- Kategori
- İnançlar
Gizli hazineye yolculuk ! (1)

"Gizli bir hazine ( Kenz-i Mahfi ) idim, bilinmekliğmi istedim ey insan sende! " Divan-ı Mısri Niyazi 2
İnsan, evreni; Bu alemde göründüğü andan itibaren baş gözü (beş duyudan biri olan göz )ile gördüğü " madde," ve göremediği " manevi alem "olarak ikiye bölerek düşünmüştür. Manevi alem de, göremediğinden dolayı ötelerde, bilinmeyen bir yerlerdedir. Adem Peygamber'den günümüze kadar da gelmiş geçmiş tüm peygamber ve insan-ı kâmiller maneviyat aleminin uzakta olmadığını, fakat o alemin baş gözüyle değil, gönül gözü ile görülebileceği gerçeğini defalarca, tekrar tekrar anlatmışlardır. Yalnız, bu farkındalığı yaşamak, pek az insana nasib olmuştur. Oysa günümüzde bilimsel temeli olan çevrelerde bu iki alemin, birbirinden ayrı iki mekân olmayıp algılayanın, algılamasından kaynaklanan, aynı tek yapı olduğu farkedilmiştir. Şu ana kadar, bu farkındalıkla gelmiş olan kâmil insanlar bu hali, kendi uslüpleri ile anlatmış, hatta bu uğurda başlarını feda etmişlerdir. ( Hallac-ı Mansur gibi..) İnsan biyolojik bedeni ile madde aleminde gözle görülen, elle tutulan cisim olmasına karşın, aslında düşük ve yüksek frekansta titreşen başka bir boyuta da sahiptir. İnsan bedenine, elektromanyetik ışınım biçimi olan, boşlukta yol alıp bazı maddelerin içinden geçen "x " ışını ile baktığımızda iskelet sistemi ve iç organlarımızı görebiliyoruz. Yani bedenimizin içine bakabiliyoruz değil mi? X ışını boyutunda bedenin bazı katmanları görünmez oluyor. Eğer gözümüz x ışını özelliği taşısaydı, alem şu an gördüğümüz gibi olmayacaktı. İskelet halinde gezen varlıklarla, karşı karşıya gelecektik. Düşük frekanslı bilinç halimizle, günlük yaşantımızı sürdürürken, beynin tanımlayamadığı dalgaları itibarı ile yüksek frekanslı bilinç halleri, bizde gizli olarak her an mevcuttur. Şöyle ki, kendini iyileştiren doktora gıpta ile bakarak, doktor olmak isteyen bir çocuk düşünelim. Çocuk şu an doktor değildir ve olamaz da. Fakat kendinde, özendiği doktor olma potansiyeli örtülü olarak mevcuttur. Belli eğitim seviyelerini aştıktan sonra, o da yetkin bir doktor olabilecektir. Zihnimiz, insanda var olan yüksek frekanslı bilinç hallerini, beş duyumuz aracılığı ile böler, parçalar ve varlıklar olarak düzenleyerek, gündelik düşük frekanslı bilinç halleri şeklinde kişinin dünyasında açığa çıkarır. Zihnimiz başı boş kaldığı zaman düşüncelerimiz gelişigüzel bir şekilde, geçmiş anılar, gelecek kaygıları, korkular, Ahmet, Mehmet, Ayşe ... O ne yapmış, bu ne demiş? Acılar, sevinçler raksetmeye başlar. Biz de onlara kendimizi kaptırır, gözümüzü kırpmadan ağzı açık budalalar gibi seyreder dururuz. Eğer zihnimize bilinçli bir müdahalede bulunmazsak, bu tekrar eder durur. Tıpkı doktor olmak isteyen çocuğun, zihninde çizdiği resimde kan, ameliyat, ceset kavramları var olmaya başladığı an, isteğini yavaş yavaş unutmaya başlaması gibi.
Şimdi varolan doktor olma potansiyelini, korkularıyla örter, taaa ki yok sayana kadar. Bu hal zamanla, içindeki arzuyu yutup yok eder. Öyle değil midir? Çocukluğumuzda mutlaka doktor olmak istemişizdir. En azından çoğumuz. Fakat, sadece bazılarımız bu isteği gerçekleştirebildi. Eğer, korkuları ile arzusunu körelttiği bir dönemde, yetkin bir doktor tarafından bilgilendirilip, bu mesleğe özendirilmeye başlanırsa, içindeki potansiyel güç yok olmadan, amacına ulaşabilir. İnsan da başıboş zihnini, kontrol altına alabilmeyi öğrenirse, günlük bilinç hallerinden, zaten kendinde gizli olarak mevcut bulunup ama farkında olmadığı, yüksek bilinç hallerine geçiş yapabilmektedir. Bu geçiş, her insan için geçerlidir. Bu alemde, hiçbirimiz diğerinden üstün değildir. Farkımız, sadace farkındalığımızdır. Yüksek bilinç hali, tıpkı toprağın altında gizlenmiş hazine gibidir. Hazinenin görünür olması, önce varlığından haberdar olunması daha sonra onu bulup çıkarma arzusu ve toprağı kazıp çıkarmak için yapılan çalışmalara bağlıdır. Günümüzde bilimin ilerlemesi sayesinde gelişigüzel hazine aranmıyor değil mi? Metali algılayan özel aletler yardımı ile kolayca hazinenin yeri tespit edilebiliyor.
İnsan beyni de geliştikçe, ilim genişlemekte,( kap, büyüdükçe aldığı su miktarının artması gibi) Yirmi yıl önce bu söylenilenleri pek az kişi anlıyorken, bugün çoğumuz rahatlıkla algılayıp, itiraz etmiyor. Kuran-ı kerim 'deki ayetlerdeki sembolik anlatımların örtüsü kalkıyor, hakikat olanca açıklığı ile görünür oluyor. Aslında, ayetler o gün nasıl ise, bu gün de aynen taptaze varlığını sürdürüyor ve sürdürecek de. Değişen ve gelişen, zihnimizin elverdiği ölçüde sembol dilini çözüp, ortaçağ karanlığından sıyrılarak, kalın perdelerden kurtulmaya çalışan insandır. Sadece ayetlere bakan göz, x ışını mesafesinde bakmayı öğrenip, ayetleri algılama halimiz değişmeye başlıyor. Daha önce defalarca okuyup anlayamadığımız ayetlerin hikmet sırları çözülmeye başlıyor. Peki o zaman, perdeleri nasıl kaldırıp, ilahi ışıkla nasıl aydınlanacağız?