- Kategori
- Deneme
Günaydın

Günaydın. Güneş neredeyse batmak üzere karşıdaki evin sol üst köşesinden ve neredeyse görünmez oldu Akçay’da bir Mayıs pazartesi çekildiğimiz resim. Günaydın, çünkü yine her zaman olduğu gibi uyumaktaydın sevgili sana sevdiğimi söylerken. Gözlerine bakma mecburiyetini taşıdığım hiçbir dakika yanımda olup da sözlerimi sarmalamamana müteakip uğurluyorum seni kalbimin avlusundan. Olmadığını artık iyiden iyiye fark ettiğim bu akşamüstü, doğa dükkanı kapatırken uyanıyorum sensizliğe. Boşluğun verdiği amaçsızlık belki, belki artık düşünmemeyi düşünmeyi bırakmanın vereceği hazza özlemin aklımın köşelerine sıkıştırdığı post it notlara kocaman harflerle tarihi kazıyor olmanın getirdiği yeni bir maharet, içimden koca bir sen geçerken hem aklıma hem de yanaklarımdan akması muhtemel sıvıya mukayyet olabiliyorum.
Sayfayı koparıp mutfak dolabının en az açılan kapağının üzerine iliştiriyorum. Günaydın. Belli ki daha fazla görmeye ihtiyacım var bu sözü. Yokluk denilen illetin tüm vücudu ele geçirdiğinde artık bulaşacak yeri kalmamışçasına süzülüp kalbin giderlerinden kayboluşunu hissetmek –hissederken izlemek- ne mutlu ki acıtmıyor, incitmiyor, yine tüm bunların yanında güldürüp eğlendirmiyor, 80 sonrası Türk filmleri gibi renk ve duygudan da yoksun gibi sanki, sadece oluyor. Yanan birşeyi tekrar yakmanın bir anlamının olmadığı gibi, dokunmuyorsun kalbime. Sensiz geçen Çarşamba'dan beri; veya sen yokken geçen son Çarşamba'dan beri ya da seninle geçen tüm Çarşambaların sonrasında hissetmeyi bıraktığımı da varsayabiliriz. Aklımı ancak yokluğun yarattığı bir boşluk işgal etmekle meşgul. Kocamansın ey boşluk demek oluyor ki kocamanmışsın ey kadın. Giderken de oluk oluk akıyorsun damarlarımdan, tenimden ayrılıp buhar oluyorsun damla damla, mutfaktan ayrılıp salonun en açık penceresinden sokağa, bulutlara yüceliyorsun. Yalnız kalırken ,eskici gidiyor, çop arabaları uzaklaşıyor ve bakkal da kapatmak üzere. Yorgun bir akşamı devralıyorum sabaha emanet etmek için.. Günaydın.