- Kategori
- Felsefe
Gerçeği Ararken – 2
Gerçeği aramak pek tabii ki çoğunluğun seçebileceği bir durum değildir. Çünkü bu çaba için uyanmak gerekir. Çalışmak gerekir. Hazır bir ömür boyu gölgede uyuklamak varken, her olayı – durumu – kendi tembelliğine göre yorumlamak, kendine göre bir gerçeklik yaratmak, olmazsa konuyu bir yerlere havale etmek dururken…
İnsanlık binlerce yıldır tepeden bir yönetim olduğuna inanmış ve bunu gerçek olarak kabul etmiştir. Buna göre her şeyi var eden programlayan tepedeki tek bir güçtür. Bu o kadar öyledir ki, bizlerin ilerideki davranışlarımıza bile o karar verir. Yani her şey sadece onun istediği ve programladığı gibi olur. Eh! O zaman da insan oğlunun fazla sorgulamasına, araştırmasına gerek yoktur. İstediğin kadar çabala, sonuçta yine o tepedeki gücün kararı geçerlidir. O zaman kafa yormaya hiç de gerek yoktur. Tıpkı insanların sırtından geçinenlerin öğrettikleri gibi…
İnsanlar tepeden yönlendirmeli doğal görüşüne öylesine saplanmıştır ki, doğada hiçbir değişim-dönüşümün, varlıkların kendi iradeleriyle oluşabileceğini akıllarının köşesine bile getirememiştir.
Doğadaki maddelerin atom denilen kimyasal elementlerden oluştuğunun anlaşılmasından sonra, “doğada hiçbir şey yoktan var edilmez, var olan bir şey de yok edilemez, yani doğada belli sayıda kimyasal element vardır ve tüm maddeler bu belli sayıda kimyasal elementin kombinasyonlarıyla oluşur” şeklinde bir yasa tanımlanmıştır. Yaklaşık bir asır öncesine kadar bu kanun geçerli olur ama radyoaktivitenin keşfiyle ilke, biraz değiştirilir, çünkü Uranyum gibi radyoaktif maddeler sabit kalamayıp, kurşun gibi daha hafif elementlere dönüşürler ve azalan kütle miktarına denk gelecek şekilde E=mc2 formülü uyarıca enerji açığa çıkar ve nükleer enerji dediğimiz enerji türü oluşur. Yasa ise “enerjinin korunması yasasına” dönüştürülerek, fizik anlayışında bir düzeltme yapılır.
Bu fizik-kimya görüşü tüm dünyada egemen olmuş, günümüze kadar da devam etmiştir. Bu temel görüşe uyularak, kimyasal elementlerin oluşumlarının, big-bang denilen bir ilk patlama ile başlayıp, daha sonra yıldızlar içindeki nükleer tepkimeler sonucu oluştuğu ve yıldızların patlamalarıyla da, çevreye yayıldığı, dünyamız gibi gezegenleri oluşturan maddelerin bu tür yıldız patlamalarından oluşan kimyasal elementlerce oluşturulduğu görüşü bilim dünyasının bir dogması haline gelmiştir. Yani dünyamızı oluşturan Ca, Si, Fe, K, Na, vs gibi kimyasal elementlerin miktarı ve birbirlerine göre oranları sabittir. Dünyamızdaki değişim-dönüşümler, bu elementlerin miktarlarında bir azalma veya artmaya yol açmazlar.
Tüm bu olayları tersine çevirecek yeni bir bakış açısının temelleri 1960lı yıllarda L. Kervran adlı bir Fransız fizik profesörünün, günümüzde Low energy nuclear reactions (LENR) (=düşük enerjili nükleer reaksiyonlar) olarak bilinen ve tehlikesiz nükleer enerji elde etme yöntemi olarak yoğun araştırmalar yapılan bir konuda gözlemler yayınlamasıyla başlar. (“Transmutations Biologique, Transmutations à la faible énergie”)
Kervran, kimyasal elementlerin illa yıldız gibi çok yüksek basınç ve sıcaklık değerleri altında değil, normal dünya koşullarında düşük-enerjili çekirdek reaksiyonları (Low energy nuclear reactions= LENR) şeklinde de gerçekleştiğine dair gözlemler-veriler sunmaya başlar.
Böyle bir sıra-dışı görüşü ortaya atmasına neden olan faktörler arasında şu gözlem ve veriler bulunur:
Taze meyveler ile kurutulmuş meyveler arasında demir ve bakır elementlerinin miktarlarında anormal artışlar saptanmıştır. Kurutulmuş meyvedeki bakır ve demir miktarları artmaktadır. Bunlar dışarıdan meyvenin içine sokulmadığına göre, başka elementlerden dönüştürülmüş olmalıdır. (1)
Bilim dünyasında yapılacak kısa bir gezinti bize gerçek olarak bildiğimiz birçok şeyin çok da gerçek olmadığını göstermiştir.
Bir başka deyişle yukarıdaki gücün yaptığına inandığımız birçok şeyin bizim de tetiklediğimiz reaksiyonlar sonucu ortaya çıkabilmesi mümkündür.
Ne dersiniz? Gölgesinde uyukladığımız koca çınarın altında kaidemizin yerini değiştirip uyumaya devam mı edelim, yoksa…
(1)Kaynakça: İsmet Gedik (D.O.M)
İzmir 2.01.2019