- Kategori
- Kültür - Sanat
Gölgelerin boyu insanların boyunu geçti!

Bilgi mazidir, hikmet ise istikbal.
Bugün yaşam felsefesini sevdiğim Kızılderililerden bahsetmek istiyorum.
Herşey 1492'de Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfiyle başladı. Tanrı adına çıkılan yol, bir ulusun yok edilmesiyle son buldu. Toprakları ellerinden zorla alındı. Yaşam biçimleri , inançları zorla değiştirildi. Ve bütün bunlara itiraz edip baş kaldırdıkları için de beyaz adam tarafından "vahşi" ilan edildiler. Mutlaka vahşi olmalılardı elbet tüm dünyaya karşı yaptıklarını meşru göstermek için.
Oysa bu insanlar doğayla barışık, güneşe ve aya saygı duyan, toprağı, ağacı, kuşu, kurdu dinleyen ve koruyan kısacası yaşadıkları bu dünyayı, varolan her canlıyla birlikte algılayan ve yazık ki "vahşi" kelimesinden bi haber olan insanlardı. Vahşiliği ilk kez beyaz adamdan öğrendiler. Önce yüzlerine dostça gülen ardından bir takım belgeler imzalatarak toprakllarından zorla uzaklaştırılan bu insanlar, vahşiliği öğrenmeye başlıyorlardı beyaz adamdan.
Dağların, vadilerin özgür ruhlu insanları çöllere hapsedildiler. Topraklarını terk edip beyaz adamın belirlediği çorak arazilerde yaşamaya mahkum edildiler. Birçoğu bu çetin mücadelede hayatını feda etti. Geriye kalanlar hala kendi kültürlerini inatla koruyarak yaşamaya çalışıyorlar. Ancak beyaz adamın gözü hala doymuş değil. Zorbalığını, bu azınlıkların kültür birikimlerini, kimliklerini baskın doku ve yapı içinde eriterek yok etmeye devam ediyor. Bunu da "Çağdaşlaştırma" adına üstün bir görev ile yapıyor.
Fakat ne acıdır ki, beyaz adam ürettiği ürünlere yok ettiği insanların isimlerini vermekten de geri kalmıyor. Tıpkı arabasına CHEROKEE , ayakkabısına NİKE , helikopterine APACHE isimlerini verdiği gibi.
"Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir." ( Kolomb'un Günlüğü'nden )
"Onlara kılıçlarımızı gösterdik. Keskin demir silahları ilk kez gördükleri belli. Kesmenin ne demek olduğunu bilmediklerinden, bazıları kılıçların keskin tarafını tutunca ellerini kestiler.... Bu insanlar ne herhangi bir mezhebe, bağlılar ne de puta tapıyorlar. Kötülüğü tanımıyorlar, birbirlerini öldürmüyorlar. Hiç silahları yok. Son derece sade, dürüst eli açık insanlar. Herhangi birinden sahip olduğu herhangi bir şey istenince hemen veriyorlar. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar öldürmüyorlar. Dünyada onlar kadar tatlı dilli cana yakın insanlar yoktur. Her zaman gülüyorlar..."
Bu itirafları yorumsuz bırakıyorum...