- Kategori
- Siyaset
Gerçek vesayet işte budur…

Yapılan yasal değişiklik sonucu Türkiye halkı birkaç ay sonra ilk kez Cumhurbaşkanını seçecek.
Değişiklik kâğıt üstünde yapılmış, ilgili kağıt TBMM Genel Kurulu’nda oylanmış, kabul görmüş. Sonra Çankaya’daki “noterlik makamı”na ulaştırılmış ve oradan da Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Bildiğimiz o alelade kâğıt artık bir “yasa”dır.
Bu yasaya göre Türkiye halkı kendi oylarıyla resmi olarak Cumhurbaşkanını seçecektir.
Ama görüp/bildiğimiz kadarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı, gayrı-resmi olarak, birkaç kişi [haydi cesaret edip, doğrusunu söyleyelim,] sadece bir tek kişi tarafından belirlenmekte [yani seçilmekte]’dir…
Kimdir bu kişi?
- Sayın Başbakan.
Kimi belirlemektedir Sayın Başbakan?
- Kendisini!..
Yani laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanını “kendi kendisi” olarak seçip, belirlemektedir.
Peki, bu arada Türkiye halkı ne yapmaktadır?
- Bu oyunu [ilgisiz gözlerle] seyretmektedir.
İşte vahim olan budur.
Bu, gerçek bir vesayet rejimidir.
Halk kendisine yüzde 50’lilere varan bir katılımla bir “vasi” seçmiş, köşesine çekilmiş, pineklemektedir.
Ortaya çıkan milli irade değil; vesayet rejiminin, sandık süzgecinden geçerek onaylanmasıdır.
İdari vesayet budur.
Siyasi vesayet budur.
Ceberut vesayet budur.
Vesayetin kendisi budur…
Bir halk, seçme özgürlüğünün elinden alınmasına, katılımcılık hakkının gasp edilmesine boyun eğiyorsa, kendisine vasi atanmasına layıktır…
Gerçekten demokratik ülkelerde halk, Cumhurbaşkanının belirlenmesi sürecinde en üst düzeyde aktif rol oynar. Demokratik kitle örgütleri ile, toplumsal gösterilerle, ortak bildiriler yayınlayarak, imza kampanyaları düzenleyerek ve bunun gibi demokratik katılım yollarını en etkili biçimlerde kullanarak [özgür] iradesini ortaya koyar.
İradesine ipotek koymuş türlü/çeşitli “vasi”leri demokratik rejim içerisinden kapı dışarı eder.
Vasi, temyiz kudretini yitirmiş kişilere atanır.
Temyiz kudreti hukuk sözlüğünde, “iyiyi kötüyü ayırt etme” yeteneği olarak tarif edilir.
Eğer halk, başına çuval geçirilmesine seyirci kalıyorsa, kendisine ait hakların kendi dışında bazı kişiler tarafından kullanılmasına katlanıyorsa, o halk, demokratik rejimi özümseyememiş, demektir.
Demokrasinin nimetlerine layık değil, demektir.
Demokrasi kültürüne yabancı demektir.
@farukhaksal42