Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Temmuz '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
65
 

Gölün kenarındaki adam (3) Bojidar Çipof

Gölün kenarındaki adam (3) Bojidar Çipof
 

(Öncesi var)
 
Adam; evinin kapısını usulca açtı. Kapı kilidinin sesi ona adeta gök gürültüsü kadar yüksek geldi. Sanki kendi evine girdiğini, kendisinin de duymamasını istiyor gibiydi. Yol boyunca araba lastiklerinin, motorla özdeşleşerek kulağında hâlâ süregelen uğultusundan kaçmak mı istiyordu? Usulca içeriye girdi ve yine usulca kapıyı içeriden kilitledi.
 
Evindeydi o...
 
O kadar kilometre, o kadar hızla geçilen şehir ve nihayet sonunda evindeydi… Derin bir nefes aldı ama nefesini bırakırken dahi sessizce bırakmaya özen gösterdi. Yemek yese miydi? Buna çok da emin değildi ya! Karnı aç mı tok mu onu da zaten hissetmiyordu. Gözüne salondaki camekânda bulunan çifte kavrulmuş lokum kâsesi takıldı. Kristal kâsenin kapağını açarken de aynı özenle ses çıkarmamaya çalıştı. Bir tane daha, bir tane daha derken kâsenin sonu göründü. Bu akşamlık yeme güdüsünü ya da ihtiyacını şekerle bastırmıştı. Miskin miskin düşünerek banyo yapıp yapmamaya karar vermeye çalışıyordu. O şehirdeki otelde geçirdiği gece gibi... Kendine bir ivme vermeye kaslarını harekete geçirmeye gerekli beyin komutunu vermeye çalıştı. Ve yaptı da! Aniden fırlayarak banyoyu doldurmaya kalktı. O çok sevdiği banyo jellerinden suya döktü.
 
Küvete girdiğinde köpükleri;  yolda araba kullanırken solunda kalan denizin azgın dalgalarına benzetti ve gülümsedi. “Ne garip bir adamım ben yahu” diye içinden söylendi. Mis gibi kokuların yayıldığı küvette uzanmışken “evimi özlemişim” diye de düşündü. Yolculuğu ve gittiği şehri aklına getirmemeye çalışmasına karşın, son benzin aldığı istasyondaki satıcı aklına takıldı. Çünkü adam ona garip garip bakmıştı! Belki de yüz ifadesi adama tuhaf gelmiş olabilirdi.  Ya da derinlerindeki acıyı görmüştü adam… Kendi kendine gülümsedi ve “gerçekten tuhaf bir adamın ben” diye içinden yineledi.
 
Sıcak su ve güzel kokulu sabun köpükleri arasında, yine aklına düşünceler gelmeye başladı. Oysaki kendini artık germemeye karar vermişti… Düşünceleri kafasından uzaklaştırmak için kendine baskı yapıyor ve bunun sonucunda ise onda stres oluşuyordu. “Yarın soğuk ve kasvetli bir gün olmasın ne olur” diye içinden geçirdi.
 
Yarın;  kendi dünyasına adım atar atmaz aslında bu yolculuk ve o şehri unutacağını çok iyi biliyordu. “Ya gece eve döndüğümde?” İşte bu sorunun cevabı kendisine kalmıştı. İşleri oluruna bırakmayı ve bunda öte hiçbir şeye takılmamayı yolda kendine hedeflemişti. Zira yaşam; anlık ve saman alevi gibi parlayıp sönen o kadar çok olay, unsur, vaka ya da her neyse işte içinde barındıran, bazen mutluluk dolu, bazen kaotik anlarla dolu bir süreçti ve o da bir yaşam döngüsü ile hızla akan zaman nehrinde evinin küvetinde yıkanmakta olan bir adamdı.
 
Yolculuk boyunca o kadar rutin ve tepkisizdi ki. Hani şöyle kalbini çarptıracak bir an da olsaydı ne güzel olurdu. “Olmadı işte” dedi “ya da olmasını istemedim.” Birden ev telefonu acı acı çalmaya başladı. Bu saatte kim olabilirdi ki? Açmadı! Telefonun sesi çaldıkça ona yol boyunca gördüğü martıların acı çığlıkları gibi ürpertici geldi. Ona şu anda gereken sessizlikti ve “keşke telefonun fişini çekseydim” diye düşündü. Çok şükür ki bir daha telefon çalmadı.
 
