Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Kasım '11

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
394
 

Gerçekten Sevgi ve Barış istiyor muyuz?

Gerçekten Sevgi ve Barış istiyor muyuz?
 

Klasik bir cevaptır: “Dünya için sevgi ve barış istiyorum.”

Kiminle konuşsanız, ister eğitimli olsun ister eğitimsiz, herkes dünyanın kötü hallerinden yakınır, ardından umutla insan sevgisinden, doğa sevgisinden, barıştan bahseder. Herkesin tek istediği, sevgi ve barıştır. Peki, herkesin bu kadar çok “sevgi ve barış” istemesine rağmen dünyamız niye yüzyıllardır huzura kavuşmuyor? Niye hâlâ barış yerine savaşlar devam ediyor? Niye insanlar çok diledikleri sevgi yerine, nefret ve öfke söylemleriyle hareket ediyorlar, kendisinden farklı olan, farklı düşünen ve farklı yaşayan hiç kimseye, hiçbir gruba tahammül edemiyorlar?

Bu sorulara cevap verebilmemiz için aslında önce tüm dürüstlüğümüzle kendimize bakmamız gerekir. Günlük yaşantımız içinde her gün diğer insanlara karşı nasıl davranıyoruz? Diğer insanları ne sıklıkla, nasıl yargılıyoruz? Nasıl önyargının esiri oluyoruz? Bizden farklı olan birini nasıl hemen “öteki” olarak görüyoruz? Diğer insanlara karşı sevgi hissediyor muyuz; neden hissetmiyoruz, hissedemiyoruz?

Görünürde her birimiz ne kadar farklı olsak da, temelde hepimizin özü bir: hepimiz insanız. Bunu hepimiz biliyoruz. Ancak, bir dünyaya bakalım, bir kendimize bakalım ve lütfen dürüst olalım; gerçekten insan gibi yaşıyor muyuz? İnsanca davranıyor muyuz?

İnsanların ortak dileği “sevgi ve barış” olsa da, ego yapısı üzerine kurulu insan doğası yüzünden, insanlar bunca zaman tam tersi koşullar içinde yaşamışlardır ve halen de yaşamaktadırlar. İnsan, doğası gereği, önce kendini, kendi iyiliğini ve her alanda kendi çıkarını düşünür. Bilimsel araştırmalara göre, insanlığın sadece % 10’u için diğerlerinin iyiliği kendi iyiliğinden önce gelmektedir.

Birkaç yıl önce, bir arkadaşla Tahtakale’deki hanları geziyorduk. Orada her tür fırçanın satıldığı bir dükkâna girdik.  Dükkân sahibi çok hoş bir amcaydı, hemen eski İstanbul’dan bahsetmeye başladık. Seneler önce babasının Mısır Çarşısı’nda dükkânı varmış. “Babamın gelen müşteriyi çevirdiğini ve ‘Ben siftahımı yaptım. Siz gidin henüz siftah yapmamış olan komşu dükkândan alışveriş yapın’ dediğini hatırlıyorum,” diye anlattığı anısı beni çok etkilemişti. Sanırım amcanın babası  %10 içindeydi, ya da o zamanlar insanların egoları bugünkü kadar büyümemişti ve hâlâ diğerlerinin iyiliğini düşünebiliyorlardı.

Bugün insanlığın, daha doğrusu egolarımızın geldiği doyumsuzluk, tatminsizlik noktasında,  tüm değerlerin ve kavramların yozlaştığı farklı bir kriz dönemi yaşıyoruz. Bu her alanda yaşanan kriz durumu için suçlu birilerini aramak mevcut sisteme bir çözüm getirmeyecektir. Bu sisteme çözüm getirmek ise zaten boşuna bir çaba olacaktır. Zira gelinen nokta, insanlığın gelişim sürecinde doğal bir aşamaydı ve mevcut sistem ile hepimiz, hep birlikte tüm doğayı tüketirken, sistem kendini de tüketti. Anlayacağınız, zaten yanlış ve hastalıklı olan bu sistemi devam ettirmeye çalışmak, insanlık için daha büyük felaketler getirecektir. 

Peki, ne yapabiliriz? Mevcut sistemi yanlış ve hastalıklı yapan koşulu değiştirmeye çalışabiliriz. Mevcut sistem tamamen güç ve çıkar ilişkileri, rekabet mantığı, başkalarına zarar verme pahasına kendi başarım ve kazancım yaklaşımı üzerine çalışıyordu. Ancak, güçlünün yanında olup güçsüzü ezen, bu oldukça acımasız sistem, çok önemli bir doğa kanunu yok saydı: doğada her şeyin birbirine bağlı olması durumu. Doğada her şey birbirine bağlıdır, tıpkı vücudumuzda her organın diğer organlara bağlı olması gibi. Tüm organlar taşıdığımız bu bedeni yaşatmak için ortak bir çaba içinde çalışırlar. Hiçbir organ tek başına var olamaz. Her bir organın sağlıklı şekilde çalışması, diğer organların sağlıklı şekilde çalışır olmasına bağlıdır. Bu kadar aşikâr bir gerçeği, ne yazık ki modern tıp bile doğru anlamda değerlendirememiştir.

Dolayısıyla, bizi birbirimize bağlı olma koşulunda bırakan bu en temel doğa kanununu anlamak, önemsemek, ilişkilerimizi bu kanuna göre düzenlemek, insanlığın geleceği için tahmin edemeyeceğimiz kadar çok önemlidir.

Bunları yazması benden, yazılanları paylaşmak ve diğer kişilere aktarmak ise sizden… tabii, eğer gerçekten sevgi ve barış istiyorsanız…

Aydınlık günler dileğiyle…     

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 78
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 422
Kayıt tarihi
: 01.11.11
 
 

Yaşam yolculuğu hepimizi farklı duraklarda indiriyor. Bu duraklara varmak için çeşitli eğitimler ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster