​ Güneydoğu Sorununa Dair Düşünceler / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ağustos '16

 
Kategori
Güncel
 

Güneydoğu Sorununa Dair Düşünceler

Güneydoğu Sorununa Dair Düşünceler
 

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimiz yıllardır ülkemizin kanayan yarası. Türkiye’nin insan zenginliğini, maddi ve manevi zenginlikleri götüren ülkemizin adeta freni vazifesi yapan bir bölgesi.

Sıradan insanlar olaylar karşısında ölen veya yaralanan insanlara, şehit ve gazi gibi mertebeler vermeye özen gösterirken, basit bir ölüm dahi başka bir grup insan için kazanç kapısına dönüşebiliyor. Bundan yıllar önce Suriye’de iç savaş başladığında fabrika sahibi ile konuşuyoruz. “Gaziantep’e pano fabrikası açacağım” dedi. “Hayırdır” diye sorduğumda. Adam başladı açıklamaya. “Şimdi orada iç savaş var ve savaş bittiğinde binalar yıkılmış, birçok bölge harap olmuş olacak. Dolayısıyla çok sayıda inşaat malzemesine ilave olarak, elektrik panoları da gerekecek. Biz de o bölgeye en yakın Gaziantep’e şimdi mevzilenirsek pazara en yakın noktadan satış yaparız” demişti. Savaş uzadı, adamın planı geri tepti. Adam piyasadan silindi. Ancak gerçek şu ki, Suriye’ye huzur geldiğinde milyarlarca dolarlık iş imkânı var ve savaşı kazananlar o bölgedeki iş imkânlarını da dağıtır pozisyonda olacaklar. (Tabi, savaş sonunda Suriye yıllardır savaş halinde olduğu İsrail’e hediye edilmezse. Yüzü maskeli grubun saldırmadığı, saldırmaya cesaret edemediği tek ülke olması sebebiyle bu da bir ihtimaldir)

Doğu ve Güneydoğumuzda ciddi olaylar devam ederken, helikopterler ve savaş uçakları uçarken su yakmıyor. Aynı zamanda Suriye benzeri yıkılan evler ve yıkılan yollar ciddi anlamda hazır pazarlar demek. Peki, ama bölgede değerli olan nedir ki, bu bölge bu şekilde kırk yıldır böyle bir harekete, teröre maruz kalıyor. İzler arandığında hep aynı yere çıkan yollar nedense konuşulmak istenmiyor, konuşanlar da bir noktaya kadar konuşuyor ve susuyor. Daha önce bölgede bizim sattığımız silahları teröristlere karşı kullanamazsınız diyen Almanya’ya paralel, Amerika’nın da yıllardır açık veya kapalı şekilde oradaki terör hareketlerini yönettiği biliniyor. Dile getirenler de susturuluyor. “Eşref Bitlis” bunlardan biriydi. “Necip Hablemitoğlu” diğeriydi. “Gaffar Okkan” bir başkasıydı. Bu cinayetler faili meçhul olarak kaldı. Eğer bir cinayet faili meçhul olarak kalıyorsa cinayetin açıklanmaması, açıklanmasından daha hayırlı veya güç bir noktadan sonra bitiyor. Devlet de susmak zorunda kalıyor, kalmak zorunda. Savaşlar, çatışmalar yaşanırken hesabı sorulamayan bir malzeme kullanımı söz konusu. Neticede vatan savunması ve vatan savunmasında yaralanan gaziler ve ölen şehitler.  Güneydoğudaki ve Doğudaki sıradan insanlarla, Türkiye’nin diğer sıradan insanları arasında hesabın tamamen dışında tutulduğundan, hesap ne olursa olsun kesinlikle kaybedecek taraflar olacağı en kesin neticedir!

Türkiye’de halklar arasında ciddi anlamda bir problem yoktur ve olamaz. Teknik olarak Ordu’da yaşayan bir adam belki hayatında bir veya iki kez Adıyaman’a gider ve asla birbirlerine zarar verme kabiliyetleri yoktur ve olamaz. Biz normalde Karadenizliler olarak Doğu ve Güneydoğuluları çok misafirperver ve sözünün eri insanlar olarak tanırız. Aynı şekilde birçok “müteahhit” düzenli olarak Diyarbakırlı işçileri çalıştırır ve en ufak bir şikayeti de yok. Aynı şekilde özünde birçok Doğu ve Güneydoğulu da kendilerini Karadenizlilerle karşılaştırırken kendilerinin deniz görmüşü olarak nitelendirirler.

Ülkede insanlarımız arasında kırılan kalpleri düzeltebiliriz.  Bu sıradan basit projelerle yapılabilecek şeyler olmasına rağmen ciddi olarak göz ardı edilmektedir. Kalkınma ajanslar yıllardır proje teklifi üstüne, teklifler açıklarken bu konuya da ciddi anlamda eğilebilir, doğu batı kardeşliğini inşa etmeye yardımcı olabilecek projeler üretilebilirdi ancak ne yazık ki sorun yok sayıldığından olsa gerek bölge toprak ağalarına, askerlere, bölgeyi sadece zorunlu görev bölgesi olarak gören kamu görevlileri, terör örgütlerine, yabancı istihbarat servislerine bırakıldı. Bölgede “zorunlu hizmet” yapanların bölgeye faydalı olması pek mümkün olamaz. Zorunlu kelimesi zaten adı üstünde sıkıntılı bir ifadedir. Bölgeye, stajyer öğretmenlerin, acemi kamu görevlilerinin gönderilmesi ciddi sıkıntıdır. Bölgeye gönderilecek kamu görevlileri özel yetiştirilmiş öğretmenler ve ciddi eğitimlerden geçmiş kişilerin geçmesi zorunlu kişilerden seçilmelidir. Bu bölgeler profesyonel ajanların 1830’lu yıllarından beri cirit attığı bölgelerdendir.  Osmanlı Coğrafyasında Anadolu’da özellikle seçilen bölgelerdir.  Böyle bir öneme haiz bir bölgedeki saldırı; yüz yıldır çalışan yabancı ajanlara karşılık stajyer memurların, olayların farkında olmayanların saf ve cahil bırakılmış hatta cahilliklerinin sebebi kendisiymiş gibi toplumun bir kısmı tarafından suçlanan bölge halkının savuşturabileceği bir saldırı değildir.

Bu bölge sadece Kürt soydaşlarımızın yaşadığı bölge değildir. Son derece verimli tarımsal arazilere sahip ve bölgede son derece zengin ve bakir maden yataklarının olduğu bir bölgedir. Bizim bölge hakkında az olan bilgimize karşın, bölgede petrol devlerinin üzerine ağır metallerden sayılan “Civa” dökülerek kapatıldığı iddia edilen petrol yatakları bulunmaktadır. Hâlihazırda petrol olarak oldukça fakir olan ülkemizin en önemli petrol yataklarının bölgede olması bölgenin önemini ortaya koyarken bölgede ve diğer tüm bölgelerde gelişmeyen mantık, analiz, tarih bilinci ve düpedüz bilinçli cahil bırakılmış bir toplumun sağlıklı analiz yapması zor hatta imkânsızdır. Birçok bölgede yuvalanmış tarikat yapıları devletten güçlü olmakla beraber milli oldukları varsayılamaz.  Bölgede kesinlikle iyi niyetlerle ciddi çalışmalar yapılması gerekir. Bölgede bir “Gaffar OKKAN” dahi önemli bir fark yaratabiliyor ve bölgede sivil halkla devletin arasını düzelten önemli bir insanken aydınlatılmayan, aydınlatılamayan bir suikasta kurban gitti. Bölgede çıkarlar büyük, hesaplar ölümlerle, suikastlarla susturulabiliyor. Geçmişte oldu, yakın zamanda oldu. Gelecekte de olacağa benziyor. Bu bir nevi Mamak Askeri Cezaevinde aynı koğuşa atılan ve yıllarca birbirlerine sağcı-solcu yaftası yapıştırılan insanların durumunu anımsatıyor. İnsanlar özellikle yine bir suikasta kurban giden merhum “Muhsin Yazıcıoğlu’nun” ifadesiyle daha önce çok farklı gördükleri insanlarla aynı odada kalınca aslında fikir olarak aynı fikirde olduklarını işte o zaman insanların sağcı-solcu diye yıllardır kullanıldıklarına kanaatine varabildikleri görülmüştür. Biraz geç kalınmış sağdan soldan bir sürü can gitmiş, birçok kişi de asılmış olan yine filler tepişirken karıncalara olmuştu. Tarih 12 Eylül’dü. Akıla, mantığa ne oldu? Kürt kardeşim benim gerçek düşmanım nasıl olabilir? Bu eğer bir sorunsa ben dahi bir hafta içinde on farklı fikir üretebilirim ki, ben de kim oluyorum?

https://www.google.com.tr/search?q=yerlilerin+g%C3%B6zya%C5%9Flar%C4%B1&rlz=1C1AVNE_enTR683TR683&espv=2&biw=1360&bih=601&source=lnms&tbm=isch&sa=X&ved=0ahUKEwjMkeaAiaHOAhVCvBoKHQd_CKIQ_AUIBygC#imgrc=PvterOCZL8yuAM%3A

Bu vesileyle merhum Gaffar OKKAN'ı rahmetle anıyor  ve hazır zamanı gelmişken sözkonusu yiğidin de gerçek faillerinin araştırılmasını temenni ediyorum.

 
Toplam blog
: 2271
: 163
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..