- Kategori
- Gündelik Yaşam
Göçebe

Eskiden nerelisin diye sorduklarında ne cevap vereceğimi bilemez anneme sorardım:
-Anne biz nereliyiz?
-Türkiyeliyiz yavrum.
Doğum yeriniz başka, yaşadığınız şehirler başka başka ve esas köklerinizin olduğu o hiç görmediğiniz şehir başka ise kafanız biraz karışıyor. Ben doğduğum yeri söylemekle işin içinden çıkardım.
"Edirneliyim" derdim. Ama oradan da 4 yaşında ayrılmışım.
Babanız asker veya polis ise, hayatınız o şehir senin bu şehir benim dolaşarak geçmiştir. Büyür meslek sahibi olursunuz sizin de bir yere tayininiz çıkar, bir de evlenirsiniz, o da gezici bir işte çalışıyorsa bu Evliya Çelebi’lik durumları devam eder gider.
Güzel tarafları da yok değildir. Değişik şehirler, insanlar, kültürler tanırsınız. Yemek kültürünüz ve Türkçeniz çeşitlenir, Türkiye yi ve insanları tanımış olursunuz. Ama gittiğiniz ve yaşadığınız yer geçicidir bilirsiniz. Oranın toprağına kök salamazsınız, bir türlü ait olamazsınız oraya, hep yarım kalır, arkadaşlıklarınız, komşuluklarınız. Oraya ait bir geçmişiniz yoktur, bir gelecek te kuramazsınız gideceğinizi bilerek.
Bir arkadaşımla gezerken geçen gün, onun ilkokul öğretmenine rastladık yolda. Her bayram zaten görüşüyorlarmış. Öğretmeni Emine ile Suzan’ı sordu, bu bayram gelmemişler. Onun gözünde hala küçük öğrencileri.
İnsanın 40 yıl sonra bile ilkokul öğretmeniyle buluşması ne güzel bir şey diye düşündüm. Ben ilkokulu iki ayrı şehirde okudum. Denizli ve Kütahya’ da. Denizli de Müftü Ahmet Hulusi İlkokulunda başladım. Öğretmenim Nuran Yıldırımdı. Kütahya’daki öğretmenim ise Ahmet Kizen. Onları ziyaret etmeyi ellerini öpmeyi ne çok isterdim. Herhalde beni hatırlamazlar bile. Ya çocukluk arkadaşlarım. Kimbilir nerededirler.
Bir ülkeye, bir şehre, bir bölgeye ait olmak, o şehrin, bölgenin veya ülkenin kültürü, insanı, doğası, tarihiyle bütünleşmek, aidiyet duygusunu yaşamak istiyor insan, kendi ülkesinde olsa bile.
Yurt dışında yaşayan kişileri anlamaya çalışıyorum. Ve oraya yerleşenleri . Bence hiç kolay değil, hep bir şeyler eksik gelir herhalde insana. Yaşam standardı ne kadar yüksek olursa olsun, ne kadar güzel olursa olsun, yabancı bir ülkede sürekli yaşayamayacağımı düşünürüm.
İnsan yaşadığı bir yeri neden sever? Veya neden bir yere ait olmak ister?
Burada hemen aklıma Yılmaz Erdoğan ın "Vizontele" filmi geldi. Belediye başkanı onca mahrumiyet içerisinde yaşadığı şehri sevdiklerini anlatıyor ve şöyle diyordu: "Bir yeri seversen orası dünyanın en güzel yeridir. Dünyanın en güzel yerini sevmezsen, orası dünyanın en güzel yeri değildir".
Cevap burada gizli galiba. O yaşadığın şehirde, geçmişin, kültürün, anıların, dostların, ailen, sevdiklerin varsa o şehri seversin , oraya ait olduğunu hissedersin ve orası dünyanın en güzel yeridir. Aksi durumda hep yabancısındır.
1979 da geldim.1983 yılında başlayan 9 yıllık mecburi ayrılıktan sonra tekrar kavuştum İzmir’e. Ben artık buralıyım, buraya aitim. Dostlarım sevdiklerim ailem burada, anılarım da, geleceğim de.
Resihttp://www.bayanlar.net/izmir.resimleri.htmm: