- Kategori
- Güncel
Görünmez nefret duvarları

Bugün Türk olsun, Kürt olsun, hangi oluşumdan gelirse gelsin, bu ülkede gerginliği arttıracak söz ve eyleme girenlerin vebali ağırdır, tarih önünde ağır biçimde yargılanacaklardır, buna eminim.
Yaşar Kemal
Yaşar Kemal yaptığı yazılı açıklamada medya mensuplarından son günlerde gelen sorulara yazılı bir açıklama ile cevap vermek istediğini belirterek İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın birkaç gün önce kendisini ziyaret ettiğini hatırlattı.
Yaşar Kemal açıklamasında şunları kaydetti:
“ Birkaç gün önce Prof. Beşir Atalay ziyaretime geldi. Kendisi ile tanışmak ve yıllardır tekrarladığım düşüncelerimi paylaşmak fırsatım oldu. Türkiye’ de akan kanın durmasına ve çağdaş bir demokrasiye ulaşılmasına en büyük engelin çözümü için içten ve akılcı her yaklaşımı saygı ve şükranla karşılarım.
Bu yaşıma kadar yaşadıklarım, gördüklerim ve yazdıklarımla nerede durduğumu bilen herkes sadece ve sadece kendi vicdanımı temsil ettiğimi, sadece ve sadece kendi vicdanımın sözcüsü olduğumu iyi bilir.
Israrla bıkmadan usanmadan söylemeyi sürdürdüğüm şu inancım da bilinir ya, tekrar edeyim:
Her toprak doğasıyla ve kültürüyle zengindir. İnsan olarak gücümüzü yaşadığımız toprağın zenginliği, çeşitliliği verir. Dünya 1000 kültürlü bir çiçek bahçesidir. Bu bahçeden bir tek çiçeğin yok olması Dünyadan bir rengin yitmesidir. “
Yaşar Kemal medya mensuplarından “ 1 Eylülde düzenlenecek mitinge katılıp katılmayacağı “ yönünde sorular geldiğini de belirterek,
“ Ne yaşım ne sağlığım artık mitinglere katılmama uygun. Ancak şunu söylemek isterim: Bu gün Türk olsun, Kürt olsun, hangi oluşumdan gelirse gelsin, bu ülkede gerginliği arttıracak söz ve eyleme girenlerin vebali ağırdır, tarih önünde ağır biçimde yargılanacaklardır, buna eminim. “ dedi.
***
Ortalık güllük gülistanlık gibi davranmak sadece kandırmaca.
Doğuda da batıda da analar yitirdikleri evlatlarının ardından ağlamaya devam ediyor. Gündüz, kalabalıkların önünde ne derlerse desinler, geceleri odalarında oğullarının ardından dua ediyorlar ağlayarak. Ve beddua ediyorlar kendilerince sorumlu gördüklerine.
Acı azalmıyor. Yoksa 20 yıl geçmesine karşın o kadıncağızın hasta olmadığı her gün oğlunun mezarının başında ne işi olur ki ?
Acı büyük. Yok sayılamayacak kadar büyük.
Ve acı büyürken dalga dalga nefret duvarları yükseldi doğuda da batıda da. Gözle görülmeyen ama hissedilen nefret duvarları.
Bu akan kanın durması lazım artık , başka annelerin ağlamaması için.
Bu kanın durması gerek diyen herkesin de çok özenli yaklaşması lazım konuya . Siyasilerin rant beklentisi olabilir, bir anlamda normaldir bu. Ama unutulmaması gereken husus çok özenli ve çok saygılı yaklaşmak gerektiğidir. Çünkü nefret duvarlarının aşılması için asıl muhatap analardır. Türk ve Kürt analar .
***
Hiçbir anne çocuğunun kendini riske atmasını istemez, anneliğin doğası korumacıdır. Kendi ölçülerine göre iyi kazanmasını, iyi yaşamasını, evlenip barklanıp çoluk çocuk sahibi olmasını ister. Batıda da doğuda da ve her yerde bu böyledir.
