Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Gidiyordu ve biz bunu biliyorduk

Gidiyordu ve biz bunu biliyorduk
 

Kel Amca


Gidiyordu! Giderken haber vermişti aslında. Hiç kandırmaya çalışmadı bizi. Geri döneceğine ihtimal vermiyorduk. O da bize bunu hissettirmedi. Gidiyordu tam bir senedir. O’nun niyeti, gözlerini kendi isteyerek kapadığı bir uykuda sessiz sedasız gitmekti tahminimce. Bahar gibi bir havada, bir hamleyle üzerindeki ekoseli battaniyeyi savurarak "Biraz önce üşüyordum, şimdiyse hava ne kadar da yumuşak” demek istiyordu.

Son bir senedir, O’nunla aynı havayı teneffüs ettiğim her an bunu hissettim ben. Hiç bir zaman çok yakın bir ilişkimiz olmadı. Ama şu hayatta her zaman benim tarafımı tuttu. Bunu iyi biliyorum.

“Seni mutsuz edecek hiç bir durumun içinde kalmaya mecbur değilsin” dedi bana.Yarım yamalak da olsa O’na Evlatlık yaptığım ömrümde bana çok da fazla bilgece sözler sarfetmedi. Ama sanıyorum bu sarfettiği cümle hem benim her zaman arkamda olduğunu hem de kendimi hiç bir durumda çaresiz hissetmemem gerektiğinin mesajını veriyordu.

Baksanız çok fazla da fotoğrafımız yoktur bizim O’nla! Var olanlar içinde en çok sevdiklerim, kızımın doğduğu gün kulağına ismini fısıldayarak ettiği duadan sonra çektiğim fotoğrafı ve şimdiki Dereağzı Fenerbahçe Spor Klübünün yerinde biz çocukken olan lunaparkta dönme dolap hareket etmeden önce kardeşim, ben ve O’nun heyecanlı gülümseyişidir.

Bazı insanlar vardır hani. Hiç gideceğine ihtimal vermezsiniz. Ama aslında yoklardır da. Beni babam öyle bir insandı. Hep vardı. Ama varlığını hissettirmezdi. Gidişini de hissettirmedi bu sebepten.Belki kendi bile hissetmedi. Öyle huzurlu, öyle vaktinde, öyle acı çekmeden, öyle üzmeden. Geçen sene çocukluk arkadaşı gittiğinde Annemle helalleşti o! Babam o gün gitmeye karar verdi. Çıktığı yolun uzun olduğunu bile düşünmüyordu bence. O hesabını yapmıştı sanki. “Şu kadar uyusam, bu kadar nefesimi kullanırım. O da beni şu kadar idare eder” Matematiğe kafası tümüyle çalışan enteresan bir insandı. Son zamanlardaki unutkanlığı yaşlılığa bağlı olsa da ilkokul öğretmenin birinci sınıfta ona ne dediğini kelimesi kelimesine hatırlardı.

Çalışırken gittiği şehirlerde nedense hep enteresan insanlarla tanışır onlardan enteresan şeyler öğrenir sonra İstanbul’da memleketinden uzak birini bulur, oturur ona memleketini anlatırdı. Ben babamın Türkiye’nin tamamını tanıdığına inanırdım eskiden. Bütün dilleri bilir sanırdım. Bütün etnik dillerden en az 5 cümle bilirdi. Her taksi şoförü onu memleketlisi sanırdı. Onları kandırabildiğini gördüğünde yüzünde muzip bir gülümseme olurdu. Kürtçeyi bir kürt şivesiyle, lazcayı bir laz şivesiyle, rumcayı rum şivesiyle konuşurdu. Haliyle dinleyen ve onu tanımayanlar babamı, bir kürt, bir laz bir rum sanarlardı. Formül şuydu; 2 stratejik cümle söyle artı o yörenin en tanınmış ailesinin adını telaffuz et! Olay biterdi!

Bütün taksi şoförlerinin dostu, bizim yazlığın ve Kadıköy Marmara Bilardo salonun ustasıydı. Ona yenilenler yenilmekten bıkmaz, evden arkadaşını çağırır gibi; “Lütfü Amca! Hadi gel aşağı. Azcık yenilesimiz var” derlerdi! Balkonda yakalanmazsa salondayken bize “Uyuyor deyin yahu! Ay bıkmadılar yenilmekten” derdi.

