- Kategori
- Blog
Haber, fırından yeni çıkmış ekmek gibidir; bayatı yenmez!
Yok yok yanlış anlamayın!
Ekmek derken ekmek parasına gönderme yapmıyorum...
Öyle yazı başına 50 avro yetmiyor diye yeni doğmuş bebek misali cıyak cıyak ağlayıp, kıymetini anlasınlar diye günlerce yazı boykotu yapan, sonra da kuzu kuzu klavyesinin başına oturup yine kuzu kuzu yazanlar gibi para canlısı değiliz.
Yan cebimize konsa belki sesimizi çıkarmayız ama yine de akçeli işlerle bizim işimiz olmaz.
Spor Toto Süper Lig'inde top koşturup sporcu ruhumuzu pazara çıkarmaktansa, Spor Toto 3. Lig'inde top koşturmayı tercih edenlerdeniz...
Neyse ben sahici ekmekten bahsediyorum.
Fırından yeni çıkmış, üzerinden buharlar yükselen çıtır çıtır ekmeğin kokusuna, tadına doyum olabilir mi?
Laf açılmışken bir de ekmekten lezzet tarifi yapayım...
Birilerinin, "hadi git oradan, ekmekten de lezzet tarifi mi olur" dediklerini duyar gibi oluyorum.
Öyle hemen kızmayın, sabredin biraz; eminim okuduğunuzda ilk deneyen siz olacaksınız.
Şimdi sabahleyin kalktınız, düşünüyosunuz ki kahvaltıda ne yesem. Hanımın da hey heyleri üzerinde; değişik bir şeyler istiyorsunuz ama, söylemeye cesaret edemiyorsunuz. Evde ufaklık varsa onu yollayacaksınız, yoksa kendiniz üşenmeyeceksiniz, mahallenin fırınına gideceksiniz. Vitrinden değil, fırından çıkan ekmeği alacaksınız ve yandaki şarküteriye uğrayacaksınız. Oradan da şöyle kalitelisinden tulum peyniri alacaksınız ve eve döneceksiniz.
Sıcak ekmeği keskin bir bıçakla yan tarafından fazla bastırmadan ve zorlamadan ( aksi halde ekmek hamurlaşır) keseceksiniz, içerisine bolca tereyağı süreceksiniz, sonra da satın aldığınız tulum peynirinden yine bolca üzerine yayacaksınız.
Olmazsa olmazı çay eşliğinde de afiyetle yiyeceksiniz.
İlk defa tattığınız ve şimdiye kadar neredeydin diye bana hayıflandığınız bu lezzetin tek kusuru var o da bağımlılık yapmasıdır.
Fırından yeni çıkan ekmek bu kadar lezzetliyken, durdukça lezzetini kaybeder, bir gün sonra ise yiyemezsiniz, daha da durdukça küflenir ve pis kokudan yanına bile yanaşamazsınız.
Simit de aynıdır. Eskiden mahalle aralarında simit satan çocuklar boşuna "Fırından yeni çıktı, çıtır çıtır simit" diye bağırmıyorlardı.
Kıymalı pide hakeza... Soğuyunca sertleşir, kayış gibi olur; tadını da tuzunu da kaybeder.
İşte haber ve haber yorumları bunun gibidir.
Hoş bazı yemekler böyle değildir, durdukça lezzetlenir; örneğin kuru fasulye gibi.
Ama bizler burada haber yazarken ya da haberleri yorumlarken kuru fasulyenin faydalarını anlatmıyoruz ki!
İnternete şok bir haber yansıyor. Aman soğumasın deyip klavyenin başına oturuyoruz, haberle ilgili detayları araştırıyoruz, alelacele yazımızı pişirip tezgaha koyuyoruz; 1 saat, 2 saat, 3 saat, 5 saat, bazen 1 gün, 2 gün vitrinde yer almıyor.
Sonra bir bakıyorsunuz yazınız vitrinde... Tabii ki küf kokusundan yanına yanaşabilirseniz!
Bazen de yazınız 3 saat, 5 saat sonra vitrine konuyor, ki buna alıştık, eyvallah diyoruz. Aaa bir de bakıyorsunuz ki, o kadar özen göstermiş olmanıza rağmen, bir hata hem de başlıkta bir harf hatası...
Okuyucudan utanıyorsunuz, düzelteyim diyorsunuz ve tekrar yayına veriyorsunuz...
"Siz misiniz işgüzarlık yapan, alın size" deniyor ve 5 saatte yayına giren koca yazınız bir harf tashihinden dolayı artık günlerce bekliyor.
Bu mudur yani?
Eminim bizler de yazı başına 50 avro diye tuttursak, bırakın böyle yazı küfletmelerini, anında güvenilir yazar bilem yaparlardı bizleri.
Konu ekmekten açılmışken, geçenlerde bir tv kanalında ekmekle ilgili bir programda izlediklerimi de aktarmak istiyorum.
Beyaz ekmek-siyah ekmek tartışması bir kanalda irdeleniyordu. Stüdyo konuğu son günlerin popüler ismi diyetisyen Prof. Dr. Canan Karatay Hoca'ydı. Ankara stüdyosunda ise Türkiye Fırıncılar Federasyonu Başkanı Halil İbrahim Balcı oturuyordu.
Önce Karatay Hoca'yı konuşturdular...
Aman Allahım! Söze bir başladı ki!
- "Ne siyahı, ne beyazı kardeşim, ikisi de zararlı. Ekmeksiz yaşama kendinizi alıştırın" dedi.
Bu sözler karşısında Ankara stüdyosunda beklemekte olan Türkiye Fırıncılar Federasyonu Başkanı şoke olmuştu. Soz sırası kendine geldiğinde uzunca süre konuşamadı, yutkundu.
Ekmek yeme alışkanlığı olan bir toplumuz.
Karatay Hoca ekmeği bir anda silip attı.
Yoksa bizleri yazı yazmaya alıştırdıktan sonra, Karatay Hoca gibi bizlere de "Yazısız yaşama kendinizi alıştırın" mı denmek istiyor?
Zira bayat ekmek gibi bayat yazı da yenmiyor da...
Hasan Basri Özgen