​ Gerçeğin peşinde bir ömür: Selman-ı Farisi / Tarih / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mart '14

 
Kategori
Tarih
 

Gerçeğin peşinde bir ömür: Selman-ı Farisi

Gerçeğin peşinde bir ömür: Selman-ı Farisi
 

 Zahiri kaynaklarda O bir Mecusinin oğludur. Buna göre zengin bir ateşperest tacirin evinde dünyaya gelmiştir. Rivayet o dur ki babası onu dışarı çıkmasına bile tahammül etmeyecek kadar çok severmiş. Ateşgede de yalazlanan odunların ışıltısı ruhunu bir süre aydınlatmış olsa da, zamanla ateşin ruhunu ve kalbini tatmin edememesiyle huzuru, aşkı ve manevi tatmini arayan sorular, sorunlar iç dünyasında filizlenmeye başlamıştır.

Nihayet genç olup da arazilerine bakmaya başlayınca bir mabette bir araya gelip yaratıcıya coşkuyla ibadet edenleri, yakaranları görüp bundan etkilenmiş ve görünür maddi bir tanrı yerine, görünmeyen göksel, bütün yaratılanları kapsayan bir tanrı inancını kendine uygun bulmuştur. Babasına kilisede dua eden Hristiyanların inancını methedip o dini kendi dininden daha doğru bulduğunu söyleyince bu, babasıyla arasındaki ilk ayrılığı, ilk çelişkisi olur. Genç Selman kalben inanacağı dini aramak için seyahat etmeye karar verir. Kilisedekilerin ‘Rahiplerin ışığı Kudüs’te ‘sözü üzerine Kudüs’e doğru giden bir kervana katılır. Giderken memleketi, ailesi, atalarının dini Mecusiliği geride bırakarak yeni bir hayata adım atar.

Sözlü tarihi kaynaklar haliyle belgesiz olarak bu kervan yolculuğunda kervan sahibinin kendisini bir köle tacirine sattığını belirtir. Artık günler zorlaşmış, hayat daha bir çetin olmuştur. Kudüs’e varır varmaz bu kentin düşlediği kent olmadığını görür. O sırada Hz. Muhammed’in Medine’ye geldiği, insanların putperestliği bırakıp yeni din İslamiyete geçtiği haberini duyar. Peygamberin söylemleri kendini etkiler ve O görmediği Bir Peygamberin sevdalısı olur. Medine’ye köle olduğu için gidemez. Sonunda Peygamber’e Selman’ın haberi gider ve Peygamber onun fidyesinin ödeyerek özgürlüğüne kavuşmasını sağlar. Selman artık bir mümindir. Mecusilik, Hristiyanlıktan sonra huzuru bulduğu, kalbinin tatmin olduğu İslamiyetin bir inananıdır artık.

Selmanı Farisi İslam tarihinde çok özel bir konuma sahiptir. O,  Hz. Peygambere kan bağıyla bağlı olmamasına rağmen Peygamberin hane halkından, Ehli Beyt’inden kabul edilmiş  bir inanç ve eylem adamıdır. Uhud Savaşı, Müslümanlarla Mekkeliler arasında bir tarihi eşik olmuştur. Uhud Savaşını Müslümanlar kazanamamıştır. Mekkeliler bu savaşta bir çok Müslümanı öldürmüş ve hatta bir ara Peygamberin kendisi de ciddi tehlike atlatmıştır. Uhud savaşından moral üstünlükle ayrılan Mekkeliler yeni dine öldürücü vuruşu yapmak için bir araya gelerek Medine’ye sefere çıkarlar. Peygamber ashabıyla istişare ederek savaşı bir meydan savaşından çok bir tür şehir müdafaası olarak karşılamaya karar verir. Şehir savunması yapılacağı kararlaştırıldığında Selmanı Farısi Peygambere kendi memleketinde bu tür savaşlarda hendek kazarak savunma yapıldığını bildirir. Bu görüş Medine halkınca da kabul görür ve Medine’nin çevresine hendekler açmak için seferberlik başlar. Nihayet Mekkeliler gelip de develerinin hendekleri aşmadığını görünce duraklar ve Medine’yi kuşatmış vaziyette beklerler. Çöl fırtınalarına gıdalarının azalması ve kararlı direniş eklenince geri çekilmek zorunda kalırlar. Medine Selman Farısi’nin önerisiyle korunmuş ve Mekkeliler taarruz gücünden yoksun olarak geri çekilmişlerdir. Bu zaferle Müslümanlar moral üstünlüğü, Selmanı Farısi de herkesin saygısını kazanmıştır.

Selmanı Farısi daima Ehli Beyt’in yanında olmuş, onları İslam tarihindeki siyasi iç karışıklıklar döneminde de yalnız bırakmayarak gerçek bir vefa örneği sergilemiştir. En karanlık dönemlerde de gerçeği savunmuştur. Hazreti Ali ‘Selman-ı Farisi evvelkilerin ve sonrakilerin ilmini öğrenmiş bitmez tükenmez bir denizdir’’ demiştir. Muhacirlerle Ensar arasında, Selamı Farisin’in Muhacirlenden mi yoksa Ensardan mı meselesinde ihtilaf çıkınca Peygamber  ‘’ Selman bizdendir, Ehli Beyt’tendir’ diyerek Selmanı Farisi’yi Ehli Beyt’ten saymıştır.

Selmanı Farisi kadar birbirinden farklı mezhep ve tarikatlarda aynı anda saygı gören nadir şahsiyet bulunur. Birçok mezhep, tarikat onu kendi büyükleri olarak kabul eder ve bundan gurur duyar. Sünni bir tarikat olan Kadirilikte de Selmanı Farisi bir tarikat büyüğü, piridir. Arap Aleviliğinde de Selmanı Farisi, Ehli Beyt’ten sonra en üst makamdadır ve şahsına özel bir saygı duyulur. Bu özel durum, onun kendini inandığı doğruya adamış bir ilim ve hareket adamı olmasından kaynaklanır. Anadolu Aleviliğinde de Hatai’nin ‘Muhammed’i candan sev ki, Ali’ye Selman olasın. Ehli Beyt’e gönül ver ki Ali’ye Selman olasın ‘nefesinde de bu durum özlü bir şekilde anlatılır. Selman adının giderek yeni doğan çocuklara daha fazla verilmesi bu sevginin devam ettiğini gösteriyor. Selmanı Farisi’nin inancındaki samimiyeti ve sadakati onu ; günümüzde inancı siyasi, ekonomik ve maddi bir güç için adaletten uzak bir araç olarak bencilce kullananlardan çok farklı kılıyor.

Av.  Güney Cuma CAN 

 
Toplam blog
: 44
: 470
Kayıt tarihi
: 09.09.13
 
 

 Merhaba. Yazmak, yazılarımı okuyucuyla paylaşıp onlarla birlikte öğrenmek için basladım bu yazın..