Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Gençliğin sevda ile imtihanı…

Gençliğin sevda ile imtihanı…
 

Çok hızlı gelişiyor her şey, artık; dur-durak bilmiyor hiçbir şey ve bir solukluk mola dahi “Bir nevi kayıp”…

O bir solukluk mola esnasında dünyada neler olup bitmiyor ki, sosyal medya çalkalanıyor, haberler geçiliyor, bir telefon geliyor “Seninkinin yanında bir hatun”!

Gerilim en geçerli duygu; olmaması mümkün değil: Oradan buraya atlıyoruz, şuradan öte yana…

Dizi filmler tadında yaşıyoruz bir nevi; hoş, dizi filmlerin senaristleri de yaşam içinden yola çıkarak yazıyorlar ya zaten, bakmayın arada bir zorluyorlardır atraksiyon falan diye, o zorlama metinlerde “Olmaz artık!” dediğimiz sahneler oluyor ya!

Bir tık ile dünyanın öbür yanına bağlanılıyor, bir tık ile porno film izlenebiliyor; istediğin giysiyi, ayakkabı, pantolonu bir tık ile sipariş ediyor, yine bir tık ile yemek siparişini veriyorsun…

Süper!

Acayip bir kolaylık; teknolojinin gözünü seveyim!...

Ortada “Kabak” gibi duran tek sorun var: Tüketim toplumu olmak!

******

Bir şarkıcı çıkıyor, sesi ve yorumu güzel, üç gün içinde tüketilir mi?

Tüketiliyor şekerim!

Bir manken, bir oyuncu… Sansasyon yaratmazsa varlığını sürdüremiyor.

Bir parti başkanına dahi “Böyle sakin sesle konuşursan bir mok olmaz senden!” deniliyor ya… Ve, ille de beklentilere karşılık vereceğim diye kendi kişiliğinden ödün veriyor ya…

Artık gerçek beklenti ile yapay beklenti karışıp gidiyor!

******

Çok açık ifade ediyorum ki; açık sözlülüğün, özgürlüğün, kişisel gelişimin acayip bir şekilde eksikliği var yaşadığımız ülkede…

Sevdalar da payını alıyor, elbette!

******

Bir tık ötedeki  kişiyle sanal sohbetler içinde çoğu genç, hatta orta yaş grubu, kendinden ziyade olmak istediği karakterde  gösteriyor kendini; iki sohbet değil amaç, öyle olsa kendi gibi olur, amacı anlamamak mümkün değil!

Hal böyle olunca, kimse kimseye güvenmiyor aslında!

“Acaba” diye kafayı kurcalayan “Keşke doğru insan olsa!” diye dürtüklemeler sonucunda “Bir fırsat versem mi?” zınk diye düşüyor aklına; Neyin doğru neyin yanlış olduğunun bilinmediği ortamlarda bu tarz kafa karışıklıkları pek doğaldır!

******

Gençlerin sevda ile imtihanı dediğim de budur: Kafaları karışık gençlerin!

Bir taraf özgürlük türküleri söylüyor, diğer taraf Arap havaları…

Şahsi fikrim hep özgürlükten yanadır: Özgür olan her birey bir şekilde kendini korumaktadır!

Özgür kadın sevdayı da iyi bilir; sevdalandığına varını-yoğunu verir…

Lakin; özgür kadın Arap Havaları çalanlar tarafından epey bir yanlış anlaşılmakla beraber bir öyle ve bir böyle davranarak, işine geldiği şekilde, “Sevda” adlı duyguya da saldırıyorlar, bir şekilde!

******

Sevda naiftir, oysa… Acayip güzeldir; iki kişi arasında yaşanılan en özel, en güzel durumdur; ne yalan barındırır ne dolan…

Ne partisi vardır sevdanın, ne de coğrafyası…

Gençlerin sevdasına dahi müdahil olundu ya; para diye, Türk-Kürt diye, efendime söyleyeyim bizden-sizden diye…

Yetmiyor; ille de başı örtülü olsun istiyor aile, delikanlının gönlü kaymış örtüsüz birine bir kere!

******

Bir tık ötede dünya ile iletişime geçiyorsun, özgür bir bireysin; sevdalandığın kişiyle aynı yatağa giriyorsun; daha normali var mı?

Sevdadır adı!

Sorgulayan olur mu?

Oooo, sanmadığın kadar!

******

Bir tarafın özgürlük diğer tarafın tabular; ne sevda adam gibi yaşanır, ne genç kadın sevdasının peşinde onuruyla dolanır!

******

Tık-tık olur gider sanılır; oysa bir tık ile dünyanın öte tarafına bağlananlar bir başka tık ile tanıştığı kişiye aşık da olabilir!

******

Olmayabilir de…

Olmuş gibi de davranabilir, olmamış gibi de…

Her şey olabilir; gençlerin yeter ki özgüvenleri olsun yerinde!

Yani; özgüveni yerinde olan her genç “Sevda” ile tanışır bir şekilde, hoş, özgüveni olmayanlar da tanışır, o başka; özgüveni yerinde olanlar “Sevda”nın değerini bilirler, diğerleri etraftan gelen seslere kulak vermekten “Sevda”nın sesini duyamazlar tam olarak, bir türlü!

Cızırtılar, vızıltılara kulaklarını açmışlardır bir kere; daha da söz söylemek olmaz: “Sevda” ayrı bir müziktir; öyle pıt diye kapatıp, pat diye açmakla olmaz; ne annenin sesine benzer ne de babanın…

Ayrı bir sestir; o sese kulak verenin ruhuna işler!

Diğer türlüsü: İnleyen nağmelerdir; inleyen kim olur, zaman içinde, bilinmez….

 

http://twitter.com/Gulgunkaraoglu

gulgun_2006@hotmail.com

 
Toplam blog
: 1269
: 1343
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..