merak etmeyin çünkü nasılsa o gözlerle bir şey göremeyeceği için zevk alamayacak ve kısa bir zaman sonra bunu denemekten, en azından sizi de tatmin edecek bir süre için vazgeçecektir.


Dayak sonrası daha bir bilinçlenen evladınız, -kafasına haddinden fazla, yani kalıcı zarar verecek şekilde vurmamak gerektiğini söylemeyi çok da gerekli görmüyorum- artık her şeyi yapabileceğinizi ve onun hayatı için bir tehdit arzettiğinize karar vermesi durumunda, evden kaçmayı da muhtemelen düşünecek, ancak kırık bacaklarından dolayı fazla uzaklaşması mümkün olamayacağından, ''Aman güzel yavrum evden kaçmış da şimdi kimbilir nerelerdedir?'' diye annesinin kaygılara kapılıp, ağlayıp zırlamasının da önlemini zaten baştan almış olacaksınız.


Yukarıda oldukça bilimsel olarak açıklamaya çalıştığım bu yöntemin, sonuçları takip edilerek incelenip, istatistiksel bir veri olarak ortaya konulmadığından, doğru bir yol mudur, değil midir, bir şey söylemek için belki de henüz çok erken. Ancak, çocuğu kendi haline bırakıp iyice asosyal ve uyumsuz bir hale gelmesini ve sonradan da Norveç'te bilgisayar başında psikopata sarıp, gerçek ile sanalı karıştıran, elde silah onlarca genci öldüren Anders Breivik gibi olmasındansa, denenebilecek bir yöntem olduğunu düşünmekteyim.
Tabi, biraz hastahane masrafı ve ileride de ya sizin gibi akıl hastası olacak ya da normal ancak anne babasından nefret eden bir çocuk sahibi olma riski dışında, aslında pek de kaybedecek bir şey var da denilemez.


Yoksa gidiş gidiş değil, bu yolun sonu da son değil. Eskiden oyun oynamaktan dolayı sokaktan eve girmek istemeyen neslin çocuklarının, ellerinden gelse hiç sokağa çıkmadan, hatta camdan bile bakmadan, gece gündüz bilgisayar başında oturan evlatları ile yaşadıkları iletişim problemleri, zamanında okullarda okuduğumuz havuz problemlerinden bile daha çözümsüz görünüyor*.

*Okuduklarınızı lütfen evinizde denemeyiniz, sorumluk kabul edilmez.

 
Toplam blog
: 344
: 1122
Kayıt tarihi
: 22.07.09
 
 

Okur yazarım. Okur yazarlıktan kastım, okuduklarımı yazmamdır ki, bu yazılarımı genellikle 'kitap..