Amerikadaki kuzenimin karısı ilk kez Türkiye’ye geldiğinde kızı omuzlarından tutup şöyle demiş; “Welcome to paradise!” Ben de bunu biraz önce Jodi’nin bana yolladığı epostadan öğrendim.

Sakindi! Bir sefer hariç bana bağırdığını bilmem. Güzel içerdi. Hem sigarayı hem rakıyı! Çalıştığı dönemde en az üç meyhane gezermiş eve gelmeden önce. Ama bir kez olsun bir taşkınlık yapmadı. Onun için rakı bir nevi ilaçtı! Grip olduğunda bir duble içer yorganı üzerine çeker ertesi gün de bişeyciği kalmazdı. Dublesi bildiğiniz dublelerden değildi. Vazo gibi bir bardağı vardı. Onun yarısına kadar rakı doldururdu! Rakı kadar da su! “Yav . Bir duble işte allah allah”derdi. Aslında o duble bir küçüğe denk gelirdi. Hepimiz bilir sesimizi çıkarmazdık. Annem bu rakı davasından o kadar bıkmıştı ki kardeşim ve benim içebildiğimiz tek alkolün rakı olduğunu öğrendiğinde tepkisi kötü oldu. “Ya madem içeceksiniz gidip vermut falan için” derdi. (Vermut? Klas kadın!) Benim rakı muhabbetlerine başlamam artık babamın rakıyı azaltmasına denk gelir. Hiç meyhane muhabbeti yapamadım bu yüzden onunla.

85 Yaşındaydı! 85 yıllık ömründe sadece fıtık ve katarakt ameliyatı oldu.Pirinç pilavı yerine hep bulgur yerdi. Annem ve kardeşleri ona çok iyi baktılar. Torunun gördü. İsmini kulağına fısıldadı. İnançlı ama asla yobaz değildi. Atatürk’e gönülden bağlı, tam bir Cumhuriyet insanıydı. Hiç bir düşüncemden dolayı beni yargıladığını, bana tepki gösterdiğini bilmem. Kendi kabuğumdan çıkmaya başladığım zamanlarda bir kez kavga etmiştik. Haklıydı haksızdı’ya girmeyeceğim. Anne olduktan sonra anladım ki bazen haklı olmadan da saçmalayabiliyor insan.

Ağlayamıyorum. Bir gün ağlayacak mıyım bilmiyorum. Bana bakanlara tuhaf geliyorumdur tahminimce. Ama ben O’nla vedalaştım. Canının yanmadığını biliyorum. Ben yoğun bakımda onu son gördüğümde yatakta oturmuş hasta bakıcılara laf yetiştiriyor, koca göbeğiyle dalga geçiyordu. Evdeki babam neyse aşağı yukarı hatta son bir senede gördüğüm en iyi baba resmiydi hastanedeki hali.. Dışardan bakıldığında sadece burnundan oksijen veriliyordu. İçerdeki fırtınayı onlar dindiremediler ama kalbi dindirdi.

Şimdi diyorum ki kendime; Acı çekmedi. Sağlıklı yaşadı! Aşırı bir el üstünde tutulma olmasa da hep sevildi, saygı duyuldu. Anlaşamadığı tek bir arkadaşım olmadı. Onun tek arkadaşı vardı. Fahir amca! Fahir Amca o kadar çok çekti ki hastalığından sırf moral olsun diye 84 yaşındaki babam ve 83 yaşındaki Tuna Teyze koluna girip Bahariye’yi çıkardılar ona! Kahveye götürüp tavla oynadı onunla! Fahir Amca gidince o da gitmeye karar verdi sanıyorum.

Galiba bütün bunların farkında olunca, zamansız gitmediğine inanınca, onun yarı yaşındaki hatta çok daha küçüklerin neler çektiğini ,ne belalarla uğraştığını görünce babama gülümseyerek el sallayabiliyorum ancak!

Güle güle git babam! O,Gittiğin yerde tanıdık tanımadık herkese selam söyle! Ağlayamadığım için pişman değilim. Sen de bana kızmıyorsundur. Neticede ben senin kızınım. Böyle olmayı biraz da senden öğrendim.

Huzur içinde gez oralarda!

Seni çok seviyorum.

Zeynep



 
Toplam blog
: 82
: 1186
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

İstanbul'da yaşanan tüm aşkların, tüm ayrılıkların, tüm özlemlerin, tüm nefretlerin, tüm eğlenceleri..