- Kategori
- Güncel
Görünmeyen yüz göründü mü utanç başlıyor

Hatırlar mısınız bilmem?
Hani geçtiğimiz yıllarda bir “Malatya Vahşeti” yaşamıştık.
Malatya Çocuk Esirgeme Kurumundaki vahşetti izlediklerimiz.
Uzunca bir süre aynada yüzümüze bakamamıştık.
Başımız önde ayna karşısına geçmiştik.
Çünkü o kurumda yaşanan dramın sorumlusu bütün bir toplumduk.
Televizyon ekranları dönüp dönüp bu kurumda yaşanan dramı gösteriyordu.
Tekrar tekrar izliyorduk.
Yüreğimiz sızlıyordu.
Küçücük çocuklara yapılan vahşete tanık oluyorduk.
Görüntüler yüzümüze şamar gibi iniyordu.
Bir taraftan utanıyorduk.
Diğer taraftan lanetler okuyorduk.
Günlerce konuşuldu.
Gösterildi.
Unutuldu.
Ve her şey gündemden düştü.
Bu ülke insanı şunu çok iyi biliyor.
“Bu ülkenin görünen yüzü dışında en fecisi görünmeyen yüzüdür”.
Evet.
Bu cümleyi çok iyi biliyoruz.
İçeriğini de.
Ve o görünmeyen yüzü arada bir görünür hale gelince irkiliyoruz.
Bir tuhaf oluyor ruh dünyamız.
Utanıyoruz.
Kızarıyoruz.
Apar topar yaşananları toplumun gündeminden düşürmenin yolları aranıyor.
Unutuluyor.
Unutturuluyor.
“Malatya Vahşeti”ni de unuttuk.
Sahi, SHÇEK’in durumu ne alemde?
O gün bu gündür bu kurumda nasıl bir gelişme kaydedildi?
Doğrusu kamuoyuna yansımış tek bir bilgi yok.
Olumlu veya olumsuz fark etmez.
Şimdi efendim, Sarah Ferguson denen düşes hanımefendi geliyor ve zihinsel engellilerin bulunduğu merkezlerde gizli çekimler yapıyor.
Bir vahşeti çekiyor düşes.
Bir dramı kamerasına kaydediyor.
Bunları ülkesinde yayınlayacak.
Ve bu görüntüler dünyaya yayılacak.
Hükümet strese girmiş.
“Al başına belayı”.
Hem de seçim arifesinde olacak şey midir?
Neyse efendim.
Devlet Bakanı Nimet Çubukçu hanımefendi mevkidaşına bir mektup göndermiş.
Ve bu görüntülerin basına yansımasının engellenmesini istemiş.
Şayet böyle bir istek varsa, tam bir skandal.
Tam bir aymazlık.
Basından okuduğumuz kadarı ile böyle bir isteğin olduğundan bahsediliyor.
Başkaca bir şey bilmiyoruz.
Güya Sarah Ferguson “Kendisine sağlanan misafir perverliği ve sağlanan güven ortamını suistimal etmiş”.
Bu cümle için söylenecek çok fazla söz yok.
Gizleme çabası.
Sansürleme.
Sorunları çözmek yerine kamuoyundan saklama.
Alıştığımız şeyler oldu.
Dedik ya “Bu ülke yetkililerinin en iyi başardıkları, becerdikleri şey sansür!”.
Yok yok.
Yanlış düşündüm.
O işi de beceremiyorlar.
Her dem bir pislik çıkıyor ortaya.
Şimdi de dünyaya rezil olmayalım diye görüntüler basına yansımasın diplomasisi kuruluyor.
Ankara rahatsız olmuş.
Ankara rahatsız olacağına bu gibi sorunları çözüverse ya?
Bu gibi kurumları öncelikli sorunu addedse ya?
Başbakan kapalı kapılar ardında rafineri arazisi pazarlıklarına gireceğine, lütfedip de bu ülkenin sözüm ona sosyal kuruluşlarını ziyaret etse ya.
Bu kurumlarda nelerin döndüğüne bir göz atsa ya.
Neyse.
Göz atsa ne, atmasa ne.
Her şey ortada.
Ortada olanı çözmek yerine, ortada olanı, orta yerden kaldırma gayreti ve telaşı değil mi bu ülkenin en ciddi sorunu?