Uykusu yine yoktu ve bir bardak kırmızı şarap alarak çalışma masasına oturdu. Masadaki sümeni amaçsızca açtı kapadı. Sabit gözlerle masaya baktı, zaten yapacak bir iş de yoktu ki. Ya yarın? Onu da şimdi düşünmek zorunda değildi. İş hayatına girmeye görün. O hızlı tempoda, bazen ne güzel anlar yaşanır, bazen ise çokça dayak yemiş bir boksörün, uyuşmuş yüzü gibi hissiz ve duygusuzca, iş yaşamının attığı kroşelerden korunmak zorunda kalır kişi ve zaman akar. Hatırlanmaması gerekenler de hatırlanmaz ya da hatırlanma ötelenir.
 
Büyük bir yudum şarabı ağzının içinde gezdirdi. Fazlaca genzinde tuttuğu buruk şarap; ağız içi mukozasını hafifçe uyuşturdu. Daha büyük bir yudum aldı ve bu kez aynı işlemi kadeh bitesiye tekrar etti. Yarın işyerinde, nereye gittiğini kimseye söylemeyecekti o...
 
Sanki içinde bir utanç dalgası kabardı. Neden peki, utanacak ne yapmıştı ki? Öylesine bir seyahat... Sadece bir seyahatti onun yaptığı...
 
Aslında işyerinde ve çevresinde, nereye kaybolduğunu soracak meraklılar da vardı. Onlarla dalga geçmeyi ve “ben şu şehre gittim, bir gece yattım ve geri geldim” demeyi düşündü. Nasılsa inanmazlar ve başka sorularla irdelerlerdi nerede olduğunu.
 
Evet, bu iyi bir fikirdi. Bazen sır vermemek için doğruyu söylemek çok daha faydalı olur. Zira nasılsa inanmazlar ve dalga geçtiğini sanırlar. Güzel fikirdi bu... Ben “falanca şehre gittim ve geldim.
 
Bezgin bir duygu ta alttan yukarıya doğru sanki içinde yükseldi. Yeni bir hafta ve bir sürü sorun ve de soru onu bekliyordu. Aynaya baktı ve gözlerinde kararlılık gördü. Ne kadar yüzüne baktı o aynada farkında değildi. Susarak geçirilen anlar... Kendini dinlediğin anlar...
 
Kendini tanıdığı anlar aktı gitti... Evet, o kendini çok iyi tanıyordu. Kendini tanımak ve bilmek güzel bir duygudur ya da yetidir ve kibirle de alâkası yoktur. Kendini tanımak gerçekten çok önemlidir…
 
O; kendi yeterliliğinden son derece emindi. O; kendini hiç hayal kırıklığına uğratmamış ve kendi başını hiç yere eğdirmemişti. O; oydu ve aynada olan da oydu. Zaten aynada salt kendini görürsün ve sende olmayan, içinde olmayan bir erdemi, yetiyi ya da özelliği orada göremezsin. Aynada olan sadece sensin... Kendin...
 
Zayıf olmak ne kadar kötüdür. Donuk bir gözle aynaya bakarak “ben zayıf değilim” dedi. Değildi de... Her beşeri insan gibi, içinden gelen duyguya gem vurmak istememiş ve yola koyulmuştu. Amaç gitmekti ve o da gitmişti. Başka amaç da vardı ama son anda vazgeçmişti.
 
Neden peki? Herhalde önündeki günlerde bunun iç hesaplaşmasını, kendiyle yapacak ve sonunda doğru davrandığının sentezine varacaktı.
 
Bu gece uyuyacağım” dedi. Evet, bu gece hakikaten uyuyacaktı! Çünkü aynada çok dingin de olduğunu fark etti. Ne kadar çok çelişkiyi bir arada yaşıyordu... Aynen yaşam gibi...
 
Tamam!
 
Çelişki yok!
 
O dingindi, mutluydu, zira kendi iç hesaplaşmasını yapmıştı ve artık emindi. Yatağına, bu kez kendi yatağına uzandı. Tavan ona eskisinden ya da olduğundan daha yüksek geldi.
 
Uykuya; bir daha o şehre ne sebep olursa olsun kesinlikle gitmeyeceğini düşünerek daldı.
 
Adam uyudu...
 
(Devam edecek)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 336
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 616
Kayıt tarihi
: 29.01.10
 
 

Araştırmacı yazar BOJİDAR ÇİPOF: 1953 yılında İstanbul'da doğdu. Ailesi; Ege Makedonyasından İsta..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster