- Kategori
- İnançlar
Gizli hazineye yolculuk ! (2) Namazın büyüsü !!

Her gün sıcacık yataklarımızdan kalkıp, işe gidiyoruz neden? Bu dünyada hayatımızı devam ettirebilmemiz için gerekli olan "para" kazanıp, yeme, içme, giyinme gibi ihtiyaçlarımızı karşılamak için . Amacımız, işi var çalışıyor, desinler diye değil , aksine emeğimizin karşılığını alamadığımız takdirde terkediyoruz değil mi? Peki ruh bedenimizi nasıl doyuracağız? Hayvanlar alemi de fiziksel bedenini doyuruyor, ürüyor ve yaşamını sürdürüyor. Öyleyse insan olarak bizler farklı ne yapmalıyız ki hayvanat mertebesinden, insanat mertebesine çıkabilelim. Dinler, sistem ve düzen gereği ibadet adı altında toplanan bir takım çalışmaları teklif eder. Bu çalışmalar, insanı gerçek amacına ulaştıracak araçlardır. İslam dininde en önemli araç NAMAZ dır. Namaz esasen, kişinin özünde mevcut olan yüksek frekanslı bilinç hallerine yönelme olayıdır. Mümkün olduğunca dış dünyadan soyutlanarak, tam bir konsantrasyon ile okunan duaların manalarını ruha yükleme metodudur. HZ. Muhammed'in " zorlaştırmayın, kolaylaştırın " demesine rağmen ibadetler aslından, ruhundan uzak abartılı mekanik olarak yapılan filler olarak algılanmakta. Yapılması istenen bu çalışmalar, Allah'a yaranmak için borç ödeme olarak anlaşılıp, bir yük gibi görülmesi sonucunda insanlar, ya namazdan uzaklaşmakta ya da cehennem korkusu , toplum baskısı veya alışkanlık edinmiş olmaları nedeni ile bilinçsizce yerine getirmekte. Hal böyle olunca da namaz esas amacından uzaklaşıp, adetlere dönüşmektedir. Tıpkı para kazanmadan, çalışıyor desinler diye işe gidip gelen insanların hali gibi. Oysa namaz, şuursal bir teslimiyet ve konsantrasyon içinde zevkle, canla, başla yapılan bir tür boyut değiştirme ve o boyutun yaşamını seyretme halidir. Çünkü namaz, düşük frekanslı bilinçden, yüksek frekanslı bilinç haline (tek olana ) yükselmektir. Peygamberimiz bu yüzden namaza çok önem vermiş ve bu ibadetleri zevk alarak yapmıştır. " Namaz, dinin direğidir." "Namaz, mümin'nin miracıdır. " ifadeleri ile konunun önemine dikkat çekmiştir. Namaz, bilinçsizce tefekkürden uzak bir şekilde takliden yapıldığında zoraki bir hizmet olur. Beyin, sadece bedensellikte, düşük frekanslı bilinç hallerinde kalıp, üst bilince geçiş yapamadığından kişinin kıldığını zannettiği namaz, amacına ulaşamamakta. Bu da Kur'an-ı Kerim'de " yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar gösteriş yapanlardır. Ve hayra da mani olurlar ( MAUN/4-7 ) " ayeti ile ifade edilmektedir. Herşey varoluş şekli ve programı ile Allah'a teslim olarak yaratılmıştır. Tüm varlıklar, rıza içerisinde programlarına tabi olarak yaşarlarken, insan aklı, düşünceleri, niyetleri ile bir sonraki olumlu ve olumsuz ANlarını oluşturan varlıklardır. Çünkü, insan yeryüzünde halife (rab) olmak için yaratılmıştır. İnsan Rab işlevi ile madde aleminde halifedir. Yani Allah'ın tüm manalarını (esmalarını) kullanabilme yetisine sahiptir. Bu yetilerin noksansız olarak ortaya çıkması ise öngörülen ibadetleri (namaz gibi) huşu ile riyadan uzak, çokluk bilincinden, özümüzde mevcut olan teklik bilincine yükselmekle olur. Yeryüzünde Allah'ı hayalinde zannettiği gibi arayanlar onu bulamazlar. Çünkü Allah, bu alemde insanda gizlenmiş, varlık örtüsüne bürünmüştür. Allah her zaman insan üzerinden konuşmuş, bütün mesajını insan olarak vermiştir. Bu bazen bir nebi, bazen rasul bazen de velidir. Bu kâmil insanlar bedensel varlık örtüsü altındaki gerçeği farketmiş, gönül gözü ile görmüş ve farketme yollarını diğer insanlar ile paylaşmışlardır. Unutmayalım ki insanı insan yapan, varlık (benlik) örtüsü altındaki hakikati (tek) gören gözdür.