Çocuklarının özgür tercihi ya da baskı nedeni ile dağa çıkmasından ben herhangi bir Kürt annenin samimi olarak mutluluk duyduğuna inanmam mümkün değil.. Sadece engel olmaya gücü yetmemiştir. Ve evladını yitirdiği zaman da ettiği bedduaların arasında gene eminim ki kendince çocuğunun aklını çeldiğini düşündüğü kişiler de vardır.
Hangi anne askere uğurlarken oğlunu içi titremeden yollamıştır ki bu güne değin. İçinden böyledir dışı ne derse desin.
Askerlik yürürlükteki uygulamaya göre zorunlu. Farklı davranmak isteyenler olabilir ve askerlik yapmayı reddedebilirler. Bu onların bireysel davranışı ve bana göre demokrasi anlayışımız bu tarz bireysel retçiliği de kapsamalı. Ama genel uygulama zorunlu askerliktir. Yaşı gelince her ana baba oğlunu askere uğurlar. Kimi 1 ay gider, kimi 18 ay ..Kimi Fenerbahçe orduevine gider, kimi Şırnak dağlarına. Elbette kayırma, kollama, adamını bulma gibi nedenlerle yakınmalar olmuştur, olmaktadır.
Ama delikanlılar sonuçta yaşları gelince, askere gider. Bu delikanlıların bazıları ne yazık ki geriye canlı dönemez ve yürek dağlayan manzaralar yaşanır cenaze törenlerinde. Pek çoğu da hatta tek başına yaşantısını sürdüremeyecek kadar ağır yaralanarak, sakat kalarak döner geriye.
***
Bir tarafın yas tuttuğu günlerde diğer taraf bayram yaparsa nefret duvarları yükselmeye devam eder.
***
Eğer süreçten beklenti toplumsal barışa ulaşmaksa karşılıklı hassasiyetler önemli. Bu gün yaşayan hiçbir sıradan insan ne 80 yıllık uygulamalardan sorumlu tutulabilir, ne de yapılan eylemlerden..
Eğer barışa ulaşmak için bir şans var ise bu olanak sonuna kadar zorlanmalıdır. Kimin siyasi kazanç elde edeceği kaygısı taşınmadan birlikte barışık yaşamanın şartları zorlanmalıdır. Bu süreç desteklenmelidir. Karşılıklı kabul edilebilirliklerin tartışılacağı bir süreç elbette. Ama barışa özlem belirtilmelidir.
***
Bu süreçte özellikle sivil toplum kuruluşları ve bireylerin kanımca mutlak sakınmaları gereken ise
“ Yanan ateşe odun atmamak " olmalıdır .
Soyut sloganlardan ibaret olmayan, arkasında kan ve gözyaşı bulunan bu süreçte, eğer barış için cılız da olsa bir ışık görünmüşse uzakta, yaşamı savunmak adına hiçbir şey yapmayacaksak o zaman susabilme sorumluluğunu göstermeliyiz.
V e e ğ e r m ü m k ü n s e B a r ı ş a d u y u l a n ö z l e m i d i l e g e t i r e l i m...
“ Ben haklıydım, sen haksızdın” gibi, bizatihi içerisinde politik üstünlük sağlama çabalarının nüvelerini taşıyan ifadeler ne yazık ki son tahlilde kimseye bir şey kazandırmayacaktır.
Barışa taraf olmak adına sürecin asli sahibi olan diğer kesimi topyekun derin devlet uygulamalarından yola çıkarak suçlamak sadece bu günkü durumun sürmesini istemek anlamına gelmektedir.
Ne olur, nefret duvarlarının yükselmesine sebep olmayalım artık.
Benim de tümüyle katıldığım Yaşar Kemal’ in bu önemli açıklamasında belirttiği gibi :
Bu gün Türk olsun, Kürt olsun, hangi oluşumdan gelirse gelsin, bu ülkede gerginliği arttıracak söz ve eyleme girenlerin vebali ağırdır, tarih önünde ağır biçimde yargılanacaklardır, buna eminim.