- Kategori
- Gezi - Tatil
Gezelim Görelim - İğneada

Sessiz sakin dingin bir liman. İğneada
Uzun zamandır gitmek isteyip de hep erteledğimiz, bir türlü vakit bulamadığımız, hep erteledğimiz İğneada tatilimizi nihayet gerçekleştirdik bu hafta sonu. Oldukça kalabalık bir aile grubu ile birlikte sabah erken saatlerde çıktık yola İstanbul'dan. İstanbul'dan İğneada’ya yaklaşık 250 km lik yolun, son 60 kmsinin yokuş ve viraj oluğunu düşünürseniz, yaklaşık 3, 5- 4 saatte alabilirsiniz. Otobandan gidebildiğiniz gibi, geze geze gidelim derseniz biraz daha köy yolu tadında olan güzel memleketimin dandik yollarını da tercih edebilirsiniz. Tercih edersiniz etmesine de otoban 30 km daha uzun, biz daha kısa yoldan gidelim derseniz, kendinizi 50 km hızla gidebileceğiniz tangır tungur bir yolculukta bulursunuz.
İğneada’nın bence en büyük özelliği çok uzun kum sahili. Engin görünen dalgalı denizi ve tipik Karadeniz iklimi de yanına eklenebilecek iki özelliği. Küçücük henüz gelişmemiş bir köy. Bir tane otel var, sahilin göbeğine kurulmuş, köye hakim. Birkaç otel, motel bulabilirsiniz. Yazın köy halkı evini kiraya veriyormuş. Son dönemlerde iç turizm oldukça artmış. İstanbul’un havasından kaçan, oksijeni bol, kısa mesafe İğneada’yı tercih eder olmuşlar. Haftasonu kaçamaklarının ideal mekanı olmaya aday hale gelmiş.
Havası, Karadeniz sahili olmasından dolayı oldukça rüzgarlı. Yazın nasıl olduğunu sorduğumuzda, kimi bu kadar fazla rüzgar olmadığını, kimi belli olmadığını, bazen aynı bu şekilde rüzgar olduğunu söylüyor. Yaz tatili için seçim yapılacak bir yer olduğunu şahsen düşünmüyorum. Deniz tatili isteyenler için havasının belli olmadığı, her an yağabilecek, rüzgarı ve denizinin dalgası bol bir tatil, riskli olabilir. Hele ki, küçük bebeğiniz veya çocuğunuz var ise.
Yeme içme konusuna gelince. Denizi olan bir yerin balığı elbetteki taze oluyor. Lüks restaurant aramayın. Bildiginiz balıkçı restaurantları işte. Restauranta oturmamız ve balıkların masaya gelmesi arasında geçen zaman 1 saat. Sanırım istediğimiz balıkları önce yakaladılar, sonra temizlediler sonra da pişirdiler. Biz yedik, hiç kimse hani bana hani bana demedi. Henüz sezonun açılmamış olması tabii ki bunun en büyük sebebi. Ama ne isterseniz herşey var. En kötü gidip yan bakkaldan alıp sunuyorlar. Helva istedik, var abi dediler. Çocuk koştura koştura çıktı 2 dk sonra elinde helva ile girdi restauranta, dilimlediler koydular masaya. Müşteri memnuniyeti esas.
Öğle yemeğinden sonra Bulgar sınırına 12 km uzaklıkta olan Beğendik köyüne gittik. Bulgar sınırı ile arada bir ırmak var. Türkiye sınırında Türk bayrağı, Bulgar sınırında Bulgaristan tabelası. Ancak sınıra yaklaşmanıza asker izin vermiyor. En yakın koyun olduğu yere gidip isterseniz tenekede tavuk yiyebiliyorsunuz. Hiç Avrupa görmemişseniz, Bulgaristan’ı biliyorum ben gördüm diyebileceğiniz; yemin etseniz başınızın ağrımayacağı bir yer arıyorsanız burası ideal.
Deniz dalgalı idi bizim şansımıza. Dalgaların sesi tam bir dinginlik sağlıyordu, dalgalı benliğimize. Hele dalgaların sesinde uyumak, annemizden kalma ninniyi dinlerken uyumak gibi. Aldığınız temiz havadan olsa gerek, sabah dingin, dinç bir şekilde uyanıyorsunuz. Sabahın 7 sinde hava serin ama bir o kadar da güzel oluyor. Sahilde yapacağınız bir sabah koşusunun kendinizi yeterince iyi hissettirebileceğine ve İğneada’ya gitmenize değeceğine inanıyorum.
Yolunuz hiç düşmediyse, gidip görülesi bir yer. Hele yol boyunca geçtiginiz sık ormanların rengi görülmeye değer. Ama o güzelim ormanlardan sonra vardığınız köy biraz daha yeşil olabilseydi tadına doyum olmazdı. Yakın mesafeli, kısa zamanlı yolculukla, hiç değilse kafa dinlemek icin yine de tercih edilebilir bir seçenek olarak gezi defterinize not edebileceğiniz türden.
İğne ada neresidir? İğne ada ismi nerden gelir, merak edenler için linkini bir tık ötenize ekliyorum. Okumanızda fayda var. Buyrunuz. http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0%C4%9Fneada, _Demirk%C3%B6y