- Kategori
- Güncel
Gül'ün serüveni

Cumhurbaşkanı A. Gül
1- Abdulluh Gül, cumhurbaşkanlığına aday olduğunda, kıyametler koptu. Sırf bu yüzden, meclisin "toplantı ve karar yeter sayısı"nı belirleyen Anayasa'nın 96. maddesi, (Anayasa Mahkemesi'nce) farklı bir yoruma tabi tutuldu. 102. maddedeki, cumhurbaşkanı seçilebilmek için, ilk iki turda alınması gereken oy miktarı, toplantı yeter sayısı olarak kabul edildi. CHP ve diğer muhalefet partileri meclise girmeyince, yasama tıkandı, mecburen erken seçime gidildi. (Not: 96, 101 ve 102. maddeler 31.05.2007 de değişmiştir.)
2- Seçimler, ülke siyasetini bu noktaya taşıyanların hiç ummadıkları bir şekilde sonuçlandı. Nefessiz bırakmak için ellerinden geleni esirgemedikleri parti, daha güçlü bir biçimde meclise geri döndü. Sonuçlar, laik kesimi şoka uğrattı. Hiç bir şey umdukları gibi gerçekleşmemişti. Üstelik seçimden önce sık sık tekrarladıkları, "yüzde yirmi beşle, yüzde yetmişbeşe hükmedemezsiniz" deme şansını da yitirmişlerdi. Çünkü muhatapları, yüzde elliye yaklaşmışlardı. Fakat gene de yüzlerini AKP'ye dönerek, "sizin karşınızda yüzde elli üç var" diyenler oldu.
Seçim sonuçları, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı olmasına vatandaşın soğuk bakmayacağını gösteriyordu. Artık bu gerçeği, olaya direnenlerin de kabullenmeleri gerekiyordu. Kabulün, teslimiyet anlamına geleleceğini düşündüklerinden olsa gerek, bildiklerini okumaya devam ettiler. Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığına karşı olanların (üç+bir= ) dört ayağı vardı.
Birincisi siyaset ayağıydı. 22 Temmuz 2007 öncesinde olduğu gibi gene, meclisteki oturumlara katılmayarak seçimi engelleme kararı almışlardı. İkinci ayağı, emekli hukukçular teşkil ediyordu. Bunlar; "eğer Gül cumhurbaşkanı olursa, hakkındaki eski davalardan yargılanabilir" diyerek, caydırıcı rollerini oynamaya devam ediyorlardı. Üçüncü ayak, medya mensuplarından oluşuyordu ki, onlar da; gönül alıcı telkinlerden, aba altından sopa göstermeye kadar her yolu deneyerek hükümeti, bu kararından vazgeçirmeye çalışıyorlardı.
Olayın dördüncü ayağını, okurlarıyla anket yapan bir gazete tamamlamıştı. Yukarıda, (3+1= ) 4 demem ondandır. Okur oylamasının sonucu ise, "şaşırtıcı" kelimesiyle nitelenemeyecek kadar, etkileyiciydi. (Yenilerin argo tabiriyle, manyak güzeldi.) Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı olmasını istemeyenler % 87, isteyenler %13 tü. Bundan daha ikna edici bir netice olamazdı. Gül ve hükümet, Çankaya rüyasından uyanmalıydı.
Allah bu millete acımış olmalı ki, MHP meclise girdi de onun sayesinde ülke, muhtemel bir kaostan kurtuldu. Aksi bir durum olsaydı, şu anda hangi noktada olurduk, düşünmek bile istemiyorum.
3- Aykırı çıkışlara rağmen Abdullah Gül, yeni hukuki yoruma uygun olarak cumhurbaşakanı seçildi ve Çankaya'ya oturdu. Fakat bazıları bundan hiç hoşnut kalmadı. Kimisi, o benim değil, "göbeğini kaşıyan adam"ın Cumhurbaşkanı'dır dedi, kimisi selam vermedi, kimisi de protokollardan kaçtı. Vaziyeti karşıdan izleyen bir kısım zevat ise, olanlardan çok memnun ve mütehassis oldu.
4- Sonra kurumlar, iktidar ve Çankaya; devletin böyle yönetilemeyeceğini anladılar ve birbirlerine biraz da olsa yaklaştılar. Fakat hariçten gazel okuyanların kalpleri bir türlü mutmain olmadı. Sonucu bir türlü hazmedemediler; uslanıp, sakinleşemediler. İçlerindeki volkan hala, lav püskürtmeye devam ediyordu.
5- Amerikan Başkanı Bush, Cumhurbaşkanımızı davet edince onlara, yeni bir fırsat doğmuştu. Artık açığı değerlendirip golü filelere göndermek boyunlarına borçtu.
İşte böyle düşünen bir gazetecimiz, "Yarın büyük gün. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Bush’la randevusu var." demiş ve eklemiştir; "Peki Gül’ün gezisinin zamanlaması doğru mu?" (1) Aynı şekilde, tarafsız ve ilkeli haber yaptığını savunan bir televizyon kanalı da bu seyahatin yerinde olup olmadığını araştırmıştır.
Olağan yapıdaki habercilerden ve yazarlardan, böyle bir sorgulama yapmaları beklenemez. Randevü isteyen Abdullah Gül olmadığına göre, zaman tayini de ona ait değildir. Kendisi, bir başka devletin başkanınca davet edilmiş, o da buna icabet etmiştir. Mesele bundan ibarettir de bu, bizi hoşnut etmiyor ki...
Mutlaka bir yerlerden açık bulup girmeli, beynimizi kemiren rahatsızlığımızı, hazımsızlığımızı bir biçimde ortaya koymalıyız. İçimizi boşalttarak, şişimizi indirmeli ve bizim gibi düşünenleri de memnun etmeliyiz.
İşte bu örneğe uyan yukarıdaki habercimiz, CSIS'nin Türkiye Direktörü Bülent Alirıza'yı bulmuş ve ona, “PKK bitmiş olsa gezi anlamlı olurdu. O noktaya gelinmedi. Gül, belki dış politikada söz sahibi olmak istiyor, ama ABD iki başlılığı kendi lehine kullanabilir” dedirterek rahatlamıştır. (2)
Aynı kategoriye koyduğum tarafsız tv. nin, yansız haber sunucusu da konuyu, farklı yazarlara irdelettirerek tatmin olmuştur. Herkesin rahatladığını gördükten sonra, artık benim gerilip durmamın anlamı kalmamıştır. Yorganımı çekip, huzur içinde uykuya dalmışımdır. Hulasa, bazılarının beyninde Gül'ün serüveni bitecek gibi değildir.
Rüyamda Abdullah Gül'ün telefonda, "Mr Bush, bu davetin zamanlaması yanlıştır. En iyisi siz bunu 2009 a alın. Ben gelemiyorum. Kusura bakmayın" dediğine şahit olmuşumdur. Bush ise ingilizce olarak, " Abdullah, gelmezsen küserim valla" demiştir. Böylece Cumhurbaşkanımızın ABD'ye gitme nedeni tarafımdan anlaşılmıştır. Bilgilenmek isteyen bu yazıyı okusundur!
Bunları haber ve yorum niyetine okuyup dinleyince akli vaziyetim değişmiyorsa, zaten olacak önceden olmuştur. O zaman isteyenlerin bu yolda yürümelerinin bir mahzuru yoktur. Nasılsa berabereyizdir.
Akşam Gazetesi